Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Damlalar

Rüzgârlı şehir
Seher Durmaz


“Hû, Hû!” zikrinin serzâkiri, Hudâ aşkının semâzeniymiş rüzgâr; Hakk’ın mutî bir memuru, arzın haşyetli bir hâliymiş rüzgâr; Rahmet katrelerinin nâyı, Süleyman Aleyhisselâm’ın bineğiymiş rüzgâr.
Hz. Süleyman (as), Allah’tan (cc), dünyada misli görülmemiş bir saltanat isteğinde bulunmuş ve Rabb’ine şöyle nida etmişti: “Ya Rabbî! Beni affet ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hâkimiyet lutfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bol olan vehhabsın!...” (Sâd/35)
Bunun üzerine Allah ( cc ), Hz. Süleyman Aleyhisselâm’ın duasını kabul buyurmuş, rüzgârı onun emrine vermişti. Hz. Süleyman, rüzgâra nereye emrederse, kendisi de üzerinde olduğu hâlde, rüzgâr oraya giderdi; o kadar hızlı eserdi ki, sabahtan akşama kadar iki aylık mesafe alırdı.
Hz. Süleyman’ın (as) mülkü mislinde olmasa da, bize de musahhar kılınmış rüzgâr…
Hani, sıcak yaz günlerinde özleriz de onu, ‘Es ey rüzgâr!’ nidâlarıyla çağırır ve bir ağaç altında, üfül üfül esintisini iliklerimize kadar hissederiz ya… Tozların serpilişini, katrelerin raks edişini ve dalgaların coşkusunu seyrederiz ya onunla… Bir dal misâli salıveririz ya kendimizi akışına… Şâirlere bir ilham vesilesidir ya bâd-ı sabâ… Ilık bir meltem okşayıp geçer ya ruhumuzu, nisan akşamlarında… Sararmış tabiatla haşir neşir oluruz ya onunla eylül ikindilerinde…
Bir eylül ikindisiydi, Bakü’nün ‘rüzgârlı şehir’ olduğunu ilk müşahede ettiğimde… Semâ, baştanbaşa hiddetli bir rüzgârla yankılanıyordu. Arz, âdeta büyük bir zelzelede yuvarlanıyordu. Camlar sarsılıyor, kapılar zangır zangır titriyor ve çer çöp sağa sola uçuşuyordu. Hazar’ın dalgaları kabardıkça kabarıyor ve Hazar, şaha kalkmış bir dağı andırıyordu. Denizin sinesi açıldıkça açılıyordu…
Ağaçların heybetli sûretleri, cezbeli bir hâl almış; müdakkik nazarların seyirlerinin daha derinlere yönelmesine vesile olmuştu. Her biri, rüzgârın tesiriyle semâ’a kalkmıştı. Sanki her birinin dalına birçok ney takılmıştı, hepsi lâtif sedâlarıyla, bir merâsim vaziyeti almıştı. Yaprakları, binler dillere dönüşmüş, “Hû, Hû!” zikrini tekrar ediyorlardı. Nağmeleri, semâvî bir musikiden geliyor gibi sâfi ve müessirdi...
Bakü’de yalnız bir güne mahsus değildir rüzgârın hikmet-edâ icrâsı. Aslında dört mevsimde, apayrı nağmeleriyle tecelli eden bir İlâhî nefhadır rüzgâr...
Kışın, gamlı nağmelerle eser rüzgâr. Meltem, serince okşar çiçekleri; fırtına, yerden yere vurur sahilin kumunu, taşını…
Yazın, tatlı Hazar esintisi, insanın kendine gelmesine vesile olur; ruhlarda tüllenen memleket hasretinin uyumasına tesir eder.
Hazan mevsiminin rüzgâr sesi ve o sesle çıkan yaprak hışırtısı, bamtellerine dokunur; böylece tabiat, bir nâz ve niyâz zemzemesi içinde okunur…
Velhâsıl, Bakü’de, hiç durmadan ninniler söyler rüzgâr; rüzgâr vesilesiyle inkişaf eder hayatın içinde mânâlar…
Şimdilerde, rüzgârlı şehirde günler baharı solukluyor. Tan yelleri etrafa bahar muştusu yayıyor. Gönüllerde bir nurlu neşe doğuyor. Her yerde, amber sürünmüş rızâ meltemleri esiyor.
podcast itunes youtube rss twitter facebook