Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Damlalar

Allah\'ın Rızasını Unutmak
Halil Zenciroğlu


Bakışların çok şey anlatıyor etraftakilere. Varlığın bile yetiyor işleri düzeltmeye. Sendeki kabiliyet etrafındakilerde yok. Senden başka hiç kimse, hiçbir işi doğru yapamıyor. Ah bir de seni anlayabilseler. Kimse seni anlayamıyor. Birkaç kişi var, onlar da seni hep yanlış anlıyor. Etrafındakiler ne de bilgisiz, sıradan kişiler. Samimi olabilirler, aynı davanın yolcusu da olabilirler; ama ne kadar da cahiller! Sana bıraksalar bütün işleri, ne güzel hâllolur. Senin yaptığın işler ne kadar sistemli ve plânlı oluyor. Plânlı oluyor da dostum, nerede Allah rızası?

Sesin çok güzel. Güzel ne kelime; bir şaheser. Allah vergisi olduğunu bilsen de, sen yine sesini çıkar öne! Az daha öne. Dinleyenleri âdeta mest ediyorsun. Kur'ân okurken bir de o hafif kıvrılışın, elini kulağına götürüşün, gözlerini kapayışın yok mu? Seni bambaşka yapıyor gerçekten de. Karşında başları önde insan kalabalığı, büyük bir huşu içinde dinliyorlar seni. Onları görünce açıkça söyleyemiyorsun; ama hoşuna da gitmiyor değil doğrusu. Namaz kıldırırken sûreler, ağzından ne de tatlı dökülüyor. Sesin güzel olduğu için sen geçiyorsun imamlık makamına. Sen namaz kıldırırken yer yer gözleri nemleniyormuş insanların. "Ya işte Kur'ân böyle okunur, namaz böyle kıldırılır." diye haykırıyorsun. Haykırıyorsun da dostum, nerede Allah rızası?

İdareci doğmuşsun sen. Karizmatik bir yapın var. Kuruma girdiğinde bütün bakışlar sana çevriliyor. İster korkularından isterse saygılarından olsun, ne fark eder? Diğer müesseselerin idarecileri senin gibi bir disiplin oluşturamadılar. Bazen müessesende problemler oluyor, hattâ sana "İnsanlık bekliyoruz senden, güler yüz ve ilgi göster bize." diyorlar. Böyle durumlarda onların yanlışlarını yüzlerine vuruyorsun; daha zor anlarında: "Enkaz devraldım, benden öncekiler hiç çalışmamışlar." deyince ne güzel oluyor, epey zaman kazanıyorsun. Sesini yükselttiğinde bütün meseleler hâlloluyor. En azından sana artık problem getirilmiyor. Kazanan sen oluyorsun yine. Kazanıyorsun da dostum nerede Allah rızası?

Gönül verdiğin, hayatını verdiğin bir davan var. Senin karakterin oldu artık davan. Öğreneceğin hiçbir şey kalmadı onunla alâkalı. Bütün yazılanları ve söylenenleri çok iyi biliyorsun. Hattâ bazılarını ezberledin. Toplantılarda en çok sen mükâfat alıyorsun. Bazı konularda kimsenin aklına gelmeyen teklifler bile yapıyorsun. Sana verilen vazifeler hakkında yorumlar yapabilecek seviyeye eriştin. "Ben olsam, bence, bizim zamanımızda, aslında." gibi sözler eklendi cümlelerinin başına. Seni çekemeyen ne çok insan var. Bir kere "bilmek" konusunda çok öndesin, "yapmak" konusunda ise hazır bahanelerin var. Müsait değilsin, yoğunsun, acil işin çıktı. Zaten sana bildiklerin yeter; yaptıkların değil! Kaç defa sana "bu işin ustası" dediler. Dediler de dostum, nerede Allah rızası?
Hizmetlerde hep en öndesin. Bütün sayılar seni, bütün çalışmalar yine seni gösteriyor. Bazen o kadar yoğun oluyorsun ki, namazlarını son dakikalara bırakıyorsun. Bir defa ikindi ezanı okunduğunda, öğle namazını kılmadığını hatırlamıştın. İyi de senin önemli bir işin vardı. Çok önemli bir konuyu, lokantada yemek yerken, o çok önemli arkadaşınla konuşuyordun. O sebeple hiç bozuntuya vermedin. Etrafına bu Allah'ın davası desen de hizmetleri anlatırken "yaptım, aldım, söyledim, etkiledim, ikna ettim, hayran kaldı, gözleri doldu" diyorsun. Diyorsun da dostum, nerede Allah rızası?

Sabahtan akşama kadar hep bir koşturmaca içindesin. Bitirilecek çok işin var. Bütün işler ancak sen olunca hâllolacak. Aileni ihmal ediyorsun bu sebeple. Eşinle ve çocuklarınla ilgilenemiyor, onların isteklerini "Çok yoğunum." sözüyle savuşturuyorsun. Çocuklarını uyanık hâlde iken en son beş gün önce görmüştün. Sohbetlerinde anlatmak için ne iyi bir malzeme oluyor bu durum. Hadi onlar da ailelerini ihmal etsinler de görelim. Anneni ve babanı birkaç ayda bir arıyorsun, komşularla ilgilenmeye vakit yok. Kendine bile zaman ayıramıyorsun. Ayırsan biraz oturup kitap okuyacaksın. Ama zaman yok. Sen zaten orada anlatılanları ezbere biliyorsun. Senin koşturmaktan başka işin yok. Cevapların mazeretlerini destekliyor. Durmadan koşuyorsun. Koşuyorsun da dostum, nerede Allah rızası?

Dostum, Allah dostlarının çile çektiği, sahabelerin şehit olduğu, peygamberlerin işkence gördüğü bu dünyaya biz, gül devrini görmek için değil "insanlara gül devrini yaşatmak için" geldik. Alkışlanmak için değil; çalışmak için; makam sahibi olmak için değil, hizmet etmek için; yaşamak için değil; yaşatmak için geldik. Dostum bırak başkası olmayı önce kendin ol. Yaşa ki yaşatabilesin, duy ki duyurabilesin, yan ki yakabilesin.

Dostum, Allah rızası dışında hiçbir gayemiz yok bizim. Zaten bu dava Allah'ın davası. Biz sadece günahlarına kefaret arayan, belki affediliriz ümidiyle O'nun yolunda koşturan neferleriz hattâ hizmetçileriz. Bu kudsî dava için yola çıkmış gönül erleri göze, kulağa değil gönle hitap etmek için vardır. Bu da gönül insanı olmaktan geçer dostum. İhlâslı ve samimi olmakla da kalıcılığa erer. Acaba o ne der, bu nasıl anlar diye değil; "Allah hoşnut olur mu?" duygusu ile yol alırız biz.

Unutma dostum, kazanma yolundayken kaybetmek de vardır. Gül bahçesinde güllerden nasipsizler, yağmur altında ıslanmayanlar, varlık içinde yokluk çekenler de olmuştur. Dünyada kazandıklarımız, Allah katında kaybettiklerimiz de olabilir. O'nun rızası ve hoşnutluğu en büyük gayemiz olmalıdır. Allah Resûlü'nün (sallallahü aleyhi ve sellem) şefaati bizim için en büyük payedir. Kabirde O'na komşu olmak ve mahşerde O'nun sancağı altında toplanmak en büyük ümidimizdir.
podcast itunes youtube rss twitter facebook