Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Damlalar

Saray
Murat Talha


Ne kadar enteresan değil mi? Önce rastgele deniyorlar. Olmazsa başka şekilde tekrar deniyorlar. Tutarsa "Oldu!" diyor biri; "Galiba bu parça tamam." Diğerleri de deniyor. "Oldu galiba." diyorlar, sonra başkalarına da denetiyorlar. Onlar da "Oldu!" deyince, ortaya çıkanları reddedilemez ve üzerine bir şey konulamaz bir şey olarak sunuyorlar herkese. Bir müddet geçiyor ve en sorgulanmaz gününde biri çıkıyor; ortaya çıkanlara ya bir şey ekliyor veya bilineni yıkıyor. Sonra onun dediğini de deniyorlar. Aradan nesiller geçiyor. Her nesil bir önceki neslin zannına gülüyor ve kendi gerçeklerinin belirlediği sınırda özgürlüğün tadını çıkarıyor.

Ya diğerleri... Denenmişler kesin bir gerçek olarak sunulduğunda, kataloguna bakıyorlar oyuncağın. "Hah, bak katalog doğruymuş!" diyor biri diğerine. İyi de oyuncağı yapan düzenlemedi mi bu katalogu. Önce kataloga bakıp ona göre birleştirseler ya parçaları. Bir masal anlatayım:

"Bir zaman büyük bir sultan, kendi ilmini ve sanatını göstermek için bir saray yaptırmış. Sarayın dış ve iç tasarımını bizzat sultan yapmış. Sultan bu sarayı o kadar güzel yaptırmış ki, sarayın genel görünüşü son derece estetik olduğu gibi, her bir odası, her bir eşyası, her bir eşyanın her bir parçası hem en olması gereken yerde, hem de son derece göze ve ruha hitap eder tarzdaymış. Her bölüm, her bir oda ve her bir eşya kendi içinde âdeta bir saraymış. Fakat hem odalar, hem de eşyalar keşfedilmeye muhtaç birçok sırla doluymuş.

Sultan, hazırlattığı bu sarayın kendisini nasıl anlattığını, saraya girenlerin nasıl davranması gerektiğini ve ziyaretçilerin saraydan sonra nerelere nasıl gönderileceğini açıkça anlatan bir de kitap yazmış ve onu bir yaveriyle sarayın görünen bir yerine koymuş. Ayrıca yaver bir müddet sarayda misafir olmuş ve kitabın yorumunu hem sözleriyle hem de davranışlarıyla bizzat yapmış. Yaverin misafir olduğu oda yaver zamanında altın devrini yaşamış ve sultan, yaverini kendi huzuruna aldıktan sonra da, o oda halkı kısa bir sürede kendi odalarındaki güzelliği sarayda bulunan odaların çoğuna yaymayı başarmış.

Sultan gönderdiği kitabın korunmasının bizzat kendine ait olduğunu kitabında açıkça belirtmiş. Asıl gönderiliş gayesi, sultanı tanıtmak ve ziyaretçilerin haklarını, mesuliyetlerini bildirmek olan bu kitapta, ayrıca eşyaların nasıl kullanılacağı ve saraydaki sırlar, şifreler hâlinde mevcutmuş.

Saraya girenler iki gruba ayrılmışlar: Kitap taraftarları ve saray taraftarları. Saray taraftarı olanlar, ne sarayın sultanını tanımışlar, ne de onun kitabına itibar etmişler. Sadece sarayla, saraydaki sırlarla, eşyaların nasıl kullanılabileceğini bulmaya çalışmakla uğraşmışlar. Hattâ sarayın bir sultan tarafından yapıldığını düşünmenin, araştırmalarının önündeki en büyük engel olduğunu temel felsefe olarak benimsemişler.

Kitap taraftarları ise, hem sultanı tanımışlar, hem de onun kitabına hürmet etmişler. Saraya ve kitaba bakarak, yaveri dinleyerek sultanı tanımaya çalışmışlar. Bir yandan da kitaptan ve yaverden öğrendikleriyle saraydan sonra gidecekleri yere hazırlanıyorlarmış. Ayrıca yaverin ve kitabın teşvikiyle uzun bir müddet saraydaki sırları keşfetmek için de uğraşmışlar ve bu dönem içinde, hem sarayın birçok bölümüne hâkim olmuşlar, hem de hâkim oldukları yerlere huzur götürmüşler.

Zamanla kitap taraftarları saraydaki sırlarla ilgilenmeyi bırakmış. Hattâ bu konuda aşırı giden bazıları; "Gideceğimiz yerde bize faydası olmayacak bu bilgilerle uğraşmanın ne gereği var." şeklinde düşünmeye başlamışlar. İşte o zaman sarayın sırlarını yavaş yavaş keşfeden saray taraftarları, saraya hâkim olmaya başlamış. Bir zaman sonra kitap taraftarlarını sindiren saray ahalisi, onların kendi istedikleri gibi yaşamalarına izin vermemeye, ellerindeki odaları almaya başlamış. Gün geçtikçe dengeler saray ahalisi lehine değişmeye başlamış.

Bir gün kitap taraftarı birisi: "Madem bu saray sultanın ve madem biz ona ve kitabına inanıyoruz, neden onu tanımayan saray taraftarları bize üstün geliyor?" diye sorunca, aklı başında bir kitap taraftarı başlamış konuşmaya:

— Arkadaşlar. Şimdi size bir soru soracağım. Bu saraya sırları koyan sultan değil mi?
— Elbette.
— Peki, bu sırları niye koydu? Sadece saray taraftarları araştırsın diye mi?
— Değildir elbet.
— O hâlde bu duruma düşmemizin sebebi biziz. Biz o sırları araştırmamanın cezasını çekiyoruz.
— Peki, ne yapalım o zaman?
— Biz de onlar gibi bu saraydaki sırları anlamaya çalışalım.

Dinleyenler hak vermiş. Kitaba inananlar da başlamış sarayın sırlarını keşfetmeye. Keşfedilen sırların kitapta şifreler hâlinde mevcut olduğunu görünce, onların aşk ve şevkleri daha da artmış. Bu gelişmeleri gören bazı saray taraftarları da onlara katılmış. Böylece düştükleri yerden yavaş yavaş çıkmaya başlamışlar."

Anlayamadığım, neden hâlâ bir kitap taraftarı şunu sormuyor:

"Neden saray ahalisinin metotlarıyla çalışıyoruz? Araştırmanın başındaki bazı öngörüleri kitaptaki şifrelerden araştırmıyoruz? Sultan, kitaba şifreleri sadece bulunan sırların orada mevcut olduğunu göstermek için mi koydu? Hep ilim mi kitabı notlandıracak, insanlar bu kitabın bilime ışık olduğu hakikatini ne zaman hakkıyla anlayacak?"

podcast itunes youtube rss twitter facebook