Damlalar
Bir gün-altmış gece
KöksalAkar
Yıkıldı can sarayım, öze döndü her çizgi,
Yalnız ‘ölüm hak!’ diyor dudağımdaki ezgi.
Gidiyoruz mevsimler kadar yorgun ve melûl;
Giderken ağlayan göz, sükût diyen nice dil!
Ufkunda güneş batan günüm, ölüm yaşında,
Hüzün yazar ruhumun sevinç ve telâşında.
Bir avuç gözyaşıydı dökülen, ardım sıra;
Ne umutlar bırakıp gitmiştim, bir asıra.
Ben gittikçe hüzün de benimle geliyordu;
Dostlarım ağlıyordu, bir annem gülüyordu.
Yalnız ve ağlamaklı giderken uzaklara,
Tebessüm bırakmıştım doğduğum topraklara.
‘Beni bekleyen budur!’ dedim niceden sonra,
Ve vardım kapısına altmış geceden sonra.
Açılan her kapının kolundan tutan bir el;
Her kapıdan girerken ödenen bin bir bedel...
Bir gün-altmış gece
KöksalAkar
Yıkıldı can sarayım, öze döndü her çizgi,
Yalnız ‘ölüm hak!’ diyor dudağımdaki ezgi.
Gidiyoruz mevsimler kadar yorgun ve melûl;
Giderken ağlayan göz, sükût diyen nice dil!
Ufkunda güneş batan günüm, ölüm yaşında,
Hüzün yazar ruhumun sevinç ve telâşında.
Bir avuç gözyaşıydı dökülen, ardım sıra;
Ne umutlar bırakıp gitmiştim, bir asıra.
Ben gittikçe hüzün de benimle geliyordu;
Dostlarım ağlıyordu, bir annem gülüyordu.
Yalnız ve ağlamaklı giderken uzaklara,
Tebessüm bırakmıştım doğduğum topraklara.
‘Beni bekleyen budur!’ dedim niceden sonra,
Ve vardım kapısına altmış geceden sonra.
Açılan her kapının kolundan tutan bir el;
Her kapıdan girerken ödenen bin bir bedel...


