Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Damlalar

Çocukluğumda tutuşan ümit
Ali Osman Kurun


Yüce dağların çevirdiği, yaylaların eteğinde çehresi eski hayrat çeşmelerinin su taslarına benzeyen bir kasabada büyüdüm. Karlar, annemin yemenisi gibi tertemiz örterdi her mevsim dağ başlarını. Söner sönmez güneş erken akşamlarda, tutuşurdu babaannemin dudağında âyetler. O âyetleri, o alevi taşırım yüreğimde hâlâ. Seni taşırım Salâvatlarda, Fatihalarda, Yasinlerde…
Pencereler uğuldardı, tahtalar çıtırdarken dedemin secdelerinde. İçli bir sıcaklık doldururdu gönüllerimizi. Üstünde demlenen çayın fısıltısının bir zikre dönüştüğü sobadan bile; “En çok Allah’ı seveceksin ve sonra Peygamber Efendimiz’i (sas)” mânâları tüterdi. Bundan dolayı, Sen’i daha tanımadan herkesten çok sevdik. Öyle nakışlandın ki yüreğimize, kendimizi bilmeden Sen’i bildik.
Evet!
Çocuklar süt emmeden Sen’in adını emmeli,
Ezanlar doldurmalı kulaklarını,
Saçlarını Salâvatlar okşamalı…
Sokaklar bir Hakk dostunun, hüzünlü çizgileridir. Kalbimiz Sen’i taşır damar damar sokaklarında.
Şehir uyanıverir herkes uykudayken.
Türbelerin, camilerin kokusu dolar kaldırımlara.
Gece hayalin olur; ışır karanlık, yeşil bir kandil gibi.
Ay eski bir şâhittir; bir sahabi tevekkülü ile seyreder evleri, ağaçları, tek tük yol alan araçları…
Köpeğine bile bir şeyler geçmiştir nice velînin, şehidin yattığı bu topraklardan. Issız sokaklarda gece yarıları köpekler gibi gezen ben,
Sen’i en çok güzle hatırlarım;
Bir yerlerde ‘taşlar’ın sızladığını duyarım..
Ama çocuklar büyür ve insanlar unutur…
Bazen, mevsim mevsim bulanır en temiz ırmaklar da.
Korkarım ateşe yürüyen satırları yazmaktan; kâğıtlar da yanar!
Sen’i anlatmak benim kârım değil!
Yeter ki ‘sonsuzluk kervanı’na sözlerim takılsın. Uçsuz fezâda yol alan bu satırlar, bir gün Sana ulaşmama vesile olsun. Ve nurlu bir mühür gibi parıldasın alınyazımda benden Sana uzanan birkaç kelime…
Ve Sen’le başlayayım bahara!
podcast itunes youtube rss twitter facebook