|
Ak Dünyanın Karanlık Menfezleri
Salih TOPALOĞLU |
|
"Her nefis her an ölümü tadma durumundadır." (k.k.) Kâinatta bildiğimiz veya bilmediğimiz bütün varlıklar doğarak hayat sahnesindeki rollerini oynamaya başlarlar. Ölümleriyle de vazifelerini bitirmiş olarak sahneden alınırlar. Bu, kâinatın yaratıcısının koyduğu bir kanundur. Mikro âlemden makro âleme kadar bütün varlıklar bu kanuna uyma mecburiyetindedirler. Geceleri semamızı süsleyen yıldızlarlar da bu kanuna her varlık gibi boyun eğerler. Onlar için takdir edilen ömür, cüsseleriyle mütenasip olarak milyarlarca' yıl sürer. Hayatlarını, en hafif element olan hidrojeni termonükleer reaksiyonlarla daha ağır elementlere çevirerek idame ettirirler. Yıldızlar, çekim kuvvetinin iç basınç ile dengelendiği hemen hemen tamamı hidrojen gazından müteşekkil parlak kürelerdir. Termonükleer reaksiyonlar yıldızın merkezinde cereyan eder. Yıldızın merkezinde hidrojen gazı tükenince, iç basınç, çekim kuvvetini dengeleyemeyeceğinden yıldız çöker. Bu çöküş helyum gazının reaksiyona girebileceği sıcaklık hasıl oluncaya dek devam eder. Helyum gazının reaksiyona başlaması ile yine denge kurulur. Fakat yıldız artık ihtiyarlık devresine girmiştir ve kendisi için mukadder olan ölüme doğru yavaş yavaş ilerlemektedir. Nükleer yakıtının tamamını tüketen bir yıldız için artık son gelmiş demektir. Bu son ise üç şekilde tezahür eder: Ya beyaz cüce ya nötron yıldızı veya kara delik. Kütleleri (8 Me - 60 Mo) (*) olan büyük kütleli yıldızlar hayatlarının sonuna doğru orta kütleli (4 Me - 8 Me) yıldızlarda olduğu gibi Süpernova patlaması (**) geçirirler. Bu patlamayla yıldızın büyük bir kısmı fezaya dağılır. Fakat, patlama sonrasında bazı yıldızlar 2-3 Mo'den fazla kütleye sahip olabilir. Kâinatta bu geri kalan kütleyi çekim kuvvetine karşı çökmeden kurtaracak hiç bir maddi kuvvet mevcut olmadığından yıldız büzülmeye başlayacak ve bu büzülme kıyamete kadar sürecektir. Bu çökme esnasında yoğunluk saniyenin 1/10.000 de hemen hemen sonsuza ulaşır. Böylece kara delik yaratılmış olur. Modern Astronominin en son keşiflerinden biri olan kara delikler, sadece birkaç yıl önce "bilim-kurgu" olarak düşünülüyordu. Bugün ilmi bir hakikat olarak kabul edilen kara delikler, insanların çoğunda korkuyla karışık yeni düşünce ve anlayışları da beraberinde getirmiştir. Ölümden korkan ve elinden geldiğince ölüme çare arayan insanlar için, kâinatın birgün şu veya bu şekilde, fakat mutlaka son bulacağını düşünmek hiçte hoş olmasa gerek. Konu ile alakalı resim için tıklayınız Fezada bulunan her cisim (Dünya, Ay, Güneş, yıldızlar vb.) kendi yoğunlukları ile mütenasip olarak fezayı çöktürür. Bu Albert Einstein tarafından ortaya atılan "Genel İzafiyet Teorisi"nin neticelerinden biridir. Bir misâlle açıklarsak, dört ucundan gerilmiş bir çarşaf üzerine fazla ağır olmayan bir gülle koyalım. Gülle çarşafı aşağıya doğru çöktürecektir. Böylece çarşafın sathı kavisli bir hal alacaktır (Şekil 1). Bu durum güneş ve diğer yakın birkaç yıldız üzerinde yapılan tecrübelerle doğrulanmıştır. Güneşin yakınında bulunan (görüntü olarak) bir yıldızdan bize gelen ışığın izlediği yol (bu durum ancak güneş tutulmaları esnasında görülebilir), güneş yokken aynı yıldızdan gelen ışığın izlediği yoldan uzundur. Çünkü birincide yıldızdan çıkan ışığın takip ettiği yol, güneşin kendi yoğunluğu ile fezayı çöktür-düğü ve kavisli bir hal almasına sebep olduğu sahadan geçmiştir (şekil 2). Konu ile alakalı resim için tıklayınız Süpernova patlaması veya başka bir kütle kaybetme mekânizması ile kütle kaybeden yıldız, çökerken kendi içindeki madde miktarı değişmemekte, sadece hacmi küçülmektedir. Bilgilerimizi yoklarsak d = M/V formülünü hatırlamakta güçlük çekmeyiz. Formülde hacim ile yoğunluğun ters orantılı olduğu açıkça görülmektedir. Yani, hacim küçüldükçe yoğunluk artmaktadır. Öyleyse yıldız çöktükçe yoğunluğu da artacaktır. Yukarıdaki misalimizde, güllenin madde miktarı değişmemek şartı ile hacmini küçültürsek yoğunluğunun artacağı ortadadır. Böylece çarşafımızın sathı daha çok kavisli hal alacaktır. Hacmi küçültmeye devam edersek artan yoğunluk sebebiyle, çökme artmaya devam edecek-tir.Yıldızdaki büzülme sonsuza kadar devam edeceğinden hacim sıfıra iner. Hacim sıfır olduğunda yoğunluk ve dolayısı ile çekim kuvveti de sonsuz değerine ulaşır. Aslında bu durum fizikî olarak inanılması çok zor olsa dahi matematikî olarak sıfır yarıçapına inme ve sonsuz yoğunluğa sahip olma olarak belirtilir. SİNGULARİTE (tekillik) olarak adlandırılan bu noktada fezanın meyili sonsuza ulaşır. Böylece "kara delik" kelimesindeki "delik" kelimesinin nereden geldiği ortaya çıkmaktadır. Giren cisimlerin bir daha geri dönemediği, dibi olmayan bu deliğe niçin "kara" denilmiştir? "Kaçış hızı" olarak adlandırılan bir hız tarifi vardır. Bu, bir cismin diğer bir cismin çekim sahasından kurtulabilmesi için sahip olması gereken en küçük hızdır. Bir roketin arzımızın çekim kuvvetinden kurtulup fezaya açılabilmesi için saniyede 11,2 km'lik bir hıza sahip olması gerekir. Aksi takdirde roket tekrar arzımıza geri dönecektir. Güneşimiz için kaçış hızının değeri elbetteki daha büyük olacaktır. Çünkü çekim kuvveti yoğunlukla mütenasiptir. Konu ile alakalı resim için tıklayınız Işık hızı, kâinatta bildiğimiz en büyük hızdır ve "Limit hız" olarak isimlendirilir. Bu, ışığın kaçamıyacağı çekim sahasından hiçbir şeyin de kaçamayacağı manasına gelir. Işık saniyede 300 bin km'lik bir hıza sahip olmasına rağmen, yoğunluğu ve dolayısı ile çekim kuvveti sonsuz olan bir yerden kaçamaz. Cisimleri ışık vasıtası ile görürüz. Büzülüp kara delik durumunu alan bir yıldız artık ışık üretse de biz onu göremeyiz. O bizim için görünmez bir tehlike olur. Büzülen yıldızdan ışığın kaçamayacağı ana karşılık gelen yıldız yarıçapına Schwarzschild yarıçapı denir. Güneşimizin Schvvarzschild yarıçapı 3 km, arzımızın ise sadece 9 mm'dir. Yani, arzımız 9 mm çapında bir küre olacak şekilde sıkıştırılsa etrafındaki herşeyi hatta güneşi dahi hiç çekinmeden yutabilecek bir kara delik olurdu. Yıldız Schvvarzschild yarıçapını geçerek çökmeye devam eder ve yarıçap sıfıra, yoğunluk ise sonsuz değerine ulaşır. SİNGULARİTE olarak adlandırdığımız bu noktada artık bildiğimiz fizik kanunları geçersizdir. Dikkat edersek, sonlu varlıklar olan bizler şu anda anlayamadığımız sonsuzluk mefhumunu bu noktada çok sık kullandık. Unutmayalım ki, keşfettiğimiz veya her an kullanmakta olduğumuz fizik kanunları da bizler gibi sonludur. İnsanoğluna kâinatın yaratıcısı tarafından "halife" ünvanı bahşedilmiştir. Bundan dolayı o, bu âlemde arzu ettiği herşeye sahip olabilir ve kullanabildikten sonra herşey onun hizmetindedir. Fakat sonsuzluk hariç. Oysa ki, sonsuzluk noktalarının var olduğu bir kâinatta yaşamaktayız. Kara delikler vasıtası ile sonsuzluğa ulaşabilme gayretinin ise neticesiz kalacağı bellidir. Bunu denemeye kalkışacak her vasıta ise kara deliğe fazla yaklaşmasına izin verilmeden korkunç çekim gücüyle param parça edilecektir. O halde sonsuzluğun, insanoğluna başka bir âlemde hizmet etmesi akıldan hiçte uzak görünmüyor. Kara delikten herşey gibi ışık dahi kaçamadığına göre onun varlığını nasıl anlıyoruz? Kara delikler uçsuz bucaksız fezanın derinliklerinde kendilerine has tavırlarıyle hareket ederler. Önlerine çıkan talihsiz cisimleri de acımadan yutarlar. Kara deliğe yakalanan madde ona doğru ivme kazanır. Maddenin bir kısmı doğrudan doğruya bir daha görülmemek üzere kara deliğin içine çekilirken, diğer kısmıda kara deliğin etrafında, Satürnün halkaları gibi, yörüngeye oturarak çok hızlı bir şekilde dönmeye başlar. Bu madde, sürtünmeden ötürü o kadar ısınır ki, 100.000.000 °C gibi muazzam bir sıcaklığa ulaşır. Bu sıcaklığa erişen gaz ise spektrumun x-ışını bölgesinde kuvvetli bir şekilde müşahade edilen ışık yayınlar. Böylece biz kara deliğin kendisini göremediğimiz halde yutulan cismin ölüm çığlıklarını gözleyebiliriz. İlim adamlarından bazıları, her galaksinin merkezinde büyük kara deliklerin bulunabileceği kanaatindedirler. Bir galakside bir kara deliğin bulunması zamanla bütün galaksiyi yutması demektir. Galaksimizin bir üyesi olan ve Güneş sistemimizden yaklaşık 6000 ışık yılı ötede bulunan, bir çift yıldız sistemi Cygnus X-1 deki yıldızlardan birinin kara delik olduğu artık şüphe götürmez bir gerçektir (Şekil 3). Bir x-ışını kaynağı olan Cygnus X-1 görülebilen dev yıldızı ile görülemeyen bileşeninin etrafında sıcak bir diske sahiptir. Dev bileşenin dış kısımlarından devamlı olarak görülemeyen bileşene madde akmaktadır. Bu madde, görünmeyen bileşenin etrafında yörüngeye oturduğundan hasıl olan muhteşem sıcaklık neticesinde bize düzensiz sadece birkaç mili saniye aralıklarla x-ışını göndermektedir. Her varlık, belli gâyelere hizmet için yaratılmıştır. Gayesiz ve hedefsiz hiçbir varlık düşünülemez. Bu, kâinatın yaratıcısı ve tanzim edicisinin Hikmet sıfatıdır. Şu anda ilmi bir muamma olan, duyulduğunda insana ürperti veren kara delikler, belki de bilemediğimiz nice güzel gayelere hizmet etmektedir. Birer yıldız cesedi olan kara deliklere bu vazifeleri gördüreni tesbih etmemek elde mi? ______________ (*) Mo güneş kütlesi (**) Geniş bilgi için Sızıntı dergisinin 67 sayısındaki SÜPERNOVA ve YOKLUKTAN VARLIĞA GEÇİŞ" yazısına bakılabilir. a |
|


