Alternatif Tıbbın Gözdelerinden Rahmet Hazineleri Bitkiler: Fitokimyasallar

Binlerce yıllık bir geçmişi olan alternatif tıp metodlarının en önde gelenlerinden birisi bitkilere müracaata dayanmaktadır. Bitkiler âleminin binlerce türünün herbirinin ayrı bir kimya laboratuvarı olduğunu düşünürsek, yüzyıllardır birçok bitki hakkında yazılıp çizilenlerin boşuna olmadığı anlaşılır.
Sağlıklı kalmak için dengeli beslenmek en başta gelen şartlardan biri olduğu ve herkesin de dilinde dolaştığı halde bu görüldüğü kadarıyla kolay bir iş de değildir. Önüne gelen her şeyi yemek, bol kalorili besinlerle beslenmek dengeli beslenmek demek değildir. Dünyaca ünlü Science dergisinin 16.07.1999 tarihli sayısında yer alan bir araştırmaya göre; ABD ve birçok sanayileşmiş toplumda, insanların bol kalorili ve çeşit çeşit nimetlerle beslenmesine rağmen sağlıklı bir hayat için gerekli olan mikrobesinleri (vitaminler, mineraller) almadığı tespit edilmiştir. Dahası, yine iyi beslendiğini zanneden bu toplumlarda insanların, ihtiyaçları olan karbonhidrat, yağ ve proteinleri bile dengeli bir şekilde almadıkları ortaya çıkmıştır.

Sırlı Laboratuvarların Harika Molekülleri
Makrobesinler denen karbonhidrat, yağ ve proteinler ile sağlığımız için gerekli olan 13 adet vitamin ve 17 adet mineralin dışında fitokimyasallar denilen, bitki kaynaklı olan tabii bileşiklerin önemi yeni yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Fitokimyasal moleküller (Yunanca phyto=bitki) vitamin ve minerallerin aksine bildiğimiz klasik mânâsıyla besin olarak kabul edilmezler. Yüksük otundan elde edilen dijitalis ve kınakına ağacından elde edilen kinin adlı kimyasallar yüzyıllardır hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bugün ise çok önemli bir husus olarak, fitokimyasalların serbest radikal denen vücudumuzdaki hücrelere saldıran molekülleri zararsız hâle getiren antioksidan özellikte oldukları öğrenilmişdir. Bütün dünyadaki önde gelen ilaç araştırma laboratuvarlarınca, fitokimyasallar, yaşlanmadan kansere kadar hastalıklardan korunmak için güçlü potansiyel ajanlar olarak düşünülmektedir.

1970'li yılların başlarında daha çok meyve ve sebzelerle beslenen kişilerde bazı kanserlerin daha az olduğu tesbit edilmiştir. Buradan yola çıkılarak, fitokimyasalların hastalıklarla yakın bir münasebetinin olduğu anlaşılmıştır. Meselâ; vişne ve lavantada bulunan perilil alkol'ün pankreatik tümörleri, turunçgillerin kabuğunda bulunan limonen'in meme tümörlerini küçülttüğü lâboratuar hayvanları ile yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
1- Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmaya göre, lahana ve brocoliyi fazla yiyen erkeklerde mesane kanseri daha az görülmektedir.
2- Günde 4-5 kere meyve yiyen, ailesinde meme kanseri olan menopoz öncesi kadınlarda daha az risk olduğu hesaplanmıştır.
3- Amerikan Milîl Kanser Enstitüsü'nün raporuna göre, domates ve domates ürünlerini fazla yiyenlerde bazı kanser türlerine daha az rastlanılmaktadır.
4- Dünya Kanser Araştırma Fonu ve British Medical Journal adlı ilmî dergide çıkan makalelerin verilerine göre, az et ve fazla sebze-meyve ile beslenenlerde; prostat, meme ve barsak kanserlerine yakalanma riski daha azdır.

Fitokimyasallar ve Kalp-Damar Sağlığı
Yukarıda saydığımız faydalarına ek olarak fitokimyasallar kalp sağlığı açısından da önemli maddelerdir. Yeni epidemiolojik çalışmalara göre fitokimyasallar yönünden zengin besinlerle beslenenlerde, kalb hastalıklarına daha az rastlanılmaktadır. Amerikan Kalb Birliği (AHA), damar sertliği denen atherosclerosisi önleyen aşağıda zikredilecek olan üç çeşit fitokimyasal madde tanımlamıştır.

Steroller
Yağda çözünmüş olarak bulunan steroller, vücutta kolesterol şeklinde bulunurlar ve hücre zarı ile sinir hücreleri için hayatî öneme sahiptir. Hayvan hücrelerinin temel moleküllerinden birisi olan kolesterol, kanda lipoprotein molekülleri olarak dolaşır. Damarların iç yüzüne yapışıp birikerek onları tıkayan kolesterol, atheroskleroz ve felçlere sebep olur. Atheroskleroz, ayrıca yüksek tansiyona da sebep olur. Sağlıklı bir vücudun hücrelerinin ihtiyacı olan kolesterol hayvanî gıdalardan alındığı gibi, barsak ve karaciğer hücrelerince de sentezlenir. Normalde bulunması gereken kolesterol aşırı şekilde sentezlenir veya dışarıdan alınırsa damarların içinde birikmeye ve onları tıkamaya başlar. Bitkilerde bulunan sterollerin (fitosteroller) önemli bir özelliği ise emilim sırasında normal kolesterol ile yarışmalarıdır. Dolayısıyla bitki kaynaklı olan fitosterol alınımı fazla olursa, hayvan kaynaklı fazla kolesterol emilimine ve damar hastalıklarına mâni olunur.

Flavonoidler
Meyve, sebze ve bunların tohumlarda bulunan flavonoidler de tansiyonu ve aterosklerozu önleyebilir. Flavonoidlerin bilhassa antioksidan özellikleri olduğu bilinmektedir. Ayrıca thrombositlerin aktivasyonunu yavaşlatarak, pıhtı teşekkülü yoluyla damar tıkanmasını önlerler.

Allıum grubundan sülfür (kükürt) bileşikleri: Bunlar kan kolesterolünü düşürürler. Soğan, sarmısak ve pırasada bol bulunan bu bileşikler, antik çağlardan beri tıp alanında kullanılmaktadır. AHA' ya göre sülfür bileşiklerinin kimyası ve farmakolojik özellikleri açısından daha bilinmeyen birçok yön vardır.

Şişmanlık ve Diyabet (Şeker hastalıkları)
Amerikan Millî Sağlık Enstitüsü'ne göre Amerikan halkının çoğu şişmandır. Şişmanlık, kalb-damar hastalıkları ve gençken ortaya çıkan, insülüne bağımlı olmayan tip-II diyabet için bir risk faktörüdür. Diyabetteki hiperglisemi (fazla kan şekeri), körlüğe, böbrek hastalığına, sinir hasarlarına (nöropati), atherosklorosise, tansiyona ve felce yol açabilir.

Amerikan Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi araştırmacılarına göre, fitokimyasallardan olan karotenoidler, tip-II grubu diyabeti önleyen önemli bir faktördür. Karotenoid'lerin en iyi bilineni havuç gibi kırmızı bitkilerde bulunan karotendir.

Tavsiyeler:
Dünyanın altı seçkin sağlık kuruluşu olan,
-Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi, Amerikan Kanser Birliği, Amerikan Diyet Birliği, Amerikan Pediatrik Akademi, Amerikan Millî Sağlık Enstitüsü ve Amerikan Klinik Beslenme Birliği, bir bülten hazırlayarak tavsiyelerini yayınlamışlardır.

Bu tavsiyelerin yer aldığı akademik çalışma Circulation adlı ilmî derginin 27 Temmuz 1999 tarihli sayısında yer almaktadır. Tavsiyelerin bazıları şöyledir:
-Kırmızı et yerine, balık ve tavuk tüketin.
-Aşırı yemeyin, fazla yerseniz egzersiz yapın.
-Akdeniz tipi beslenme denen sebze, meyve ve özellikle zeytin yağlı besinler yönünden zengin bir beslenme tarzını seçin.
-Yağlardan mümkün olduğunca, bilhassa doymuş yağ denen katı yağlardan uzak durun.
-Günde 4-5 kere kısa egzersizler yapın. Günde beş vakit namaz kılan müslümanların büyük bir avantajı vardır).
-Mümkün olduğunca fazla yol yürüyün ve sıkışmadığınız müddetçe vasıtaya binmeyin.
-Fazla şeker kullanmayın. Tatlı ve pastalar yerine meyve tüketin
-Yoğurt ve peyniri fazla tüketin.
-Tuz (sodyum) tüketiminde ölçülü olun.
-Prinç yerine, bulgur ve kuskus tüketin.
-Alkollü içeceklerden uzak durun. Kola ve kafeini fazla içecekler yerine saf meyve suları tüketin.

Yukarıdaki bilgilere ilave olarak, Peygamberimizin (s.a.v.) zeytin, hurma, ayva gibi bazı bitkileri tavsiye etmesinin hikmetlerini ancak bugün anlamaya başladığımızı da belirtmeden geçmemek gerekir. Tıbbı Nebevî gibi eserler bu gözle tekrar incelendiğinde bu tavsiyelerin zaten her müslümanın hayatında olması gerekenler olduğu daha iyi görülecektir.

Fitokimyasal Ailesi Bulunduğu Ana Kaynak
- Allyl sülfid Soğan, Sarımsak, Pırasa
-Indol Lahana, Karnabahar, Broccoli,
-İsoflavon Soya fasulyesi
-Fenolik Asid Domates suyu, Turunçgiller, Havuç, Fındık, Tahıllar.
-Polifenol Yeşil Çay, Üzüm, Zeytin
-Saponin Fasulye ve bezelye'nin Legümenleri (meyvesi)
-Terpen Vişne, Kiraz, Turunçgillerin kabuğu.

Kaynaklar
1- Science, 16 Temmuz 1999.
2- Circulation, 27 Temmuz 1999.
3- May. Clinic Health Letter, Temmuz 1999.
4- May. Clinic Preventive Nutrition, Temmuz 1999.

comments powered by Disqus