Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Yeni Kalemler

İslam Medeniyeti'nin Batı'ya Giden Yolları
Ekmeleddin Ekmekçioğlu


"Âlimin mürekkebi, şehidin kanından daha üstündür."
Hadis-i Şerif
Kur'an'ın okumaya ve ilme verdiği değer bilinen bir hakikattir.. Zira Peygamber'imize inen ilk ayet okumayı, dolayısıyla ilmi ve bilmeyi emretmektedir. Peygamber Efendimiz, " İlim Çin'de de olsa arayın, bulun." emriyle de, Müslümanların İslâm'ın ruhuna uygun olan yabancıların bilgilerini almada tereddüt etmemelerini belirtmektedir.
Günümüzde bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde "Ortaçağ karanlığı ile insanlığın ve ilmin bu çağda geri kalmışlığından" söz edilmektedir. Bu düşünceleri ileri sürenler, İslâm'ı kastederek Müslümanları kötülemektedirler. Hâlbuki Ortaçağ'da karanlık devri Avrupalılar, buna karşılık ilmin altın çağını Müslümanlar yaşıyorlardı. Müslüman düşünürler ve bilim adamları, Kurtuba ve Tuleytula (Cordoba ve Toledo) şehirlerindeki İslâm üniversiteleri aracılığıyla Batı'yı bu çağda uyandırmış ve aydınlatmıştır. "Âlimin mürekkebi, şehidin kanından daha üstündür." düşüncesine dayanan Ortaçağ Müslüman ilim adamları, kendilerine düşenleri hakkıyla yapmışlardır.
Müslümanların düstur edindikleri, "Bu gün Allah için ne yaptınız?" sözü çok önemlidir. İşte Allah için yapılan ve O'nun memnun olduğu işlerin başında "ilim" gelmektedir. Öyleyse "Bu gün Allah için ilim öğreniyorum." deyip, gecesini gündüzünü ilme vererek, bütün dünyayı aydınlatan Müslüman ilim adamlarının yaptıklarına bakacak olursak:


Şekilde görülen harita, klasik bilimin Ortadoğu'dan Batı Avrupa'ya nasıl yayıldığını göstermektedir. Bu harita, William F. Furter'in editörlüğünü yapmış olduğu History of Chemical Engineering (Kimya Mühendisliği Tarihi) isimli kitaptan alınmıştır. Ortaçağ'da kurulup geliştirilen, Ortadoğu İslam topraklarındaki üniversiteler; Alexandria (İskenderiye), Caïro (Kahire), Edessa (Urfa), Harran, Nisibin (Nusaybin), Damascus (Şam), Baghdad (Bağdat), Kûfah (Kûfe), Ray (Rey), Basra, Shiraz (Şiraz), Jundishâpûr (Nişabur) adlı merkezlerde bulunuyordu.
İslam'ın Kuzey Afrika üzerinden Batı'ya yayılması sonucunda Fas ve İber Yarımadası'nda kurulan üniversiteler; Fez, Seville, Cordova (Kurtuba), Tuleytula, Salamanca kentlerinde bulunuyordu.
Yukarıda sıralanan ilim merkezlerinde hangi faaliyetlerin yapıldığını ve üniversitelerin Batı medeniyetine nasıl öncülük ettiğini kısaca görelim:
Dünyanın ilk üniversitesi sıfatını alan, 988 yılında Halife Aziz zamanında El-Ezher Camii'nde 35.000 talebe okumaktaydı. Zenginlerin burslarıyla okuyan talebeler, dünyanın her tarafından gelmekteydi. Kahire Hilafet Kütüphanesi'nde; El-Hakim zamanında 100.000, El-Muntasır zamanında ise 200.000 cilt kitap vardı. Şiraz'da bulunan bir kütüphane hakkında, Müslüman bir vatandaşın heyecanla şöyle dediği belirtilir: "Yeryüzünde olup da, bu kütüphanede kopyası olmayan bir tek kitap mevcut değildir."
891 yılında, Bağdat'ta yüzden fazla kitabevi vardı. Âlim bir hükümdar olan Sahip İbn-i Abbas'ın, Buhara'da bulunan kütüphanesindeki kitapların sayısı, bütün Avrupa kütüphanelerindeki kitap sayısından daha çoktu.
İslam dünyasında ilk kâğıt fabrikası 794 yılında, Vezir Harun'un oğlu El-Fazl tarafından Bağdat'ta kurulmuştur. Daha sonra Müslümanlar kâğıt yapımını Sicilya ve İspanya'ya götürdüler. Kağıtçılık buradan da İtalya ve Fransa'ya geçti. Kâğıdın kullanılması; Çin'de 105, Mekke'de 797, Mısır'da 800, İspanya'da 950, İstanbul'da 1100, Sicilya'da 1102, İtalya'da 1154, Almanya'da 1228, İngiltere'de 1309 yılına rastlar.
Muhammed İbn-ül Hişam, Mısır'daki Müslüman medeniyetinin en parlak ismidir. Bu ilim adamı, büyüteci Avrupalılardan üç asır önce keşfetmiştir. El-Hişam, Euclide (Öklit) 'in, görmenin, gözden maddeye giden bir ışık neticesinde meydana geldiği iddiasını reddetmiştir. El-Hişam'a göre; "Görme, bakılan cisimden göze gelince, gözün saydam bölümünden içeri giren şekil sayesinde mümkündür." Kepler'e gelinceye kadar, Avrupalıların optik bilgisi, El-Hişam'ın ışık çalışmaları üzerine kurulmuştur. El-Hişam olmasaydı, bir Roger Bacon'un adı bile duyulmazdı... Bacon, Opus Martus adlı eserinin hemen her sayfasında, El-Hişam adını zikreder.
Endülüs Emevî Halifesi III.Abdurrahman' ın yaptırdığı Kurtuba Üniversitesi, o devrin dünya üniversiteleri arasında mümtaz bir yere sahipti. Bu üniversiteye sadece İspanya'dan değil, Avrupa, Afrika ve Asya'nın çeşitli bölgelerinden Müslüman ve Hristiyan öğrenciler gelmekteydi. Endülüs'ün kültür ortamı o derece yüksek bir seviyeye ulaşmıştır ki, Hollandalı müsteşrik Dozy, "Endülüs'te bu dönemde hemen herkes okuma yazma biliyordu." demekten kendini alamamıştır. Aynı asırda Hristiyan Avrupa'da ise çok az kimse, okuma-yazma biliyordu.
III.Abdurrahman zamanında Kurtuba'nın geliri, 12.045.000 altın dinara ulaşmıştı. Bu, bütün Hristiyan Latin devletlerinin gelirinden daha fazlaydı. Yüksek gelir vergi yoluyla değil; ilmî gelişmişliğin neticesi olan tarım, endüstri ve iyi yönetilen bir ticaret sayesinde sağlanıyordu. Sadece Kurtuba'da 13.000 dokumacı vardı.
Tuleytulalu İbrahim El-Zerkalî (1029-1087) gezegenlerin hareketlerini gösteren "Tuleytula Tablosu" nu oluşturdu ve bu tablo uzun zaman bütün Avrupa'da kullanıldı. İbn-i Firnas; gözlük, kronometre ve uçan bir cismi IX.asırda icat etmiştir. Ebul Kasımu'l Zehravî (936-1013) "El-Tarrif" adlı meşhur cerrahi kitabını yazdı. Bu kitap, Latince'ye tercüme edilerek Avrupa'da temel cerrahi kitabı olarak kullanıldı. Oxford'da Bodleian Kütüphanesi'nde bulunan 1460 tarihli Ömer Hayyam'ın "Rubaiyyat" adlı bir yazmasında 158 kıta vardır. Edward Fitzgerald, 75 rubaiyi İngilizce' ye 1859'da çevirdi. Avrupalılar, Ömer Hayyam'ı üçüncü derece denklemler, burçlar ve astronomik haritalar üzerinde çalışan bir âlim olarak tanırlar.
Richard G.Rice ve Duong D. Do tarafından yazılan "Applied Mathematic and Modeling for Chemical Engineers" isimli kitabın 1995 tarihli baskısının baş kısmında yer alan aşağıdaki dörtlük Ömer Hayyam'ın Rubaiyyat'ından alınmıştır:
Myself when young did eagerly frequent
Doctor and Saint,and heard great argument
About it and about; but evermore
Came out by the same door as in I went
(Rubáiyyát of Omar Khayyám)
Gençliğimde büyük bir iştiyakla
Hekim(felsefeci) ve velilerin(mutasavvıf)
Meclislerine gider, bu ve şu konu hakkında
Uzun süre büyük münakaşalar dinlerdim.
Girdiğim gibi, aynı kapıdan çıkardım.
Ömer Hayyam rubaisinde, ilmin dipsiz ve kıyısız bir derya olduğunu, bir şeyler öğrendikçe, hiçbir şey bilmediğinin farkına vardığını belirtmektedir. Yukarıdaki rubainin uygulamalı matematik kitabının başında sunulması, Ömer Hayyam' ın matematikte bir üstat oluşuna, adı geçen yazarların dikkat çektiği bir noktadır.
Trigonometrik bağıntıları, bugün kullanılan şekliyle formülleştiren Ebu Abdullah El-Battanî'dir (850-929) . Nasirüddin Tûsî, trigonometriyi ilk defa müstakil bir ilim olarak ele alan eserini yayınladı (1229). Bu eser iki asır boyunca rakipsiz kaldı. Anadolu'da 1112'ye doğru Ebu'l-Feth El-Kuzinî "Kitab-ı Mizanü'l Hikme" adlı fizik kitabını yazdı. Bu eserde yazar; kaldıraç kanunlarını formüle edip, muhtelif sıvı ve katı cisimler için özgül ağırlık cetvelleri yapmış ve Newton'dan yaklaşık yedi asır önce bir yerçekimi teorisi ileri sürmüştür.
Nureddin Mahmut Zengi' in, Şam'da 1160 yılında kurduğu hastanede, üç asır boyunca hastalar bedava tedavi edilip, onlara ilaç dağıtılmıştır. Burada; genç, yaşlı, kadın, erkek, zengin, fakir, esir, hür farkı gözetilmeksizin herkes tedavi edilirdi. Taburcu edilen herkese, işine hemen başlamaması için ayrıca para da verilirdi. Uykusuzluktan ıstırap çeken hastalara mûsiki dinletilir; özel şahıslar bunlara hikayeler anlatılırdı. Ayrıca, bütün büyük İslam şehirlerinde ruh hastaları için özel tedavi amaçlı yerler vardı.
Çok teknik eserler yanında, felsefî roman yazan Ebu Bekr İbni Tufeyl'in (1107-1185) 1708 yılında İngilizce'ye çevrilen bu eserinden faydalanan Daniel de Foe, dünya klasiklerinden "Robinson Crusoue" yi yazmıştır.
El-Harezmî(Muhammed İbni Musa) (780-850), bilinen en eski geometri tablolarını tertip ederek "Hisabu'l Cebr ve'l Murakabele" adlı eserini yazmıştır. Bu eser, XII.yüzyılda Gérad de Grémone tarafından tercüme edildi ve XVI.yüzyıla kadar bütün Avrupa üniversitelerinde temel matematik kitabı olarak okutuldu. Batı'da "Algèbre" diye bilinen "Cebir" sözü de, bu eserle ilim dünyasına kazandırıldı. El-Harezmî kelimesi Batı'da, zamanla, "Algorithme" yahut "algorisme" (logaritma) halini aldı ve ondalık esasına göre kurulmuş hesap sistemini göstermekte kullanıldı.
Önce, Latince "Alchoarismi" şekline giren "El-Harezmî" adı, sonra; "Algorizmi, Algorismus, Algorisme, son olarak da Algorithme" haline dönüşmüştür. Bu ad, ilkin sıfırdan, dokuz rakamından ve hesap yöntemlerinden oluşan sistemi adlandıracak; sonra da, bugün bildiğimiz daha geniş, daha soyut anlamını kazanacaktır. Bugün bilgisayar programlamada çalışmaların alfabesi sayılan "algoritma" da adını, El-Harezmî ?den almıştır. "Kitab'ul Muhtasar fi Hisab'il Cebr Ve'l Mukabele" isimli eseriyle ilimler tarihindeki asıl ününü kazandığı cebir ilmi, hisab ilminden ayrılmış ve ilk kez bir ilmin adı olarak kullanılmıştır.
Muhammed İbni Ahmed, 976'da yazdığı "İlimlerin Anahtarı" adlı eserinde, sayıların sırasını bozmamak için yanlarına küçük bir daire koymanın doğru olacağını ileri sürerek, ilk defa kullanılan bu küçük daireye, boş anlamında, "sıfr" (sıfır) adını vermiştir. Batı dillerinde rakam anlamındaki "Chiffre" sözü, işte bu "sıfır" kelimesinden çıkarılmıştır. Latin ilim adamları "sıfır" a, "zephyrum" demiş, İtalyanlar da bunu kısaltarak" "zero" şeklinde ifade etmişlerdir. Sıfır icat edilmeseydi, bugünkü astronomik hesaplar yapılamayacaktı. Sıfırın icadı, günümüzdeki birçok bilimsel ve teknolojik buluşlardan çok daha önemlidir.
El-Me'mun, 830 yılında Bağdat'ta "Beyt'ül Hikme" adında bir fen üniversitesi kurmuştur. Bu üniversitede, bir umumî kütüphane, bir de rasathane bulunmaktaydı. Ebu'l Ferganî'nin yazdığı astronomi kitabı, yedi asır boyunca Avrupa ve Asya'da temel kitap olarak okutulmuştur.
Pi(?) sayısının bugün kullandığımız en doğru değerini, Giyasüddin Cemşid El-Kâşî bulmuştur. Matematikte, günümüzde kullanılan Pascal üçgenini, Paskal'dan sekiz yüzyıl önce, El-Kerhî icat etmiştir.
Bağdatlı bir Arap olan Mes'udî; Suriye, Filistin, Arabistan, Zengibar, İran, Orta Asya, Hindistan ve Seylan'ı dolaşarak müşahedelerini, otuz ciltlik "Altın ve Kıymetli Taş Madenleri Çayırı" adlı eserinde toplamıştır. Mes'udî, Çin'den Fransa'ya kadar her ülkenin coğrafya, biyoloji, tarih, âdetler, din, ilim ve felsefesini biliyordu.
El-Birunî (973-1048), hemen hemen bütün ilimleri (felsefe, turizm, tarih, coğrafya, dilbilim, riyaziye, astronomi, şiir ve fizik) bilirdi. El-Bîrunî, on sekiz değerli taşın özgül ağırlığını tayin etmiş ve bir cismin özgül ağırlığını, onun ağırlığının taşırdığı suyun hacmine oranı olduğunu bulmuştur. Geometriye teoremlerin ispatını getiren ve hidrostatikteki birleşik kaplar prensibinden faydalanarak, memba sularını artezyen kuyu sistemiyle çalışmasını izah eden yine El-Bîrunî'dir.
Bilinen en eski hastane, Bağdat'ta Harun Reşit tarafından kurulmuştur. 931 yılında Bağdat'ta, 860 diplomalı hekim vardı.Tarihte ilk defa göz hastalıkları hakkında eser veren Hunan İbn-i İshak'tır. Ali İbn-i İsa'nın "Göz Hekimlerinin El Kitabı" isimli eseri, Avrupa'da XVIII.yüzyıla kadar kullanılmıştır.Ebu Bekr Muhammed El-Râzî (844-926), yarısı tıp olmak üzere, 131 eser yazmıştır. "Liber Continens" adıyla Latince'ye çevrilen "Kitabü'l Hâvî" adlı eseri, 1395 yılında Paris Üniversite Kütüphanesi'ndeki dokuz kitaptan biridir. 1498-1866 yıllarında İngiltere'de kırk baskısının yapıldığı bilinen bu eser, bulaşıcı hastalılar hakkında yazılan ilk kitaptır. Şu anda Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iki Müslüman hekimin resmi asılıdır; bunlardan biri Râzî ve diğeri İbn-i Sina'dır. İbn-i Sina (980-1037) ilim ve felsefenin bütün dallarını içine alan yüz civarında kitap yazmıştır. Mineraller hakkındaki eseri, XIII. yüzyıla kadar Avrupa jeolojisinin temel kitabı olmuştur. İbn-i Sina'nın yazdığı önemli eserlerinden birisi, "Kanun Fi't-Tıb" dır. Bu kitap, XII. yüzyılda Latince'ye tercüme edilmiş ve yüzlerce yıl Avrupa okullarında en önemli metin olarak okutulmuştur. Montpellier ve Louvain Üniversiteleri'nde XVII. yüzyılın ortalarına kadar, başlıca tıp kitabı olarak bu eser okutulurdu.Müslüman ilim adamlarının geliştirdiği tıp, beş yüzyıl boyunca dünyaya hükmetti.
Diyarbakır ve Cizre bölgesinde yaşayan Ebu'l iz El-Cezerî, 1204 yılında yazmış olduğu "Kitab-ül Cami-i Beyn-el ilm-i Ve-l amel En-nafi-i fi sınaat-il Hiyel" eseriyle bugünkü otomatik kontrolün ve robotların temelini atmıştır. Bu eser, Donalt R.Hill tarafından "The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices" adı ile Batı dillerine tercüme edilerek yayınlanmıştır.
İslam medeniyetinin Avrupa'ya yayılması; ticaret ve hacılar, Arapça'dan Latince'ye yapılan binlerce tercüme, âlimlerin Müslüman İspanya'yı ziyaretleri, genç Hıristiyanların aileleri tarafından iyi bir eğitim görmelerini sağlamak amacıyla İspanya'ya gönderilmesi, Suriye, Mısır, Sicilya ve İspanya'da Hıristiyanların her zaman Müslümanlarla temaslarıyla gerçekleşmiştir.
Asırlarca sarf edilen emeklerle meydana getirilen hazine değerindeki yüz binlerce cilt kitap, doğuda Moğol istilasıyla, batıdaysa Aragon ve Kastilya krallıklarınca yakılıp, kütüphaneler bir hafta içerisinde yok edilerek, bu bölgelerdeki âlimler öldürülmüştür. Tarihin hiçbir devrinde; iki milyon kişinin boğazlandığı böyle bir kıyıma ve çok kısa bir süre içinde bu derece mahvedici bir darbeye hiçbir medeniyet maruz kalmamıştır.
İlim; değer verilmeyen yerden göç eder, kim sarılırsa onun malı olur. Nitekim ilme sırtını dönen İslam âlemi, duraklama ve gerilemeye yüz tutarken; Batı, özünü Kur'an'dan alan bu ilimle çağdaş bilimi, ardından da teknolojiyi meydana getirmiştir.

Dr.Ekmeleddin EKMEKÇİOĞLU

KAYNAKLAR
1- Ifrah, Georges, "İslam Dünyasında Hint Rakamları- Rakamların Evrensel Tarihi VII", TÜBİTAK Yayınları, 2.Baskı, 1995.
2-Durant, Will (Tercüme:Orhan Bahaeddin), "İslam Medeniyeti" Tercüman 1001 Temel Eser, No:29, Kervan Kitapçılık A.Ş., (Tarihsiz).
3- Akman, Toygar, "Sibernetik", Bilgi Yayınevi, No:35, 1.Baskı, 1984.
4-Furter, William F. ," History Of Chemical Engineering", American Chemical Society, 1980.
5-Bayraktar,Mehmet, "İslâm'da Bilim ve Teknoloji Tarihi", Rehber Yayınları, 27(8), 2.Baskı, Ankara, 1992.
6-Özemre, Ahmet Yüksel, "İlimde Demokrasi Olmaz", Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1991.
7- Äiberg, Hans von, "Arzdan Arşa Sonsuzluk Kulesi", Kit-San Yayınları, 17, Cilt-1, İstanbul, 1986.
podcast itunes youtube rss twitter facebook