|
Alternatif Tıp ve Ahlâk 2
Prof.Dr. Arif SARSILMAZ [email protected] |
|
Herbalism: Naturopati, kiropraktistler, akupunkturcular, iridologlar ve ehliyetsiz herbalistler tarafından kullanılan bir tedavi şeklidir. Bunların çoğu hemen hemen her hastalık için belli otları reçete olarak yazarlar. Homeopati: 200 yıllık bir geçmişi olan bu yaklaşımın esası şudur: Sağlıklı bir insanda, bir maddenin çok miktarda girişi belli arızalara ve hastalıklara yol açıyorsa, bu maddenin az miktarda kullanımı, aynı hastalıkları tedavi de edebilir. Bu düşünce şimdilik ilmî bakımdan desteklenememiştir. Homeopatik ürünler minerallerden ve bitki ürünlerinden yapılır. Orijinal madde çözünebilir mahiyette ise bu maddenin bir ünitesi 9 veya 99 ünite saf su ile içinde karıştırılarak çözünür. Çözünmeyen bir madde ise iyice öğütülür, laktoz (süt şekeri) ile toz hâlinde benzer şekilde oranlanarak karıştırılır. Seyreltilen bu madde tekrar tekrar istenilen konsantrasyon elde edilinceye kadar seyreltilir. Bugün piyasada satılan ilâçlar genellikle 6 X veya 30 X nispetinde seyreltilerek satılır. 1 X= 1/10 seyreltme oranı demektir. 1 C = 1/100 seyreltmedir. 30 X seyreltmek demek, o maddenin 1030 defa sulandırılması demektir. Bu ise tıbbî ve kimyevî açıdan sıfıra yakın derecede çok çok önemsiz bir miktar demektir. Avogadro sayısı dikkate alındığında bir maddenin homeopatik potansiyeli 12 C veya 24 X ise bu hesabın neticesi avogadro sayısına karşılık gelir. Homeopati uygulayıcıları ise 30 C oranındaki ticarî ürünlerde ruha benzer vücudun hayat enerjisini canlandıran moleküllerin bulunabileceğini iddia ederler. ABD'deki ilâç ruhsatları ajansı homeopatik ilâçların satışına izin vermiş fakat bunların tesirli olduğunu kabul etmemiştir. Ancak plasebo gibi, niyete göre, psikolojik bir tesiri olabileceğini kabul etmektedirler. İridoloji: Bu yaklaşıma göre vücudumuzun her bir organının, gözümüzün iris kısmında (renkli bölgesinde) belli bir bölgede hususi bir nokta ile temsil edilmesi söz konusudur. İridologlar, sağlık ve hastalık durumunu, irisin rengine, yapısına, bu kısma rengini veren çeşitli pigmentlerin varlığına bağlı olarak tespit edilebildiğine inanırlar. İridologlar da dengesizlikleri vitamin, ot, mineral ve benzeri ürünleri kullanarak tedavi ederler. Hattâ onlara göre, gözdeki işaretler, geçmiş hastalıkların ve uygulanan tedavilerin neler olduğunu bile insana söyleyebilir. Makrobiyotikler: Bu kimseler yarı vejetaryen bir beslenme düzeni etrafında odaklanmış yarı dinî bir gruptur. Bu kişiler, insanın yediği şeylerin cinsinin, miktarının ve terkibinin ayarlanmasıyla kanser tedavisinde ve AIDS'den korumada tesirli olduğuna inanırlar. Ancak bu iddiaları destekleyecek hiçbir ilmî delil yoktur. Bu kişiler gıdalar üzerindeki tavsiyelerini, iyi ve kötü enerji üzerine yaparlar. Besinlerin sahip olduğu mineraller ve moleküller önemsizdir. Makrobiyotik uygulayıcıları da hastalık teşhisini nabız dinleyerek yaparlar ve geleneksel Çin tıbbına ait, astrolojik teşhis, aura ve titreşimsel teşhis, çevresel teşhis, yer ve gök yüzü cisimlerinin hareketi, med-cezir, atmosferdeki titreşimler gibi yolları kullanarak hastalıkların teşhisini koyup tedavi etmeye çalışırlar. Makrobiyotikler ağza alınan yiyeceklerin en az 50 defa çiğnenmeden yutulmaması gerektiğini vurgularlar. Deriye temas eden sentetik elbiselerin giyilmemesi gerektiğini, uzun süreli sıcak banyolardan uzak durulmasını, evde bol miktarda yeşil sebze ve çiçek bulunmasının, yaşanılan mekânın oksijence zengin olmasının, her gün bir tane mutluluk şarkısı söylenmesi gerektiğini belirtirler. Bunlar yapıldığında, kişilerin hastalıklardan korunacağına inanılır. Kanserin ana sebebinin, uygun olmayan beslenme, düşünme ve hayat tarzı olduğunu kabul ederler. Bu noktadan, sağlıklı kalma makrobiyotik beslenme ve hayat tarzı ile mümkündür. Natural Hijyen: Bu uygulamada oruç tutma, meyve ve sebzeleri çiğ yeme ön plândadır. Natural sağlıkçılar belli diyet kombinasyonlarının sağlığı koruduğuna veya bozduğuna inanırlar. Tabiî sağlıkçılar, aşılanmaya, suların ve yiyeceklerin radyasyonlanmasına ve ön işlemlerden geçirilmesine karşıdırlar. Ortomoleküler Tedavi: İnsan vücudunda normal olarak bulunan maddelerin değişik konsantrasyonlarının kullanılarak, hastalıkların tedavi edilmesidir. 1950'lerde ortaya çıkan bu yaklaşım, bazı zihinsel problemlerin tedavisinde belli vitamin ve minerallerin aşırı miktarlarda kullanılmasıyla ortaya çıkmış ve geliştirilmiştir. Meselâ B3 vitamini ile (nikotinamik asit) (megavitamin tedavisi) başlayan bu tatbikat, zamanla diğer vitaminleri, hormonları ve mineralleri de içine almıştır. Bu usul çeşitli fizikî ve zihnî hastalıkları tedavi etmede bazı hekimler tarafından kullanılmaktadır. İnsan vücudu metabolik aktivitelerinde vitamin kullanmada sınırlı kapasiteye sahiptir. Aşırı dozda vitamin kullanımı çoğu zaman çeşitli problemlere yol açabilir. Terapotik Dokunma: Bu metotta eller, hasta olan kişiyi iyileştirmek veya yardım etmek için insanın enerjisini başka birine yönlendirmede kullanılır. Bu metodu uygulayan kişiler hastanın çeşitli yerlerine ellerini dokundurarak veya vurarak, enerji dengesizliklerini keşfedip, düzeltebildiklerini bildirmektedirler. İyileşme, biyoenerjisi fazla olan kişiden az olan kişiye taşınmasıyla olur. Ancak bu enerjinin transferine dair hiçbir ilmî delil yoktur. Burada bazı misallerini verdiğimiz tedavi şekillerinden başka uygulamalı kinesiyoloji, yoga terapi, reiki, masaj terapi, hidroterapi, hipnoterapi gibi benzeri tedaviler de vardır. Bu konudaki esas problem pozitif bilimi aşırı putlaştıran modern tıpçılar ile bilimi tamamen yok sayan alternatif tıpçıların ifrat ve tefritleri arasındaki çatışmalardır. Her iki hususta da aşırıya kaçmadan her türlü alternatif düşünceye açık, araştırmacıların artışıyla alternatif tıp da gerçek ağırlığı ile toplumda kabul görüp uygulanmaya başlayabilir. Zaten gayri resmi olarak birçok şekilde ve farklı boyutlarda halk arasında oldukça hüsn-ü kabul görmektedir. Ancak ehil olmayan ellerde, suistimale açık böyle bir konuda, modern tıp ile birlikte çalışmalar yapılması gerekmektedir. Modern tıp savunucuları her ne kadar alternatif tıbbın çok aleyhinde olsalar da, çoğu kişinin şahit olduğu birçok müsbet neticeye, alternatif tıbbın metotlarıyla gidilmiştir. Faydası çok açık görülen ve tesadüflerle izahı zor olan, bizzat yaşanmış alternatif tıp metotlarını da modernlik veya katı bilimcilik adına reddetmenin gereği yoktur. Özellikle yan etkisi veya tehlikesi olmayan alternatif tıb metotlarının kullanılmasında, ne gibi bir sakınca olabilir ? Bu sebeple, modern tıbbın verileriyle yapılan deneylerle desteklenmiş araştırmaların ve hasta takiplerinin iyi yapılmasıyla elde edilmiş alternatif tedavilerin de, kıskançlık gösterilmeden kabul edilip geliştirilmesi gerekir. Naturopati: Bu tedavi yaklaşımını benimseyenler, hastalığın temel sebebinin tabiat kanunlarına zıt bir hayat sürme olduğuna inanırlar. Hastalığa yol açan temel sebepleri uzaklaştırmanın ve vücudun tabiî iyileştirici gücünü harekete geçirmenin, en temel ve doğru yaklaşım olduğu düşünülür. Hastalıkların, vücudun kendini müdafaa etme gayreti olduğu kabul edilir. Hastanın hayat enerjisini güçlendirerek, vücudun toksinlerden ve zararlı atıklardan kurtulmasına yardım ettiklerine inanırlar. Tabiî gıdalarla beslenmeye, vitamin almaya, şifalı otları ve mineralleri kullanmaya bakarlar; egzersiz, akupunktur, homeopati, kullandıkları genel tedavi metotlarıdır. Naturopaticiler tabiî hayat sürme yolunu tercih etme üzerinde dururlar. Fıtrî bir hayat tercih edenlerin hasta olmayacaklarına inanırlar. Refleksoloji: Ellerde ve ayaklarda vücudun her bir kısmını temsil eden noktaların olduğu inancından hareketle yapılan bir uygulamadır. Ellerin ve ayakların belli noktalarına uygulanan basma veya sıkma hareketleri ile bu noktaların temsil ettiği organların rahatsızlığının iyileştiğine inanılır. Bu kişiler vücudun on farklı parçaya bölündüğünü ve bu bölünmelerin elde veya ayakta başlayıp bittiği kabul edilir. Dolayısıyla her organ el veya ayak ile bağlantılıdır. Kişilerdeki bozukluk ve rahatsızlıklar, şahsın eline veya ayağına basarak fark edilip, teşhis konulabilir. El ve ayaktaki belli noktalara basma; enerji akışını, kan ve besin hareketlerini ve sinir iletimini, ilgili vücut organına yönlendirir. Refleksologların düşündüğü bu yollar, anatomik olarak gösterilememiştir. Çoğu refleksolog, el ve ayak masajlarının stresi hafiflettiğine inanır. Hattâ kilo kaybına yol açıp, organların sağlığını artırdığını da kabul ederler. Bütün bunlardan sonra yapılan tartışmalar ışığında tesirli ve sağlıklı bir tedavi modelinin şu özelliklere sahip olması gerektiği ortaya çıkmıştır: A- Güçlü ilmî prensiplere dayanmalı, B- Bilim ve teknolojideki gelişmelerin pratik sonuçlarını ortaya koymalı; uygulana gelen metodun teorisi ve pratiği, bilim ve teknolojinin ışığında yenilenmeye açık olmalı. C- Geleneksel modern tıbbın, temel esaslarıyla uyuşabilir olmalı, D- Her bir ferdin benzersiz ve orijinal olduğunu fark etmeli. "Hastalık yok, hasta vardır" anlayışı ön plânda olmalı. Herkese genel geçer reçete ve tavsiyelerde bulunmamalı. E- Uygulamalar hastalıkları önleyici, sağlıklı hayat tarzını teşvik edici özellikte olmalı. F- Maliyet, fayda ve tesirlilik analizi açısından uygun ve optimum olmalı. G- Sağlığın bütüncül tabiatına dikkat çekilmeli, doktor, hasta ve ilâçların iyileşme sürecinde eşit derecede öneme sahip oldukları unutulmamalıdır. Bütün bu tavsiyelere riayet edilip, katı ve uzlaşmaz bir tavır sergilenmeden, ifrat ve tefritten kaçıldığı müddetçe; modern tıp ile alternatif tıbbın birbirini yok etmek yerine, eksik yönlerini tamamlayacağı ve bunun da insanlığın faydasına olacağı unutulmamalıdır. |
|

