Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
20.y.y.''ın Modern Mankurtlaştırma Aracı TV
İbrahim REFİK  

GİRİŞ
Ömer Hayyam'ın: "Yenilen her haram lokma insanı sarhoş etseydi, dünyada ayık insan bulmak çok zor olurdu" ifadesi ne kadar da düşündürücü. Biz Ömer Hayyam'ın bu kıstasını gıdalara değil de; sihirli beyaz cam (T.V.) vasıtası ile seyrettiklerimize vurduğumuzda, karşımıza çok daha vahim bir tablo çıkacağı muhakkak.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, bütünüyle Batı'yı temsil etmekte olan bu teknoloji robotunun (T.V.), dünya çapındaki satranç oyununda maalesef bizler piyon rolünü oynuyoruz. Oyundaki Batılı şahlar ve vezirler kaleler inşa edip, harcanmak üzere biz zavallı piyonları öne sürüyorlar.

Bize yaratılış gayemizi unutturan, kendimiz olmaya bırakmayan ve kendi varlığıma düşman yapan bu korkunç silahın esiri değil de neyiz?
Üzerimizdeki kıyafetten, kursağımıza giren lokmaya ve kafamızdaki düşüncelere kadar Batılı efendilerimizin (!) tesiri altındayız. Ayağımızda blue jeansımız, midemizde Mac donalt mamulleri ve beynimizde de çeşit çeşit batıl izm'ler...

Hakikaten ne oldu bize... Yoksa biz mankutlaştık mı? Eski Çinliler, yakaladıkları esirin başına yaş bir deri geçirirler ve deri kurudukça başı sıkılan esir nihayet hafızasını kaybedermiş. Hafızası ile beraber şahsiyetini de yitirip, efendilerine tam bend olan bu kölelere mankut derlermiş (1).

Herhalde dünya tarihi hiçbir çağda bu kadar mankuta (köleye) sahip olmamıştır. Çünkü kitlelerin duygu ve düşünceleri hiçbir zaman bu kadar telkin ve propagandanın açık imkanlarıyla zincire vurulmamıştı.

Bu çağdaş köleliğin buudları kadim kölelikten çok daha büyük... İşin en vahim yönü de; zincirlerini kolye, kafeslerini saray zanneden günümüzün çağdaş köleleri eskiler kadar şanslı da değil. Çünkü şimdikileri köle olduklarına inandırmak hayli zor. (2)
Ekranda ard arda geçiveren anlık imaj ve görüntüler uzun vadede yavaş yavaş tesirini gösterdiği için seyredilen haber, filim ve dizilerdeki hayat tarzlarının, kültürlerin, ekonomik ve siyasi mesajların tuzağına düşen insanımız tehlikenin büyüklüğünün farkında değil.

Belki çoğumuz kalbimizin nokta nokta siyahlandığını hissediyoruz. Ama sisteme öyle narkozlanmışız ki. bu fasit dairenin dışına bir türlü çıkamıyoruz.

Yine çoğumuz pişmanlıklar kuşağı içinde bocalamakta ve vicdanındaki sessiz çığlıkları suçluluk psikolojisi içinde bastırmakta.

İşte size kazanma kuşağından kaybetme noktasına gelmiş binlerce ebeveynin feryadından sadece biri:

"Ben tam 25 sene ailemle Almanya'da yaşadım. Çocuklarımı onların çarpık kültüründen korumak için de ülkeme döndüm. Fakat burada beş sene içinde televizyon sayesinde oralarda dahi göremediğimiz bir yabancı kültür bombardımanına tutulduk. Şimdi çocuklarımın durumunu endişe ile seyrediyorum. Hergün bizden biraz daha uzaklaşıyorlar. Kısacası yağmurdan kaçarken doluya tutulduk. Yetkililer buna çare bulsunlar. "(3)

Bu yazımızda, bir mütefekkirimizin: "İnsanlar ne kadar garip! Yabancı girmesin diye evlerinin kapılarını kilitliyorlar, sonra da televizyonlarını açıyorlar" ifadesiyle anlattığı modern çağ insanının bu yeni aile reisi olan televizyonu değişik bir perspektiften ele alacağız.

İLETİŞİMDE AMERİKAN GÖVDE GÖSTERİSİ
İlk televizyon kurumlarının ortaya çıktığı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana iletişim teknolojisi korkunç bir ilerleme kaydederek akıl almaz buudlara ulaşmıştır. Gelişmenin çapını göstermesi bakımından, Stanford Ünv. Öğretim üyelerinden Edward Steinmüller şöyle bir kıyaslama yapmaktadır: "Eğer uçak teknolojisi de mikro-elektronik teknolojisi kadar hızlı gelişseydi, bugün Concord yarım milyon insanı, saatte yirmi milyon mil taşıma şansına sahip olurdu." (4). Bugün 250 milyon kişinin yaşadığı Amerika'da televizyon sayısı 156 milyonu aşmakta (5) ve meskenlerin % 60'ında video bulunmaktadır. Sadece 1987'de Amerikalılar 65 milyon video-kaset satın alıp 2 milyon da kaset kiralamışlardır. (6)

Kitap kültürünün terkedilerek görüntü kültürü ağırlıklı bir medeniyetin yaygınlaştığı günümüzde bu kültürün taşıyıcıları olan iletişim sanayii, ağırlıklı olarak Amerikalı dev uluslararası kitle iletişim ve telekominikasyon şirketlerin ellerinde bulunmaktadır. A.B.D.'nin bu güç egzersizi ve gövde gösterisini daha net görebilmek için şu açıklamalar bir fikir verir kanaatindeyim: "NBC, CBS ve ABC gibi üç büyük televizyon şirketinin sahipleri Amerika'nın en büyük on mâli kuruluşudur. Bu kuruluşlar bu üç T.V. kanalının yanısıra ülkede 35 bağlı televizyon istasyonunu, 200 kablolu televizyon şirketini, 65 radyo istasyonunu, 20 plak şirketinin yanısıra Time, Newsweek gibi haftalık dergilerin bulunduğu 60 dergisi, New York Times, Washington Post, Wall Street Journal ve Los Angeles Times dahil 60 gazeteyi, 40 kitabevini ve Twentieth Century Fax ile Colombia Pictures gibi büyük şirketlerin dahil olduğu pek çok filim şirketlerini ellerinde bulunduruyorlar. Bu kuruluşların en büyük hissedarları ise Chase Mahatton, Morgan Guorantee Turist, Citybank ve Bank of Amerika gibi bankalardır. "(7) Bu şirketler, esrarengiz, görünmeyen Batılı siyasî, ideolojik ve ekonomik seçkin sınıfların denetimindedir. Bu seçkin sınıflar ellerinde bulundurdukları iletişim sanayiini, şuurlu veya şuursuz bir şekilde kendilerini tepede tutan ürünlerin, zevklerin, değerlerin, davranışların ve kültürlerin yaygınlaşarak ebedileşmesi İçin kullanmaktadır.
Sadece ideolojileri taşıyan bir araç değil, bizzat kendisi birer İdeoloji olan kitle iletişim araçları (S) ağırlıklı olarak Amerikan kültürünün İstilasını sağlamaktadır. Bugün bütün dünya, Amerikan televizyonunu ve filimlerini seyrediyor, Amerikan müziğini dinliyor, Amerikan dergilerini okuyor, Amerikan eşyasına sahip olmak istiyor ve Amerikan modasını takip ediyor. Maalesef tarihte hiçbir millet böylesine bir kültürel darbe yapmamıştır.

Amerikan televizyon istilası karşısında Avrupa Topluluğu Parlementosu bile kendini korumaya almak zorunda kalmış ve televizyonlarında % 60 oranında Avrupa programlarına yer vermeyi önermiştir. Çeşitli tartışmalardan sonra her ülkenin kendi imkanları ölçüsünde bunu gerçekleştirmeye çalışması kararlaştırılmıştır.
Bu karar dahi Avrupa ülkelerinde büyük tepkilere ve gösterilere yol açmıştır. Bir yazar bu kararı daha doğrusu gevşekliği: "Molyer'in torunlarını Coca Cola'nın çocukları yapmak istiyorlar" diye tepkisini dile getirir. (9)

YALAN MAKİNASI MEDYALAR
"Batılar vardır, bir de Doğulular vardır. Birinciler hükmederler ötekiler hüküm altında olmalıdırlar" (10). Bu sözler İngiliz Parlementer A. J. Balfour'a ait. Ama maalesef herkes böyle açık sözlü olamıyor. Batının hayat felsefesini açıklaması bakımından oldukça enteresan ifadeler bunlar ve Batı, sistemini bunun üzerine bina etmiş. Sisteminin propaganda aracı olan medyaları da teknolojik üstünlüğü sayesinde elinde tutarak bir fikir tekeli oluşturmuş. Bugün onların elinde bulunan dört büyük haber ajansı tarafında geçilen haberler, içinde gizlenmiş yorumları ve yalanları ile birlikte bütün dünyaya ulaşmakta ve yığınların beyinlerinde urlar oluşturmakta. Öte yandan beyinleri bombardımana maruz kalan bu zavallı kitlelerin, kanalın tek yönlü ve "geri besleme"ye (feed-back) elverişsizliği sebebiyle itirazını yükseltmesine imkanı da yok.

Çoğu kimse bunları okuduğunda abartmalı olduğunu söyleyecek ama söylediklerimizin doğruluğunu kendilerinden dinleyelim; English Times gazetesi baş editörü, "Başarılı gazeteci kimdir?" sorusuna verdiği cevapta şöyle demektedir: "Gazeteci, kapalı bir kapı önünde durur ve önemli bir toplantının bitmesini bekler. Aradan altı saat geçer ve kapı açılır. Resmi sözcü kapıda arz-ı endam eder ve sadece iki kelime söyler: 'no comment - yorum yok' . Sonra odaya geri döner ve kapıyı arkasından kapatır. Gazeteciye gelince, o, gazetedeki bürosuna döner. Bu toplantı ile İlgili haberlerini hazırlamaya başlar. Söz konusu toplantı ile alakalı yazacağı haber 600 kelimeden oluşan bir haber olmak zorundadır."

Yine itiraflara devam edelim. Bakın ne diyor Le Monde Diplamatque gazetesi yayın müdürü, Iqnacio Ramonet: "Artık televizyon haberlerini kuşku, inanmazlık ve ihtiyat duyguları içinde izliyoruz. Çünkü televizyon haber veren bir araç olmaktan çıktı, televizyon artık sadece gösteriyor. Ve akla değil, duygulara hitap ederek gösteriyor. Yalan yanlış da olsa çarpıcı görüntüler vermek peşinde...
Körfez savaşı boyunca peş peşe olmadık yalanlar ve amatörce monte edilmiş görüntüler, sahneler yaydı televizyon. Örnek mi istiyorsunuz? Vereyim: 'Irak, dünyanın dördüncü büyük ordusu dedi' yalandı bu, yoktu böyle birşey. Denize dökülen petrol için 'yüzyılın deniz kirlenmesi' dedi ve petrole bulanmış zavallı bir karabatağın görüntülerini getirdi. O bölgede böyle bir kuş yok oysa. Bu kuş Fransa'nın kuzeyinde on yıl önce meydana gelen bir deniz kirlenmesi olayından alınmıştı."

Konuşmasının sonunda: "Ekoloji yalnız nehirlerin kirlenmesi değildir. Beyinler de bu enformasyon kirliliğinden temizlenmelidir." diyen Ramonet, yalan yanlış enformasyon bombardımanı karşısında korumasız durumda olan izleyiciye tek bir çözüm gösteriyor: Okumak...

Bunları okuduktan sonra varın gerisini siz düşünün. Biz değil kendileri bile medyalarına inanmıyorlar. "Gülün adı" adlı romanın sahibi Umberto Eco, bu güvensizliğini şöyle dile getiriyor: "Bütün gördüklerimden şüphe ediyorum. Amerikalılar acaba gerçekten aya ayak bastılar mı, yoksa
bu bir T.V. oyunu mu idi?"


Batı'nın bu albenili yalan makinalarına karşı günümüzün inanan insanına çok şey düşüyor. Bu çok başlı yılanlara karşı sokulacak yeri kalmadı müminin ve artık zehirletmemeli kendini. Uyanık olmak bir vecibe. Bir büyük mütefekkirimizin şu ırgalayıcı sözleri kulağımıza küpe olmalı: "Bugün Batılılar kendilerine daha ciddi şekilde alternatif olabilecek kitlelere, demokrasi, yeni dünya düzeni v.s. gibi özellikle bu tür düşünceleri lanse ediyorlar. İnsanlık yavaş yavaş Batı şokundan kurtulup kendine gelmek üzere. Asırlardır süren Batı zulmüne karşı ciddi bir reaksiyon söz konusu, içe atılıp duran ve sineye çekilen bunca mezalim barajları taşıracak durumda. Onlar da akibetlerinin farkındalar ve onun için insanlığın önüne yeni yeni teklifler getiriyorlar. Tâ ki insanımız kendine dönüşü unutup, Batı'nın gündeminde tutmak istediği şeylerle meşgûl olsunlar. Bunu da ağırlıklı olarak medyalarla yapıyorlar.

Batı bize kabul ettirmeye çalıştığı düşüncelerin huzur ve saadet vaadedeceğine katiyyen inanmamaktadır. Onların demokrasi adına söyledikleri şeyler kendi istismarlarını kolaylaştırmaya yöneliktir. Dolayısı ile bize telkin edilen ve birçoğunu da tesir altına alan Batı kaynaklı düşünceler sadece bir aldatmacadan ibarettir. Bize kazandıracağı bir şey yoktur."

Batı'nın bu propagandaları karşısında müdafanın nasıl olması gerektiği konusunda da Bediüzzaman şöyle buyuruyor: "Propaganda sabıkan beyan ettiğim zalim cerbezenin (mübalağalı yalanın) veled-i nameşru'udur. Ona mukabele, o yalancı silahla olmamalı. Belki sıdk ve hak ile olmalı. Bir tane sıdk bir harman yalanı yakar. "

BİR TERÖR AYGITI OLARAK T.V.
Ünlü antropolog ve İletişim Bilimci Arthur Asa Berger, televizyonu bir "terör aygıtı " olarak nitelendirmekte sanırım haksız sayılmaz.

Beyaz camın icadıyla birlikte hızla değişikliğe uğrayan dünyamızda, siyasî terör yerini ruhî ve diğer terör tiplerine ittiği bir gerçek.

Ülkeler, hava alanlarında uçak kaçırmaya teşebbüs edecek teröristlere karşı çok sıkı tedbir almalarına mukabil, kültür teröristleri dünyanın dörtbir yanında ceza korkusu duymadan, manevî değerleri çökerten silahlarını rahatça kullanabiliyorlar. Bu teröristlerin başında da Batı ve özellikle A.B.D. gelmektedir. Yıkımları o kadar korkunç ki, kendisi de aynı millete mensup olmasına rağmen yazar
John Holford bile yapılanlar: itiraftan kendini alamıyor:
"Amerika ve İngiltere başlarına ne gelirse hak etmiş olacaklardır. Zira bütün dünya onların ekranlarından, artistlerin cinayet, zina, '.. ırza geçme hadiselerini sergilemelerini seyrediyor; şarkıcıları ise müstehcen şarkıları haykırarak insanlarının milli günahlarını artırıyorlar.

Bütün dünyayı tesiri altına alan Amerikan gösteri sanatları (eğlence endüstrisi), ürettiği: şiddet müstehcenlik ve cinsi sapıklık dolu filimlerini, birçoğu kendi ülkesinde yayın yasağına konu olmasına karşın üçüncü dünya ülkelerine pazarlanmakta oldukça mahir davranmaktadır. Hatta bu ustalığını Avrupa ülkelerine karşı da göstermekte ve AET sözcülerinden Jacques Delors bir konuşmasında şöyle yakınmaktadır. "Avrupa Topluluğu televizyonlarında yayınlanan kurgu programlarının % 70'i topluluğa üye olmayan ülkelerden gelmektedir. Bunların yarısı da Amerikan üretimidir."

Delors yakınmakta haklıdır. Çünkü haftalık Le point dergisinin bir araştırmasına göre: Fransa'nın altı televizyon kanalından bir hafta içinde 670 cinayet. 848 kavga, 15 ırza geçme. 419 silahlı saldın, 14 adam kaçırma. 11 soygun, 8 intihar, 32 rehin alma, 27 işkence, 18 uyuşturucu kullanma, 13 boğmaya teşebbüs. 11 savaş, 20 seks sahnesi gösteriliyor."

Sadece Fransa'da değil diğer Avrupa ülkelerinde de durum bundan farklı değildir.
Düşünen bazı Batılı kafalar da bundan oldukça şikayetçi. Gençleri saldırgan, cinsi sapık ve cani haline getiren filimlerin yasaklanmasın! istiyorlar. Çünkü bu sahneleri seyreden gençlerin kafalarına güçlü olan üstündür felsefesi işlendiği için kuvvetperestlik, hakperestliğe tercih edilmekte ve sonuçta gençler gayri meşru yollarla güçlü olmanın yollarını aramaktalar. Sonuçta da, ya çete ve mafyalara adam yetişmekte veya hapishaneleri suçlular almamakta.

Ahlak bozucu filimlerin sonucu da, sefih hayatın iştah kabartan görüntüleri tasvir edilerek şehvet kamçılanmakta ve akıldan çok hislerine hitap edilen gençlerin kendilerine hakim olmaları mümkün olmamakta. Bunun akıbeti de ar ve namus duyguları kurumuş, hissiz ve vicdansız canavarlaşmış yığınlar..

Wisconsın ve Manitoba Üniversiteleri'nde yeni yapılan iki araştırma yukandaki tespitlerimizi pekiştırici mahiyette; "Filme alınmış cinsî şiddeti izleyenlerin, bihassa kadınlara karşı, daha fazla saldırgan davranışlara kışkırtıldıklarını ortaya koydu. Manituba Ünv. araştırmasınca da; bu artmış saldırganlığın en az bir hafta devam ettiğini göstermektedir."

Bütün bu objektif sonuçlara rağmen kapitalizmin acımasız çarkları içinde pazar kapma savaşı veren televizyon şirketleri "şiddet iyi televizyon üretir" felsefelerini menfaatleri gereği bırakmamaktalar. Onlara göre başarılı bir yayın; azamî heyecan, yoğun duygu ve eğlence ihtiva eden bir yayın olmalıdır.

Uzun yıllar BBC'de vazife yapmış Martin Esslin'ın şiddet konusundaki tesbitleri oldukça düşündürücü: "... Ne var ki heyecan konusunda azalan verim kanunu işlenmektedir. Seyirciler şiddete alıştıkça, şiddet tesir uyandırabilmesi için daha şiddetli olması gerekir. Bu ana yayın kuşağındaki dramatik diziler için olduğu kadar, haberler için de geçerlidir. Ve haber programlarının editörleri şiddet hangi haber programında olursa olsun seyirci kazanabilmek için merkezi bir yere koymaktadırlar. Terörizm, bombalamalar. suikastler, adam kaçırmalar ve rehin almalardaki artışın televizyonun mahiyetiyle ve onun dünyadaki birinci bilgi kaynağı durumuna yükselmesiyle yakından ve organik bağlantısı olduğu çok açık. Çağdaş suçluların T.V. 'ye çıkma talebine alışır olduk."

Yine Esslin'ın bu işin uzun dönemli tesirleri konusundaki tesbitleri de oldukça dikkate değer: "T.V.'deki cinselliğin ve şiddetin çoğalması uzun dönemde zararlı bir tesir gösterecektir, ama sadece T. V. izleyicileri tarafından şiddete daha fazla dayalı eylemlerin teşvik edilmesinde değil, aynı zamanda bu malzemelere (görüntülere) maruz kalanların duyarlılıklarının adım adım köreltilmesinde tesirli olacaktır.
Ayrıca bu tür malzemelere sürekli maruz kalmanın birkaç nesil sonra genel zihin seviyesinde bir düşüşle sonuçlanacak olmasıdır." (22) (Devam Edecek)

DİPNOTLAR
1- Özdemir, M. Niyazi; "Nasıl Batılılaşırız" Zaman 8 Ocak 1991
2- İslamoğlu Mustafa; Yürek Devleti, Denge Yay. İst/1990 s.21
3- Demircan, Dursun; (Ürgüp) Türkiye Gazetesi, 6 Aralık 1991
4- Taşer, İhsan; "İletişim Devrimi ve Yeni Dünya Düzeni" İslam. Haziran/1988
5- Topuz, Dr. Hıfzı: "Yarının Radyo ve Televizyon Düzeni" İLAD. Yay. İst/90 s.10
6- Topuz, a.g.e. s.10
7- Yörünge Dergisi 2-9 Şubat 1992 s.63
8- Kaplan. Yusuf; Enformasyon Devrimi Efsanesi. Rey Yay.. Kayseri/1991 s.94
9- Topuz, a.g.e., s. 56
10- Said, Edward; Oryantalizm. Çev. S. Ayvaz. İst./19S2. s.63
11- Yörükoğlu. Salih: "Kitle İletişim Araçları" Vahdet 18-24 Ocak 1988
12- Köprü Dergisi Aralık 1991. sayı 24, s.6
13- İslam Dergisi, Ağustos 1991 ..
14- Gülen, Fethullah; Zaman 22 Ocak 1992
15- Mürsel, Safa; Devlet Felsefesi , Yeni Asya Yay. İst.
16- Kaplan, a.g.e., s. 7
17- Holford. John; "Kültür Terörizmi" Kubbealtı Akademi Mecmuası. Temmuz/ 1986
18- Topuz, a.g.e., s.55
19- Yediler, İsmail; "Göze Takılanlar" Zaman, s. 11.88
20- Esslin. Martin; T.V.'Beyaz Camın Arkası Pınar Yay. İst/91. s.72
21-Esslin. a.g.e., s. 60.
22-Esslin, a.g.e.. s. 75.
podcast itunes youtube rss twitter facebook