Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Yeni Kalemler

Tenbelliği Hakkımız var mı?
Zübeyin Selim


Bir doktor düşünün ve bir hastane dolusu hasta... Bir yanda hastalar ıstıraptan kıvrım kıvrım kıvranırken o evinde günlük işlerle uğraşıyor, televizyon seyrediyor, geziyor ve tozuyor. Hastaları ondan gelecek en küçük bir şifa emaresi bekleyedursun o, hastalardan haberdar fakat onlara kayıtsız kalıp tembellik ediyor. Böyle bir tembelliği belki de gaflet diyebileceğimiz bu hali kimse hoş karşılamaz.
Fakat böyle kişiler yok mudur aramızda, belki biz de böyle bir akıl ve gönül tutulması yaşıyor olabilir miyiz acaba? Hadi canım, demeyin; inanın pek çoğumuz elimizde sihirli bir tiryak, saklıyoruz dünyalar dolusu hastadan ve sakladıkça vebale giriyoruz farkına varmadan.
Evet, dünya dolusu hasta var alemimizde; bazen yanıbaşımızda bazen dünyalar dolusu uzaklıkta ama bir yığın hasta var alemimizde. Aklı, ruhu, gönlü ve duygu dünyası inançsızlıkla, ölüp de toprak olma kabusuyla felçli; hayat ölçüsü her türlü nizam ve intizamdan uzak bir kaosla çepeçevre bir dünya dolusu insan var. Ellerimizde İslam gibi parlak; iman gibi kudretli tiryaklar... Ve sırtımızda bunları insanlığa ulaştırmanın vebali...
Sayısını kestiremeyeceğimiz kadar çok insan var inançsızlık batağında çırpınan, çırpındıkça batan. İnançsızlık; akıllarını, ruhlarını, gönüllerini öyle tahrip etmiştir ki her nefesleri birer cehennem ateşi halinde iner ciğerlerine. Boş ve gayesiz gözlerle bakar dış aleme, ve gönülleri, Allah gibi bir yar-i bakiye dayanmanın verdiği huzur pınarıyla yıkanamadığından kasvet kaplamıştır. Bu gayesizlik, boşluk ve kasvet dış alemlerini de karartmıştır ve onlar ne kadar müreffeh ne kadar varlıklı olsalar da huzur ve mutluluk denilen cevher onlar için bir sır ve efsaneden ibarettir. İşte bu ciğeri yanık insanlar imanla huzur çeşmesine kavuşmuş bahtiyarların sunacağı birkaç damla serinlik bekleyip durmaktadır.
Ölüm düşüncesiyle günde bin defa ölen bahtsızların yekûnu dağlar kadar. Ölüp de hissiz, cansız, ruhsuz bir toprak yığınına dönüşeceğini sanmanın ızdırabıyla mefluç milyarlarca insan, inanmış bir ruhun ölümü öldüren soluklarını bekliyor intizarla. Bir medet umuyor inanmış bir ruhun ölümü sonsuzluğa çeviren sihirli bakışlarından.
İçtimai hayatlarında hakkın yerine gücü, dayanışmanın yerine adaveti, yardımlaşmanın yerine rekabeti, şefkatin yerine terör ve şekaveti egemen kılan bir dünya insan var. Güçlüler bir çıkar etrafında toplanarak insanları birlikte güdüyor ve eziyor. Bu bir dünya insan kendi elleriyle başlarına ördükleri bu kabus dolu dünyanın kapkara rengini yırtıp aydınlık sunacak nur dolu sineleri beklemektedir büyük bir iştiyakla.
İnsan denen muallâ varlık asrımızda bazı değerlerini kaybetmiş, bazıları hayvanları dahi utandıracak bir hayata imza atmanın pervasızlığıyla melül ve perişandır. Beşer hayatının yegâne mihenk taşı çıkar, tek yönlendiricisi zevk olmuştur. Vicdan, akıl, şuur, his ve ruh, modası geçmiş değerler silsilesinde çürümeye bırakılmıştır. Bu haliyle insanlık, kıyamete yaklaşan bu akışını durdurup onu muallâ mevkiine yükseltecek imanlı yiğitlerin yolunu aşkla beklemeye koyuldu bile.
Para ve şehvetin elinde oyuncak olan kadın da, kumar ve içkinin elinde inim inim inleyen erkek de mülteci pazarlarında mal gibi alınıp satılan çocuk da inan ki her gün ve her gece semalara bakıp intizarla, üfleyeceğin nefesle değerler üstü bir değere ulaşacak zamanları beklemekte.
Unutma ki sadece kendi insanımız değil bütün insanlık elindeki nadide değerlere muhtaç. Yeni bir ruhla sadece milletine değil koca bir aleme dirlik ve düzen getirme vebalimiz var. Devlet-i ebed-müddet fikrine İslam'la yapacağımız payanda bizi bu mevkiye getirmeye yeter de artar bile. Yeni bir süper güç gökten zembille değil imanla şahlanmış azim ve iradenle doğacaktır.
Evet, imanla şahlanmış bir ruh ve irade, sen buna namzetsin ve tembelliğe asla hakkın yoktur. Asrın büyük çilekeşi Bediüzzaman hazretleri kırk küsür yıl her türlü yokluğa, sürgüne, çileye rağmen bir an olsun rahat denilen ölüm denizine yelken açmayı hayal bile etmedi. Haksızlıkla yaka paça olduğu mahkeme salonlarından çerden çöpten bahanelerle hapis köşelerine düşerken oraları nurlandırma derdiyle yanıp tutuştu hep. Kırk küsür yıllık sürgün bir hayatı, on dokuz defa zehirlenmeyi, sudan bahanelerle hapishanelerde yokluğa bırakılmayı hiç ama hiç bahane etmedi. Hatta kendisine yapılan bu haksızca muameleleri şöyle yiğitçe bir sözle savuşturdu. "Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!"
Şimdi biz, tembelliğimize hiçbir şeyi bahane edemeyiz. Ufkumuzda beliren şafak emarelerine rağmen semamız ve zeminimiz henüz aydınlığı tam emmiş değildir. Şu beliren fecir aydınlığının bir yalancı ışıma değil de hakiki bir aydınlık halinde parlaması bizim samimi gayretlerimizi bekler. Her şey hallolmuş, aydınlık bütün ücra karanlıkları parlatmış değildir henüz. O müjdelenen kutlu gün gelene kadar gayretle, samimiyetle say etmek gerek. Elimizdeki nurlu meşaleyi en yakınımızdan başlayıp alemin en ücra köşesine ulaştırma idealiyle yaşamak gerek. Necip Fazıl'ın dediği gibi, kim var denildiğinde sağına ve soluna bakmadan, ben varım, yiğitliğiyle işe sarılmak gerek. Bir iki çiçeğin açmasını bir baharmış gibi gösteren nefis ve şeytanın aldatmalarına kapılmadan bütün bir alemin elimizdeki ışığa muhtaç olduğunu düşünerek daha bir gayretle koşmak gerek. Dünyanın dört bir yanında küheylanlar gibi koşturan ışık süvarilerinin ardına düşüp bu destanın bir kahramanı olma iştiyakıyla yanmak gerek.
Evet, tembelliğe hiçbir mazeretimiz ve hakkımız yoktur. Bir büyük ufuk insanın tespitiyle, yeryüzüne bütün aydınlığı yaydıktan sonra merdiven dayayıp karanlık gökleri ışıtma sevdasıyla yanıp tutuşmak gerek.
podcast itunes youtube rss twitter facebook