Geri Bildirim
youtube twitter facebook youtube twitter facebook

Akışkanlığın Mu'cizevîliği
Turan Leventoğlu  

Sesli Dinle

Saç diplerinden tırnak köküne kadar hücrelerin besin ve oksijen ihtiyacı, damarlarda belli bir basınçla dolaştırılan kan vasıtasıyla karşılanır. Vücudun dinamik iç dengesini sağlamakla vazifeli hormonlar da, hedef dokulara kan ile taşınır. Bu fonksiyonların sağlıklı şekilde gerçekleştirilmesinde kanın akışkanlığı hayatî önem arz eder. Pompa vazifesi gören kalbden kesik kesik pompalanan kanın akış hareketi, elâstik damarlar vasıtasıyla sürekli akıma dönüştürülür.

Kan, 'plâzma' adı verilen sıvı bir ortam ile hücrelerden (alyuvar, akyuvar, kan pulcukları) meydana gelen kompleks yapıda bir sıvıdır. Kalbin ritmik kasılmaları ile pompalanan kan, kapalı damarlar sistemi içinde ilerleyerek kılcal damarlara ulaşır. Kılcal damarlar, plâzma ile hücreler arası sıvı arasında madde alışverişinin cereyan ettiği en küçük çaplı damarlardır. Burada plâzma sıvısından hücreler arası sıvıya besin maddeleri, mineral tuzları ve oksijen transferi gerçekleşirken, dokuda oluşan karbondioksit ve metabolizma artığı ürünler de plâzmaya aktarılır. Kılcal kan damarları boyunca kan akımının kesintisiz bir şekilde devam ettirilmesi kanın optimum akışkanlığı sayesinde mümkün olmaktadır. Kanın akışkanlık değerinin belirlenmesinde birçok faktör rol oynar:

1- Kanın şekilli elemanlarının sıvı ortamdaki nispeti (Hematokrit)
2- Sıvı ortamın yoğunluğu (Plâzma viskozitesi)
3- Alyuvarların yapışkanlığı
4- Alyuvarlara verilmiş olan şekil değiştirebilme özelliği (Deformabilite)
5- Alyuvarların damarın ortasından akması

1- Kanın şekilli elemanlarının sıvı ortamdaki nispeti (Hematokrit)
Hematokrit değeri, kandaki hücrelerin kanın toplam hacminin yüzde kaçı olduğunu gösterir. Bu değer erkeklerde % 40-52, kadınlarda ise % 36-48 arasında değişir. Hücrelerin % 99'dan fazlasını alyuvarlar (eritrosit) teşkil ettiği için hematokrit değeri esas olarak alyuvar nispetine bağlıdır. Herhangi bir sebeple bu değerin artması kanın akışkanlığının azalmasına yol açar. Viskozite, akışkanlığın azalması olup, biri arttığında diğeri azalır. Meselâ çeşme suyuna göre kanın viskozitesi 3 kat fazladır; yani kan, suya göre damar içinde 3 kat daha zor akar. Bunun sebeplerinden biri, kanın içindeki hücre yoğunluğudur. Normal hematokrit değeriyle viskozite arasında doğrudan bir münasebet olduğu hâlde, yüksek hematokrit değerlerinde alyuvar oranındaki küçük artışlar viskozitede büyük artışlara (akışkanlık değerinde büyük azalmalara) yol açar. Bir sıvı içindeki şekilli parçacıklar belirgin nispette yükseldiğinde, sıvının akışkanlığı kaybolduğu hâlde, alyuvarların kandaki oranı % 95'lere vardığında bile kanın akışkanlığı tamamıyla kaybolmaz. Alyuvarlar, Sâni-i Hakîm tarafından verilen şekil değiştirebilme özellikleri sayesinde birbiri üzerinde kaymakta, kendi çaplarından daha küçük çapa sahip kılcal damarlardan rahatlıkla geçebilmekte, bu sayede kanın akışkanlığı yüksek alyuvar yoğunluğuna rağmen devam etmektedir. Yaşlı, yıpranmış veya anormal alyuvarlar ise, kan akımını sekteye uğratıp dokuların beslenmesini bozabilecekleri için, dalağın ince kılcallarında özel işlemlere tâbi tutulup kandan temizlenirler. Ayrıca bunların esnekliği kaybolduğundan, kan akımına da direnç gösterirler. Kemik iliğinde aşırı miktarda kan hücresi üretimi görülen bir grup hastalıkta (polisitemi), kanın akışkanlığı azaldığından inme ve kalb krizi dâhil, hayatî tehlike oluşturan pek çok hastalık meydana gelebilmektedir.

2- Sıvı ortamın yoğunluğu (Plâzma viskozitesi)
Kanın akışkanlığı, plâzmanın yoğunluğuna bağlı olarak da değişkenlik gösterir. Plâzmanın akışkanlığı ise, ana maddesi olan suyun ve onun içindeki erimiş moleküllerin (albumin, globulin, fibrinojen gibi proteinler ve mineraller) özelliklerine bağlıdır. Plâzmanın hassas bir şekilde ayarlanmış protein ve mineral nispeti sayesinde, bir taraftan vücudun ihtiyacı olan besinler karşılanırken, diğer taraftan da kanın akışkanlığı hassas bir dengede tutulmaktadır.

3- Alyuvarların yapışkanlığı
Alyuvarlar kan akımının yavaş olduğu bölgelerde birbirilerine bağlanarak bozuk para istifleri gibi üst üste dizilim gösterebilirler (yapışkanlık). Bu durum, kan akımının hızlı olduğu atardamarlardan ziyade akım hızı düşük kılcal ve toplardamarlarda görülür. Alyuvarların kılcal damarlarda tek sıra hâlinde ip gibi dizilmeleri neticesinde kan akımı azaltılmış olur. Çapları 8 mikron olan alyuvarlar, çapı 3 mikron olan kılcal damarlardan geçmekte zorlanır.

4- Alyuvarlara verilmiş olan şekil değiştirebilme özelliği (Deformabilite)
Kanın akışkanlığını belirleyen faktörlerden bir diğeri, alyuvarlara verilen şekil değiştirme hususiyetidir (deformabilite). Bu hususiyet, onların son derece esnek bir hücre zarına sahip olarak yaratılmalarıyla ortaya çıkar. Esnek hücre zarı sayesinde, çok küçük bir kuvvet uygulandığında dahi alyuvarların şekli değişmekte ve kuvvet ortadan kalktığında alyuvarlar tamamıyla eski hâline dönmektedir. Hücre zarına yerleştirilen özel bir protein iskelet (spektrin ağı), alyuvarların içbükey disk yapısının korunmasında vazife görür. Alyuvarların kendilerine has geometrik şekilleri ve mekanik özellikleri sayesinde kan belli bir akışkanlık kazanır. Olgun bir alyuvar iki tarafı basık bir küre şeklindedir. Sert kürevî bir cismin yüzey alanı artırılmadan geometrik şekli değiştirilemezken, kusursuz bir mimarîyle yaratılmış olan alyuvarlar bu hususî şekilleri sâyesinde alanlarını genişletmeden şekil değiştirebilmektedir. Şekil değiştirebilme kabiliyetleri ve ip gibi tek sıra dizilmeleri onların çok ince kılcal damarlardan kolaylıkla geçmelerinde rol oynar. Alyuvarlar kılcal damarlardan geçerken orta kısımları çukurlaşacak ve boyları uzayacak şekilde biçim değiştirirler. Bu sayede kan akımının devamı sağlanırken aynı zamanda gaz alışverişi için de geniş bir yüzey alanı elde edilmiş olur. Alyuvarların şekil değiştirdikleri yerler yalnızca bu küçük çaplı kılcal damarlar değildir. Yüksek akımlı damarlarda da özel şekiller alarak hızlı bir kan akışına vesile olurlar. Alyuvarların hacimlerine nazaran oldukça geniş bir yüzey alanına sahip olmaları da, şekil değişikliğini kolaylaştıran bir diğer faktördür.

5- Alyuvarların sıvı damlası gibi davranması ve damarın ortasından akması
Alyuvarlar akışkan sitoplâzmaları sayesinde plâzma içinde katı bir parçacıktan ziyade bir sıvı damlası gibi hareket eder. Kanın optimum bir akışkanlık kazanmasında bu husus da önemlidir. Şâyet kan biraz daha düşük veya yüksek bir akışkanlık değerinde yaratılmış olsaydı, hayatın devamı için uygun bir sıvı olma vasfını tamamıyla yitirecekti. Kanın akışkanlığı biraz daha az olsaydı, akım hızı düşecek, dokuların ihtiyacı nispetinde gıda maddeleri ve oksijen, zamanında ulaştırılamayacaktı. Bu durumda dokular hayatiyetini devam ettiremeyecek ve ölecekti. Diğer taraftan bu akışkanlığın biraz fazla olması durumunda kandaki hücrelerin hareketleri kontrolsüz hâle gelecek ve hayatın devamı mümkün olmayacaktı. Akışkanlığın ne taşıma fonksiyonunun yerine getirilemediği bir düşüklükte, ne de kontrolsüz sıvı akımına yol açacak yükseklikte olmaması, kan muhteviyatının ve akış hızının hikmetli bir el tarafından hassas ölçülerle belirlendiğini gösterir.

Kanın damar içinde akışkanlığının mükemmel ayarlanmasında bir diğer hârikulâde hususiyet de, alyuvarların damarların merkezî kısımlarında akmalarıdır. Hücreler damar duvarına dokunmadan orta kısımdan akarlar. Kendileri kanın katı kısmını oluşturmalarına rağmen, damara bitişik akan plâzmaya nispeten ortadan daha hızlı akarlar. Alyuvarlar damar duvarına dokunmadan aktıkları için, azalan sürtünmeye bağlı olarak hem daha iyi bir kan akımı sağlanır, hem de alyuvarların parçalanıp ölmeleri engellenir.

Şehadet âlemindeki her zerre Kadîr-i Mutlak'a ait bir vahdet mührü taşıdığı gibi, insan vücudunda da -hangi sisteme bakılırsa bakılsın, hangi hücre ele alınırsa alınsın- muhit bir ilim ve mutlak bir irade ile yaratan, kudreti sonsuz bir Yaratıcı'nın ehadiyet mührü görülür. Atomlardan galaksilere kadar bütün mevcudat bir sikke-i tevhid hükmünde bir Sâni-i Kadîr'e ve onun nihayetsiz kudretine delalet eder. Bediüzzaman Hazretleri'nin belirttiği gibi: "Her şeyi hikmetle yaratan Sanatkâr, insan bedenini gayet muntazam bir şehir, damarların bir kısmını da çeşmelerin boruları hükmünde yaratmıştır ki, içinden âb-ı hayatı cevelân ettirmektedir. Bu sayede bedenin hücrelerine erzak yetiştirdiği gibi hastalık gibi düşmanlara karşı da askerler hükmünde akyuvarları göndermekte ve vücudu müdafaa ettirmektedir."

Kaynaklar
- Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 32. söz 1. Mevkıf.
- Öztaş, E., F. Yazar, "Damarların Histolojik Yapısı ve Özellikleri", "Damar Hastalıkları ve Embolik Olaylar" Kitabı, 1. Bölüm, Ed.: Yılmaz A.T., Baykal Y., Tatar H., Koçar İH., Şen D., GATA Basımevi, Ankara, 2004.
- Prof. Dr. Oğuz K. Başkurt, Kanın Fiziksel Özellikleri, http://www.akdeniz.edu.tr/tip/fizyoloji/d2/kan/
- Bogar L. Hemorheology and hypertension, Clin Hemorheol Microcirc. 2002; 26:81-3.
- Michael Denton, Nature's Destiny, s. 35-36.
- Pearson TC, Path FRC. Hemorheology in the erythrocytoses. Mount Sinai Journal of Medicine 2001; 68:182-91.
- Neslihan Dikmenoğlu, Kardiyovasküler Hastalıklarda Sigara ve Kolesterol Kadar Önemli Bir Risk Faktörü: Kan Akışkanlığı, Hacettepe Tıp Dergisi 2006; 37:93-97
-Kensey KR. The mechanistic relationships between hemorheological characteristics and cardiovascular disease. Curr Med Res Opin 2003; 19:587-96.
podcast itunes youtube rss twitter facebook