Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !


Sesli Dinle

Ekonomi bilimi; insanların sınırlı kaynakları kullanarak üretim yapma ve üretileni bölüşme usullerini ve bu faaliyetlerden doğan münasebetlerin bütününü inceler. Harcama, tasarruf, yatırım gibi ekonomik konularda insanın kararlarını alırken nasıl davrandığının tespit edilmesi, kararlarına sebep olan faktörlerin ve davranış biçimlerinin belirlenmesi, onun ekonomiyle olan münasebetini modellemede son derece önemlidir. Ekonominin üretim, tüketim, beklentiler, arz, talep gibi kavramları bu noktadan insanla çok yakından bağlantılıdır. Çok boyutlu bir varlık olmasının yanısıra, ekonomik bir boyutu da olduğundan insan, ekonomik bir varlık olarak da târif edilmiştir. Günümüzde aşırı derecede önem kazanan ekonomi ve onu inceleyen iktisat bilimi materyalizmin tesiriyle, Homo sapiens economicus isimli insan alt türünü modellemiş ve ekonomik insanı, ekonomi biliminin temel araştırma konusu yapmıştır. İnsan etrafında şekillendirilen bu ekonomik temelli insan modelleri kullanılarak piyasa çeşitleri, kişi ve firma davranışları gibi konularda teoriler üretilmektedir.
İktisatçıların insan davranışlarını çeşitli modeller üzerinden analiz etmesine rağmen, birçok sosyal bilimci insan davranışlarının modellenemeyecek kadar kompleks, bazı durumlarda mantık dışı ve çelişkili, her zaman mükemmel olmayan, tahmin edilemez bir mahiyet arz ettiği konusunda hemfikirdir. Bundan dolayı insanın sadece bir boyutunu öne çıkaran ekonomik insan modeli, birçok filozof, sosyal bilimci, bilhassa psikolog ve iktisatçı tarafından tenkit edilmiştir.
Ekonomik insan, ne kadar "insan"?

Ekonomik insan modeline (Homo sapiens economicus) dayanan iktisat teorilerinde, insan davranışları temel gerçek kabul edilir ve insanların kararlarını her zaman kendi çıkarlarını gözeterek aldıkları varsayılır. Ekonomik insan modelinde insanın sürekli bir kazanma ve her türlü iyiliği önce kendisi için isteme meyli vardır. İnsanın dünyada her zaman mutlu bir hayat sürmek isteyeceği bir realite ve insanî arzu olduğundan, ekonomik insanın mutluluğu, maddî mânâdaki zenginlik seviyesiyle ve yaptığı tüketimle tarif edilmiştir. Materyalist düşünceye dayalı yukarıdaki ekonomik insan modeli, insanı fizikî yapısı ile değerlendirir ve ona ürettiği/tükettiği kadar değer atfeder. Ekonomik insan modelindeki kazançlar; borç vermenin karşılığı faiz, çalışmanın karşılığı ücret, malların kira karşılığı rant, yapılan yatırımlardan kâr beklentisi gibi hep maddî hedeflidir. Bundan dolayı ekonomik insan modelinde insan her zaman mutluluğunu artırmak için maddî kazanç peşinde koşan bir varlık olarak algılanır. Karz-ı hasen, sadaka veya borcu affetme gibi maddî kazanç dışındaki mutluluk, huzur ve itminan sebebi ahlakî davranışlar ekonomik insan modelinde kendine yer bulamaz. Ancak, ekonomik insan modelinin ön kabulleri son yıllarda birçok tenkide mârûz kalmıştır.

1. Gerçekçilik: Hâdiselerin sebep-netice münasebeti içinde doğru algılanması, doğru kararlar alınarak uygulanması ve yorumlanması mânâsına gelir. İnsan bu hedefleri başaracak özelliklere sahip potansiyelde yaratılmış olmasına rağmen, karar verme mekanizmasındaki çeşitli faktörlerden dolayı bazen yanlış kararlar da almakta veya aldığı kararları uygulayacak iradeyi sergileyememektedir. Birçok psikolojik araştırma hislerin, karar alma-uygulama sürecinde oldukça tesirli ve hattâ bazen tek başına belirleyici olabileceğini göstermektedir. Verilen kararların birçok durumda duygulara göre şekillendirildiği ve akılcı olmadığı bir gerçektir. Hattâ insanlar bazen hiç de akılcı olmayan ve kendileri için zararlı olan davranışlarda da bulunur. Bir alkoliğin davranışı buna misâl verilebilir. Herkes alkol veya sigaranın neticede er-geç sağlığına olumsuz tesir edeceğini bilir. Hattâ orta yaşlara gelindiğinde insan vücudunun birçok organının sigara ve alkol yüzünden zarar gördüğü her yerde anlatılır. Bu durum hastanelerin duvarlarında dramatik bir şekilde resmedilir; fakat çoğu insan bunları dikkate almaz. Alkol yüzünden birçok insan en sevdiği kişileri, çocuklarını, ailesini, maddî-mânevî varlığını kaybetmesine rağmen ondan kurtulamaz. Çünkü bu insanlar, artık alkole bağımlı hâle geldiğinden kararlarını akıllarıyla, mantıklı şekilde verememektedir. Alkolik bir kişi gerçekçilikten uzaktır. Bu tür insanlar, o ânki durumlarını yansıtan sevimsiz dünyalarını gizlemek için kendilerine alternatif bir dünya kurarak, orada yaşamayı tercih eder.

Ekonomik insan modelinin bu çelişkili yapısına karşılık, fıtrata hitap eden ve hayatla çok derin bir uyum gösteren Kur'ân-ı Kerîm'den kaynaklanan kesin bir hükümle alkol kullanmak haram kılınmış ve insana hem bu dünyada hem de öbür tarafta mutluluğun yolu gösterilmiştir.

2. Çıkarcılık: Ekonomik insanın tabiatında her zaman sadece kendi maddî kazancı, iyiliği ve refahı için çalışma insiyakı (güdüsü) vardır. Ayrıca tek gâyesi sahip olduğu maddî varlıkları artırıp zenginleştirmek olan ekonomik insan, sadece servet biriktiren bir varlık olarak görülür. Mânevî değerlerden uzak kalmış, yaratılış gâyesinin ebedî saadeti kazanmak olduğunu unutmuş, tek gâyesi maddî kazanç elde etmek olan birçok insan bulunsa da yaratılış olarak insanın böyle bir yapıda olmadığı ilmî bir hakikattir. İnsanlar ekonomik faaliyetlerle hayatlarını kazanmanın yanı sıra, başkalarına yardım etme, gönüllü işler yapma, maddî-mânevî hayır-hasenat yapma ve hattâ gerektiğinde inandığı değerler için canını feda etme gibi fiillerde bulunurlar. Eğer öyle olmasaydı, çevremizde sıkça şâhit olduğumuz, gönüllü olarak hiç tanımadığı muhtaçlara maddî-mânevî yardımda bulunan insanlara ve bu gâye için organizasyonlar kurup mesai yapan hattâ bu uğurda bütün ömrünü adayan kahramanlara rastlayamazdık.

Anne-babalık vazifesi bu hususa başka bir misâldir. Doğum öncesinde, sırasında ve sonrasında çocuğunu yetiştirirken karşılaşacağı güçlükler gözönüne alındığında, menfaatini öne çıkaran ekonomik insan modeline göre bir annenin çocuk sahibi olmayı istememesi gerekirdi. Hâlbuki durum hiç de öyle değildir. İnsanlar Allah'ın (celle celâlühü) içlerine yerleştirdiği şefkat duygusu sayesinde hâdisenin zorluklarını kolayca aşabilmektedir. Bir insanın ülkesini korumak için ihtiyaç duyulduğunda savaşta gönüllü olarak ölümü göze alması da çıkarcılıkla açıklanamaz.

Bunun yanında, Rabb'imizin Rahîm isminin bir tecellisi olarak, anne-babalara çocukları için seve seve canlarını dahi feda edebilecekleri bir sevgi ve merhamet hissi verilmiştir. Allah'ın (celle celâlühü) insanın benliğine dercettiği bu ve benzeri duygular, onun sırf kendini düşünmediğini, yüce gâyeler uğrunda maddî-mânevî her şeyini feda edebileceğini göstermektedir.

3. Tam bilgi sahibi olma: Bilgi çağı teknolojileriyle birçok yeniliğin ayağımıza getirildiği günümüzde, her ilim dalında büyük bir bilgi birikiminin oluşması uzmanlık alanlarını iyice özelleştirmiştir. Meselâ, 15–20 sene önce sadece çocuk doktoru varken, bu saha günümüzde çocuk psikolojisi, çocuk kardiyolojisi vb. alt dallara ayrılmış ve dolayısıyla doktorların uzmanlık alanları daralmıştır. İlimdeki bu dallanma hayatın her alanında geçerlidir. Bu durum, insanın ekonomik bir hâdise karşısında karar verme noktasında yorumlaması gereken bilgi yığını açısından da aynıdır. Piyasa şartlarını, bir piyasada o ânda malın fiyatı oluşurken gerçekleşen safhaları ve arz ve talep dolayısıyla da ürünün fiyatına tesir eden faktörlerin tamamını aynı ânda bilmek bugünkü şartlarda imkânsız gibidir.

İnsanların her zaman doğru kararlar veremeyeceği, hattâ bazen kendi hayatlarını da tehlikeye atacak kararlara imza attığı bir gerçektir. İnsanın her zaman kendi çıkarlarını yüzde yüz koruyacak şekilde davrandığı iddiası da ilmî veriler ışığında doğrulanabilir değildir. Özellikle çağımızda iletişimin, bilgiye ulaşma yollarının ve bilgi yükünün artmış olması neticesi ortaya çıkan branşlaşma dikkate alındığında, bu modelin ortaya attığı piyasalar ve hâdiseler hakkında her zaman tam bilgi sahibi insan tiplemesi de pratikte pek mümkün görünmemektedir.

Ekonomik insan modeli üzerine yapılan deneyler
İnsanı maddeci bir zihniyetle değerlendirip analizler yapan bilim adamları, onu dar kalıplarda sınıflandırmaya kalkmıştır. Bazı ekonomistler hâlâ insanın her zaman sadece kendi maddî kazançları için işler yapacağı varsayımını kabul etmektedir. Ancak bu anlayış, Dr. Kahneman'ın, insanın sezgileri ve karar alma süreçleri üzerine yaptığı çalışmalarla doğruluğunu yitirmiştir. Bu çalışmalar sadece psikoloji için değil, ekonomi ve finans bilimleri için de önemli bir kilometre taşı özelliği taşımaktadır ve günümüzde finansla alâkalı davranışlar (behavioral finance) olarak adlandırılan yeni bir çalışma sahasının da ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Aslen psikoloji profesörü olan Kahneman tarafından 1979 yılında Econometrica adlı dergide yayımlanan çalışma, başta birçok yazardan tenkit almasına rağmen, zamanla büyük kabul görmüş ve hattâ yazara Nobel Ekonomi Mükâfatı'nı kazandırmıştır. Nobel Mükâfatı verilmesinin sebebi, yazarın psikoloji bilimindeki insanın hüküm verme ve belirsizlik altında karar verme metotlarıyla ilgili kavramı ve anlayışları ekonomi bilimine kazandırması olarak belirtilmiştir. Dr. Kahneman, ekonomi ilminin kurucusu sayılan Adam Smith'in ortaya attığı ve günümüzde de üniversitelerde ekonomi ile ilgili ders kitaplarında yer alan insan modelindeki eksiklikleri görmüş ve bu konuda bazı deneyler yaparak bu modelin yanlışlığını ortaya koymuştur.

İktisat biliminin ileri sürdüğü insan modeline karşı insanın metafizik boyutunun olduğu ve ekonomik mânâda gerçekçi olmayan davranışlar sergileyebileceği son zamanlarda ekonomi bilimi literatüründe yerini almaya başlamıştır. İnsanın ekonomik karar verme sürecindeki rasyonelliği, çıkarcılığı ve tam bilgi sahipliği ile ilgili değişik deneyler yapılmıştır.

1985 yılında Elizabeth Hoffman ve Matthew Spitzer adlı iki araştırmacı 14 doların iki kişi arasında paylaştırılma tarzları üzerine bir deney yapmıştır. Deneydeki kaideye göre iki kişi parayı aralarında istedikleri gibi paylaşabilecektir. Fakat aralarında anlaşma sağlanamazsa, birinci kişi 12 dolar alırken, ikinci kişi hiç para alamayacaktır. Teorik olarak ikinci oyuncu 1 dolara razı olmak zorundadır ve bu durumda birinci oyuncu 13 dolar alacaktır. Bu onlar için en mantıklı pazarlıktır; çünkü ikinci oyuncu 1 dolardan fazla almak isterse birinci kişi bu duruma razı olmadığı takdirde bir anlaşmazlık olacağından birinci oyuncu 12 dolar alacak, ikinci oyuncu ise hiç para alamayacaktır. Birinci kişi her ne olursa olsun 12 dolar alacağından, 1 doları riske atarak kolayca anlaşmazlık yolunu seçebilecektir. Bu yüzden varsayıma göre birinci oyuncu 13 dolar hâricinde hiçbir neticeyi kabullenmemelidir. Fakat bunun aksine, belli bir gruptan iki kişi seçilerek yapılan deneyler neticesinde, kişilerin parayı yarı yarıya bölüşmeye daha eğilimli oldukları görülmüştür. İnsanlar genelde maksimum kazançtan ziyade âdil bir paylaşım ve kolay çözümlerden yana karar vermişlerdir.

Sokakta bir cüzdan bulunduğunda bunu beklentisiz olarak sahibine ulaştırmak istemek gibi her gün karşılaştığımız hâdiseler, menfaatine düşkün çıkarcı ekonomik insan modelinin gerçeklerden uzaklığını göstermektedir. Böyle bir davranış, kişilerin ekonomik motivasyonlardan daha çok ahlâkî, sosyal, insanî (moral) vb. değerlerin sevkiyle hareket ettiklerini göstermektedir. Meselâ, haksız kazançlardan dolayı âhirette suale çekileceğine iman eden bir insanın yolda bulduğu cüzdandaki tek kuruşa bile dokunmasını, hesap gününe inancı kolayca önleyecektir. Ayrıca bu cüzdana ilgisiz kalmayıp onu sahibine ulaştırarak Hak katında bir iyilik yapmayı isteyecektir. Yapılan ilmî deneylere ve her gün yaşanılan hâdiselere bakıldığında, insanın aldığı bütün kararların ekonomi biliminin ileri sürdüğü gibi menfaat odaklı ve kişinin çıkarlarını öne almada kusursuz ve mükemmel olmadığı ortadadır.

Ekonomik insan modeli, parmak izleri bile birbirinden farklı olarak yaratılmış insanların ruh dünyalarının ne kadar farklı olabileceği ve aynı durumla karşılaşan her bir insanın farklı bir bakış açısıyla farklı kararlar verebileceği gerçeğini göz ardı etmektedir.

İnsanın gerçek zenginliği
İnsanın zenginliği sadece sahip olduğu maddî varlıklarla mı ölçülür? Mutluluğunu sadece maddî zenginlikte araması ve zengin olma isteğini tatmine kilitlenmesi insana neler kaybettirir?

İslâmiyet'e göre insan sadece ekonomik bir varlık olmadığından, onun gerçek zenginliği sürekli maddî kazanç peşinde koşup servetini katlaması şeklinde tarif edilmemiştir. İslâmiyet'te hakiki zenginlik, ahlâk, gönül, karakter ve insanî değerler alanında aranmış ve bahşedilen nimetlerin asıl sahibine şükür ile birlikte iktisat ve kanaat öne çıkarılmıştır. İslâmiyet'te kazanan kişinin malının zekâtını vermesi, israftan uzak durması, şükretmesi, bereket ve sağlık sebebi olan iktisat ve kanaati kendine rehber edinmesi her zaman takdir edilmiştir. Çünkü insan iktisat ve kanaat etmedikçe, ne kadar mala sahip olursa olsun hiçbir zaman gerçek mânâda zengin olamayacak, hırs ve hevesinin kölesi olmaya ve bir dilenci durumuna düşmeye hazır hâle gelecektir. İsraftan doğan aşırı kazanma hırsı, insanda ayrıca kanaatsizlik duygusunu uyardığından zararlara sebep olur. Kanaatsizlik ise çalışma şevkini kırar, şükür yerine şikâyete sebep olur ve insanı meşru, helâl az malın değil, külfetsiz ve zahmetsiz gayrimeşru malın peşine düşürür. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): "İktisat eden maişetçe aile belâsını (zahmet ve meşakkatini) çekmez." Ve "Harcamada tasarruf yapma geçimin yarısıdır." buyurmaktadır. İktisat yapılmadığı zaman bazen nasıl zor durumlara düşülebileceğine şahit olmuşuzdur. 'Hakiki rızk' dediğimiz hayatın devam ettirilebilmesi için gerekli ihtiyaçlar, sebeplere riayet edildiği sürece, Yüce Yaratıcı'nın taahhüdü altındadır. Mecazî rızk ise zarurî olmayan ihtiyaçların hayatın seyri içinde zaruriymiş gibi algılanmaya başlanması ve terk edilememesi sebebiyle ortaya çıkar. Bunu karşılamaya çalışmak ise, çoğunlukla insanın maddiyatın kölesi olmasına ve mânevî değerlerden uzaklaşmasına yol açabilir.

Yüce Yaratıcı, Kur'ân'da: "Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 56) buyurarak, insan olarak yaratılışın, hilâfete mazhariyetin, farklı donanımın en önemli gayesini vurgulamaktadır. Böyle bir hatırlatma, hem nimetlere karşı bir umumî sorumluluk ve teşekkür çağrısı hem de hilâfet vazifesinin yörüngesini nazara verme adına önemli bir tembihtir. Hâl böyle iken, insanı bu İlâhî tembihe kulak tıkayıp sadece kendi çıkarları peşinde koşan bir varlık olarak görmek, ne kadar doğrudur? Mükemmel insan olma yolunun, başkasının nefsini kendi nefsine tercih etmekten geçtiği düşünülürse, ekonomik insan modelinin küçük bir azınlığa zenginlik, büyük çoğunluğa ise fakirlik getirdiği de söylenebilir.

Netice
Hangi bilim dalı olursa olsun, insanın metafizik boyutunu dikkate almadan yapılacak değerlendirmeler eksik kalacaktır. İnsanı dünyada belli bir süre yaşadıktan sonra yok olup gidecek, tek gayesi maddî refah içinde yaşamak olan bir varlık olarak görmek, ona yapılacak en büyük haksızlıktır.

Kaynaklar
- D. Kahneman, Autobiography, http://nobelprize.org/economics/laureates/2002/kahneman-autobio.html, 15.1.2006
- http://www.huppi.com/kangaroo/L-homoeconomicus.htm 15.01.2006
- Sızıntı, Kasım 1984, Cilt 6, Sayı 70
- Lemalar, Saidi Nursi, 19. Lema, İktisat Risalesi



podcast itunes youtube rss twitter facebook