Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Damlalar

Yağmurlardan sonra bahara uyananlar
H. Yusuf Yenibaş


İlâhî rahmetin doğrudan tecellisidir yağmur, hayat vesilesi olur düştüğü yerlerde. Yağmur, ürperti ve huzuru bir arada barındırır; tevazusunu gizler heybetiyle, ruhları dinlendirir âhenkli sesiyle. Yer yer fırtınaya dönüşüp musibet kisvesi giyer; ama yine de gerçek ve en güzel adı rahmettir yağmurun. Bu isim ona ne kadar da çok yakışmaktadır. Zîrâ yağmurun neticesi öyle bereketlidir ki, bundan dolayı rahmetle bütünleşmiş, hattâ rahmetin kendisi olmuştur. O semamızdan aşağı nazlı nazlı inerken, yağmur yağıyor demeyiz de, rahmet yağıyor deriz pek çok zaman.
Fırtınayla gelince ürpertir yağmur. Herkes bir sığınak arar kendine. Endişe ve korku kaplar sineleri. Çok defa gelmesi için dua edilen yağmurun, böyle zamanlarda çabuk geçmesi temenni edilir.
Yağmur, gökyüzü için bir doğumdur aslında. Her doğum gibi semamızın doğumları da sancılı olur. Hava iyice ağırlaşır, sıkışır ve bunaltıcı hâle gelir. Herkes havanın ağırlaştığından bahseder. Ruhlara da kasvet verir bu sıkışma. Yağmurun yağması beklenir havanın rahatlaması için. Yağmurla toprağın kendine has kokusu etrafı sararken, rahatlayan havayla birlikte gönüllerde ve ruhlarda da bir sükûnet hâsıl olur. Nasıl ki, doğumdan sonra sıkıntılar gider, yerine bütün sıkıntıları unutturan neşe gelir, yağmur da öyledir; sonrasında gelen rahmet ve bereket sadece sevinç ve mutluluk kaynağı olur insanlar için.
Kış çetin geçer. Kar, tipi, boran, yağmur, fırtına ve şubat soğukları kışın kaderidir. Günler bahara kayarken, nisan yağmurları gelir. Nisan yağmurları genellikle fırtınasız ve sakin yağar. Nisan yağmuru ki, bütünüyle berekettir. Nisan yağmuru ki, toprağın bahardaki en önemli nasibidir. Nisan yağmuru ki, baharın geldiğinin en büyük delilidir. Çünkü onu, kuşlar, böcekler ve rengârenk çiçek ve kelebekler karşılar yeryüzünde. Fitnat Hanım’ın dediği gibi; “Efendim seyre çık âlem serâpa sebzezâr oldu;/Açıldı lâleler, güller, yine fasl-ı bahar oldu.”
Artık kış gitmiş bahar gelmiştir; seyrine doyum olmayan güller, lâleler sarmıştır dört bir yanı. Kış, fırtına, soğuk, tipi, boran geride kalmıştır. Ara sıra rüzgâr şiddetli esse de, bu asla bir kış fırtınası ve şubat soğuğu değildir. Sadece reflekslerimizi canlı tutmak içindir. Ümitsizliğe kapılınmamalıdır bundan dolayı. İlâhî kanunlar gereği, kış arzusuna düşen kurt ve çakalların hevesleri kursaklarında kalacaktır. Ara sıra esen fırtınalar bile, onları hedefe ulaştırmayacaktır. Çünkü kış geride kalmıştır. Hüküm artık baharındır. “Öyle bir mevsim-i baharında geldik ki dehrin,/Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistan harâb” (Molla İzzet) (Zamanın öyle bir döneminde geldik ki, bülbüller susmuş, havuz boş ve gül bahçeleri kurumuştur) diyen şairin mısralarından dökülen ümitsizlik ifadelerinin aksine dört bir yanı nazlı nazlı salınan çiçekler, cıvıl cıvıl şakıyan kuşlar, öten bülbüller ve yağmurun bereketiyle coşkun akan nehirler almıştır.
Ne mutlu yağmurdan sonra bahara uyananlara. “Başını kaldır çevrene bak ve dünü-bugünü bir arada görmeye çalış! Her şeyin muntazam bir tempoyla değişip gelişmekte olduğunu; dün minik bir tomurcuk, kuru bir tohumcuktan ibaret olan filizlerin, dânelerin boy atıp başak bağladıklarını, ayağa kalkıp çiçekler açtıklarını görecek ve hayretten hayrete gireceksin... Evet, tıpkı baharda, otların, ağaçların, hattâ bütün canlıların urbalarını giyip formalarını takması ve her biri kendine has renk, şekil, keyfiyet ve edâ ile gözlerimizi kamaştırıp gönüllerimizi coşturması, başlarımızı döndürüp bakışlarımızı bulandırması misillü; dünyânın dört bir yanında, değişik renk, değişik şekil ve değişik şîvede, fakat hepsi de o tek ve biricik gerçek etrafında olagelen en mevzun değişmeler, en dengeli gelişmeler birbirini takip etmekte ve âdetâ Kudret-i Sonsuz, bütün handikaplara rağmen, iç içe baharlar gibi peşi peşine hârikalar ve mucizeler sergilemekte. Artık, bugünün dün; yarının da bugün olmayacağını daha iyi seziyor ve daha iyi anlıyoruz. Bugün ufukta bize göz kırpan güneş, dünkü o solgun yüzlü güneş değil. Yarının pırıl pırıl güneşleri de bugünün küsuftan sıyrılmaya çalışan güneşleri gibi olmayacaktır.” 1
<b> Dipnot:</b>
<i>1. Bahara Uyananlar, Yeni Ümit, Ocak-Mart, 1989, Başyazı.</i>
podcast itunes youtube rss twitter facebook