Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Damlalar

Hatıralar Bohçası Açılınca
Hasan Çağlayan


Kimi zaman ayrılık, kimi zaman da ölümdür sebep; kimi zaman da bir fotoğraf, bir nota, bir renk, bir koku… Sebep her ne olursa olsun, hatıralar bohçası bir açıldı mı, ıtırlar, yapraklar birbirine karışır; gözyaşları ve tebessümler nöbetleşmeye koyulur. Öyle ki, geçmiş gülüşlere ağlanırken ağıtlara da gülünür ve bu durum hiç de abes gelmez insana. Şairin: “Ağlarım, hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.” mısraı tam da bu hâlin tercümanıdır.

Unutulmayan ve bir şekilde sürekli tekrar edilen yaşanmışlıkların adı olmalı hatıralar, hatırlamaksa bir unutuş işaretçisi. Öyle ya, unutmak olsun ki bir şey hatırlanabilsin. Küllenen bir közü yeniden alevlendirmek veya unutuş ağacından bir çiçek, bir meyve koparmak gibidir hatırlayış. Unutuş ağacına uzanınca; kokulu, kokusuz çiçekler; acı, tatlı meyveler koparmak mümkündür her zaman. İşte, o anki sevinç ve hüzünlerimiz de koparılanın hangisi olduğuna bağlı biraz da. O ağaca uzanan dimağın eli boş dönmez.
“Çocukluğu boyunca geleceğe dâir hayaller kuran insan, yaş ilerledikçe çocukluğuna dönüyor.” içine dönüyor; her şey orada çünkü. Bu sebeple, eş dostla bir araya gelişlerde sohbetlerin en leziz, en tadılası katığı hatıralar olur çoğu zaman. Söyleştikçe ‘‘oğul verir anılar.’’ Elbette yine gülücüklerle bezeli, yine hüzne açık. Ya sefa veya çile döneminin sayfalarıdır aralanan. Ama mutlaka iz bırakan, ama mutlaka hafızaya kazınan. Zaten, bakışını kendi içine çevirenlerin karşısına çıkan, yaşarken yazmış olduğu hikâyeler değil midir? Elem verenleri kolayca unutulan, hoşa gidenleri sürekli taze tutulan hikâyeler.

Fakat herkes için böyle değildir bu. Öyleleri var ki, nerede acı bir hatırası varsa durmadan onunla meşgul olur. Yaşama sevinciyle tebessüm etmek dururken bir türlü çıkamaz bunalımdan; veya çıkmak istemez, niyeyse? Bir yarayı sürekli kaşımak gibidir böylesi; merhem sürmek dururken oysa.

İçimizi acıtan şeylerden bize fayda yok. Hep güzele, güzelliklere yürümek ne güzel merhemdir. Tatlı hatıralara dokundukça, taze ümitler besledikçe ve yaşanmakta olan güne odaklandıkça çehremize tebessümler yağması, kalblerimize serin huzurlar dolması hiç de zor olmaz. Yüzlerimizin ışıltısını örtmeyi kollayan solgun bir hüzün bulunsa da her dâim, sevinirken hüzünlenmek insan olmanın, dünyada olmanın cilvesidir.

Şayet iç huzuru artırıyorsa; hayâllerle, sevinç ve kederlerle örülü ömrün zenginliğidir hatıralar. Herkeste, anlatacak bir hikâye olması bundan. Bu sebeple, içlerimize döndüğümüzde bize sunulan, dilimize ve kalemimize sızan, bu zenginliğin varidatıdır. Dost meclislerinde dilimizin düğümünü çözen, yalnız vakitlerde kalemimizin kilidini kıran sebep, çoğu kez yine aynıdır. Zahir, iyileştirici bir tarafı olmalı hatırlamanın.
Yalnız vakitler dedim de, hatıralara yelken açan bir kimse yalnız sayılmaz. “Yalnız bırakmayın beni hatıralar.” diyen şaire bakılırsa asıl yalnızlık hatıralardan mahrum kalmaktır. Hattâ bizden önceki insanların izlerini taşıyan ve yaşanmışlık emaresi olan; bina kalıntıları, eşyalar, taşların üzerine kazınmış yazılar ve resimler de iyi birer hatıradır. Bir insan olarak; geride bıraktıklarımızdan, mazimizden, bir arkeolog hassasiyetiyle, şimdiki zamana bir şeyler kazandırılmazsa, bu hâl, hatıralara vefasızlık ve fakirleşmeye razı olmak gibidir. Hayat ağacı yapraklarının rüzgâra kapılan gazellere dönmemesinin yolu; birikimleri, anıları, canlı tutmaktan geçer.

Hayâl kurup geleceğe, hatırlayıp geçmişe doğru ömür genişletmek insanın sıklıkla yaptığı bir şey. Hatırladıkça zaman ve mekânda seyahat etme fırsatı yakalamak ve genişliğe kavuşmak insana bahşedilen büyük bir nimet. Bu sebeple, hatırlamak da bir tür ‘tayy-ı zaman’ ve ‘tayy-ı mekân’, ‘bast-ı zaman’ ve ‘bast-ı mekân’ fırsatıdır. Bir insan hapiste, zindan da olsa ve hattâ dünyayı da aynı şekilde görse bile…

Şu kısacık ömrü, şanlı hatıralarla doldurup, bir gün bu şanlı şeref levhalarını sonsuz huzur diyarında anlata söyleye tazeleyecek miyiz dersiniz? Ebedî dostlarla birlikte, yeşil yastıklara yaslanarak ve şerbet kadehlerini yudumlayarak; o rengârenk desenli, o burcu burcu hatıraları… Kalbimizde sürur, yüzümüzde tebessüm, dilimizde “Hey gidi günler!”le... Hey gidi!
podcast itunes youtube rss twitter facebook