Damlalar
Gül Sancısı
Bekir Biçer
Yaslı bir keman sesi gibi çek sızılarını yüzümden
Hüznümden tenhâ yolların çilesi okunur
Bağlar ellerimi dokunuşu gözlerinin
Çiçekler açar düşlerimde gülümsemelerin
Vuslat desem her mevsim sonbahar olur
Kalbimde üşür mavi yeşil bütün renkleri aşkın
Dilenci bir rüzgâra kapılır düşerim
Kirpiklerinde tutunan âsûde bir şebnem olurum
Eski, isli bir tren olurum seferler düşleyen
Sıyrılarak dumanların arasından dağlara doğru
Uzak hep uzak ışıklara şarkılar söyleyerek
Medine’ye,Taşkent’e, Girne’ye, Kahire’ye…
Gözlerinin köprülerinden geçip sonsuzluğa
Demir tekerlerinde kırılan gürültü gibi
Yapma bir aşkı bırakıp vagonlarına hırpanî şimendiferlerin
Ölmek isterim her geçtiğim istasyonun sensizliğinde
Uzak, alabildiğine uzak ışıklara müjdeler vererek
Ale’l-rasi ve’l-ayn
Taşımak isterim aşinâ bir gülü -saklayarak- kırgın kalbimde
Her çağrışımda bağırarak adını sokaklarına şehrin
Hece hece bölerek hüznü
Yaşmak yaparım şiirlerimi yüzüme
Dokunmak için bir kere nefesine
Uzak, boyuna uzak ışıklara ıslıklar çalarak
Ellerinden akan tasalı bir su olurum
İstanbul’a, Varna’ya, Ulanbatur’a, Londra’ya…
Eski, isli bir tren olurum seferler düşleyen
Yıkılırsa eğer içimde sevdanın sütunları
Belle ki ben ölmüşüm, kıtalar düştü ellerimden
Küssün ırmaklar denize, kuşlar gökyüzüne, meyveler ağaca
Ve zaferler sabra
Yıkılırsa eğer içimde sevdanın sütunları
Adın bitsin çiçek gibi göğsümün göçüklerinden
Üzerini yoksul karıncalar örtsün sırlarımın
Yüreğimi sınaması son bulsun ikiyüzlü soruların
Toprak okşasın âşina gülün yetim sürgünlerini
Yıkılırsa eğer içimde sevdanın sütunları
Belle ki ben ölmüşüm kıtalar düştü ellerimden
Gül Sancısı
Bekir Biçer
Yaslı bir keman sesi gibi çek sızılarını yüzümden
Hüznümden tenhâ yolların çilesi okunur
Bağlar ellerimi dokunuşu gözlerinin
Çiçekler açar düşlerimde gülümsemelerin
Vuslat desem her mevsim sonbahar olur
Kalbimde üşür mavi yeşil bütün renkleri aşkın
Dilenci bir rüzgâra kapılır düşerim
Kirpiklerinde tutunan âsûde bir şebnem olurum
Eski, isli bir tren olurum seferler düşleyen
Sıyrılarak dumanların arasından dağlara doğru
Uzak hep uzak ışıklara şarkılar söyleyerek
Medine’ye,Taşkent’e, Girne’ye, Kahire’ye…
Gözlerinin köprülerinden geçip sonsuzluğa
Demir tekerlerinde kırılan gürültü gibi
Yapma bir aşkı bırakıp vagonlarına hırpanî şimendiferlerin
Ölmek isterim her geçtiğim istasyonun sensizliğinde
Uzak, alabildiğine uzak ışıklara müjdeler vererek
Ale’l-rasi ve’l-ayn
Taşımak isterim aşinâ bir gülü -saklayarak- kırgın kalbimde
Her çağrışımda bağırarak adını sokaklarına şehrin
Hece hece bölerek hüznü
Yaşmak yaparım şiirlerimi yüzüme
Dokunmak için bir kere nefesine
Uzak, boyuna uzak ışıklara ıslıklar çalarak
Ellerinden akan tasalı bir su olurum
İstanbul’a, Varna’ya, Ulanbatur’a, Londra’ya…
Eski, isli bir tren olurum seferler düşleyen
Yıkılırsa eğer içimde sevdanın sütunları
Belle ki ben ölmüşüm, kıtalar düştü ellerimden
Küssün ırmaklar denize, kuşlar gökyüzüne, meyveler ağaca
Ve zaferler sabra
Yıkılırsa eğer içimde sevdanın sütunları
Adın bitsin çiçek gibi göğsümün göçüklerinden
Üzerini yoksul karıncalar örtsün sırlarımın
Yüreğimi sınaması son bulsun ikiyüzlü soruların
Toprak okşasın âşina gülün yetim sürgünlerini
Yıkılırsa eğer içimde sevdanın sütunları
Belle ki ben ölmüşüm kıtalar düştü ellerimden


