|
21.Yüzyılda Su
Prof.Dr. Harun AVCI [email protected] |
|
Şu, insanoğlu ve diğer canlılar için ne büyük lütuf. Şırıl şırıl sesi, çevresini yeşillendirip serinletmesi, tozu toprağı yatıştırıp her türlü kiri, pisliği temizlemesi, kuruyan dudakları ıslatıp içene can katması, çatlayan toprağı doyurup pörsüyen bitkilere hayat vermesi bu lütuf zincirinin halkaları. Su, adına kasideler yazılan nimet. Su, Yüce Beyan'da Cennetin güzellikleri arasında yer alan hediye. Su, Nebi (s.a.v) parmağında bereketlenip çeşme gibi akan mucize. Tarih boyunca bütün büyük medeniyetler su kaynaklarının etrafında kurulup gelişmiş, ne zamanın değişmesi, ne de teknolojinin ilerlemesi bu durumu değiştirebilmiş. 21. yüzyıla yaklaştığımız bu günlerde de su, toplumların refah seviyelerinin yükselmesinde esas faktör olduğu gibi ileride de bu özelliğini koruyacaktır. Ülkemizde olduğu gibi, kurak ve yarıkurak ülkeler halihazırda su sıkıntısına girmiş durumda olup 21. yüzyılın başlarında da pek çok ülke benzer bir durumla karşı karşıya kalabilecektir. Su sıkıntısının sebeplerinden birisi, her ülkenin su kaynaklarının sınırlı olmasıdır. Kolayca elde edilebilecek olan su kaynaklarına ait projeler tamamlandığından veya tamamlanma safhasında olduğundan gelecekteki projelerin maliyeti daha yüksek olacaktır. Ülkelerin borç yükü de göz önüne alınırsa, gelecekte su projelerinin gerçekleştirilmesi daha sınırlı olacaktır. Türkiye'de kullanılabilecek olan yıllık yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının toplamı yaklaşık 105 milyar m3 olup bunun yaklaşık % 22'si kullanılmaktadır. % 78'lik kısmı ise kullanılmayı beklemektedir. Yine ülkemizde ekonomik olarak sulanabilecek alan 8.5 milyon hektar olmasına rağmen halen sulanan alan yaklaşık 3.9 milyon hektardır. Buna göre, su kaynaklarımızı değerlendirebilirsek, sulanması mümkün olan arazilerimizin tamamı sulanabilecek, kullanma ve sanayi için yeterli su bulunabilecektir. Türkiye'nin şu an gerçekleştirmekte olduğu en büyük su projesi, Güneydoğu Anadolu Projesidir. 1985 yılı fiyatları ile GAP, 5 trilyon 600 milyar TL'lik bir yatırım gerektirmektedir (1985'de 1 dolar 500 TL. idi). Ülkemizin diğer bölge ve illerinde de halen geliştirilmeyi bekleyen pek çok su kaynağı mevcuttur. Ancak proje maliyetlerinin yüksekliği ve yatırım fonlarının eksikliği yeni su projelerinin gerçekleştirilmesini geciktirmektedir. Tamamlanan su projelerinde ise suyun muhafazası ve randımanlı kullanımı üzerinde hakkıyla durulduğu söylenemez. İçme ve kullanma şebekelerindeki su kaçakları ile evlerde ve işyerlerindeki su israfını bir tarafa bırakıp ziraî sulamadaki durumu incelersek, bu konunun önemi daha iyi anlaşılabilir. Ülkemiz Devlet Su İşleri sulama şebekelerinde yüzey sulama yöntemlerinde sulama randımanı, bölgeden bölgeye farklılık göstermekle birlikte (% 28-84) ortalama % 47 civarındadır. Yani nehir veya barajdan alınan suyun % 53'ü sulamada kullanılmadan kaybolmaktadır. Halbuki bu kayıpların % 30lara kadar düşürülmesi gerekir. Söz konusu kayıpların bir kısmı kanallarda, geriye kalanı su tarlaya uygulanırken oluşmaktadır. Su uygulama randımanı sadece kritik bir kaynağın ekonomik olarak kullanılması bakımından önemli değildir. Aynı zamanda bu, toprak verimliliğine doğrudan tesir eden tuzluluk ve çoraklık gibi istenmeyen bozuklukların da sebebidir. Çünkü tarlaya sulama suyu. ihtiyacından daha fazla verildiğinde, geçtiği yerlerdeki tuzları eriterek bitki kök bölgesinin altına kadar sızar. Toprağın üst katmanlarında bitkilerin kullanması ve buharlaşma neticesinde su azaldıkça, alt katmanlardaki tuzlu su yukarı doğru hareket eder. Su buharlaşıp atmosfere karışırken çözdüğü tuzları toprak yüzeyinde bırakır. Her yıl tekrar eden bu hadiseyle tuz birikimi bitkilere zarar verecek seviyeye ulaşır. Ülkemizde devlet, suyu kanallarla tarlaya kadar getirmekte ve bundan sonraki bütün işlemler çiftçilere bırakılmaktadır. Halbuki, arazinin sulamaya hazırlanması, tarlaya ne zaman, ne kadar ve hangi yöntemle su verileceği hususları özel eğitim ve bilgi sahibi olmayı gerektirir. Maalesef, fizikî tesisler için büyük yatırımlar yapılmakta ancak çiftçinin eğitimi hep ihmal edilmektedir. Meselâ 1981 yılında, Şanlıurfa Ceylanpınar sınırları içinde yaklaşık 100.000 dekarlık alana her parsele 5 l/s su verecek şekilde yağmurlama sulama sistemi tesis edilmiş. Sistemin uygulamaya konmasından sonra, bazı çiftçiler daha fazla su almak için parsellere su girişini sağlayan hidrantı sökerek içerisinden debiyi kontrol eden contasını çıkarmışlardır. Bu durumda, aynı hattan su alan diğer hidrantların debisi azalmıştır. Böylece hem su uygulama randımanı düşmüş, su israf edilmiş hem de sistem planlandığı gibi çalışamaz hale gelmiştir. Halbuki yağmurlama sulama, işletilmesi en kolay sulama sistemidir. Yağmurlama sulama sisteminde görülen bu durum, yüzey sulama sistemlerinde su dağıtımı ve uygulamasında daha büyük problemlerin var olduğunun açık bir delilidir. Su eksikliğine sebep olan ikinci faktör, dünya nüfusunun sürekli artmasıdır. Bunun neticesi olarak ev, ziraat, endüstri ve hidroelektrik enerji üretimi için su ihtiyacı da artmaktadır. Meselâ son yüzyılda toplam su tüketimi 10 kat artmıştır. Ancak suyun değişik kullanım alanlarındaki artışı aynı değildir. Meselâ 1900 yılında ziraat, toplam su ihtiyacının % 90'ını almasına rağmen. 2000 yılında bunun % 62 olacağı tahmin edilmektedir. Aynı periyotta endüstrinin kullandığı su 6 kat artarak % 4'den % 24'e çıkacaktır. Ülkemizde 1990 yılı itibariyle su kaynaklarının 75'i zirai sulamada, % 25'i ise ev. sanayi ve hizmet sektöründe kullanılmaktadır. Nüfusla su ihtiyacı arasında bire bir alâka olduğu söylenemez. Ancak nüfus artışının su ihtiyacını artıracağı açıktır. Bunun yanında, refah seviyesi ile su kullanımı arasında da bir alâka olduğu kabul edilmekte, refah seviyesi daha yüksek olan toplumlar diğerlerine kıyasla daha fazla su tüketmektedir. Geri kalmış yerlerin refah seviyesinin yükseltilmesi su ihtiyacını da artıracaktır. Su sıkıntısının üçüncü sebebi, kaynakların lâğımlar, ziraat alanlarında kullanılan kimyevî maddeler ve sanayi artıklarıyla kirlenmesidir. Bu kirleticiler su kalitesine, bilhassa evde kullanılacak olan su kalitesine tesir etmektedir. Zaten gelişmiş ülkelerde şehir merkezlerine yakın pek çok su kaynağı çeşitli şekillerde kirlenmiş, böylece kullanıma uygun olan vasıfları bozulmuştur. Ne yazık ki. bu ülkelerde bile su kalitesi izleme programlarına ya başlanmamış veya bunlar henüz emekleme aşamasındadır. Bu ülkelerin bazılarında yapılan su analizleri, şişelenmiş sularda bile nitrat konsantrasyonunun bebeklerin kullanma sınırını aştığını ortaya koymaktadır. Nitratın geniş yayılma özelliği göz önüne alınırsa, kirlenmenin sınır tanımadığı kabul edilebilir. Eldeki mevcut bilgilere göre, Batı ülkelerinde 21. yüzyılın ilk on yılında birçok su kaynağının içme için uygun olmayacağı düşünülmektedir. Su kaynaklarının kirlenip giderek kalitesinin bozulması, hak hukuk tanımadan tabiatin sorumsuzca sömürülmesinin bir neticesidir. Netice olarak su, her insanın hergün kullandığı vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Daha büyük su sıkıntısı ile karşılaşmamak için suyu kullanıcı durumunda olanlar ile su konusunda çalışan ve onu idare edenlere önemli vazifeler düşmektedir. Öncelikle evde, sanayide, ziraat alanlarında ve diğer kullanılan yerlerde suyun bir damlası dahi israf edilmemelidir. Bu hususta Yüce Beyan'da: "Yeyin için fakat israf etmeyin, çünkü O (Allah) israf edenleri sevmez"(A 'raf/31), "Ve onlar ki harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler (harcamaları) bu ikisi arasında dengeli olur" (Furkan/67) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) de, akmakta olan bir nehir kenarında bile olsa, suyun israf edilmemesini istemiştir. Kur'an ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in getirdiği bu esaslara ahiret için olduğu kadar dünya için de uymak zorundayız. İkinci olarak, su-çevre kirliliği konusunda araştırmalar yapılarak su kirlenmesine karşı gerekli tedbirler alınmalıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) 14 asır önce durgun suya bevletmeyi ve su kenarına abdest bozmayı yasaklamıştı. Ne yazık ki, O'nun prensiplerine uyulmayıp, yasakladıklarının daha kötüsü yapıldığından suyumuz da kirlendi, çevremiz de. Üçüncü olarak, mevcut su kaynaklarının randımanlı kullanılması teşvik edilmeli, bunun için projeler geliştirilmeli, su ücreti ve bedelleri konularında yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Mesela yağmurlama ve damla sulama sistemleri ile su daha randımanlı kullanılmaktadır. Ancak bu sistemlerde su, borularda basınçla iletildiğinden ek bir enerjiye ihtiyaç duyulmakta, bu da ürünün maliyetini artırmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hususta da: "Yağmur ve pınar sularıyla sulanan mahsüllerde öşür, dolap (emek)'le sulanan mahsüllerde ise yarım öşür (zekat) vardır''buyurmuştur. 14. asır önceki bu uygulama, ziraatta su kullanımının teşvik edilmesine ve ek masraf karşısında üründen daha az zekat veya vergi alınmasına ne güzel bir misaldir. Maalesef günümüzde benzer düzenlemeler yapılamadığından, su uygulama randımanı yüksek yeni metodlar çiftçiye yeterince benimsenmemiştir. Önümüzdeki yıllarda su muhafazası ve suyun randımanlı kullanılması, su ücreti ve fiyat düzenlemesi, su-çevre-kirlilik ilişkisi ve iyi su idaresi konulan üzerinde daha çok durulacaktır. Eğer bu çalışmalar diğer hedefleri yanında, su israfını ve kirlenmesini önlemeye, onu israf eden ve kirletene o nisbette ceza, iktisad eden ve temiz tutana mükafat vermeye ve kullanılmayan kaynaklan kullanılır hale getirmeye yönelik olursa büyük oranda istenen neticeyi verecektir. Diğer taraftan kendilerine lütfedilen suyun bir bedeli olduğu, onun sorumsuz ve savurganca kullanılamayacağı insanların vicdanlarında hissettirilebilirse, bu mesele, bize bakan yönüyle çözülmüş olacaktır. |
|


