|
Anne Sütü
Metin AYTEKİN [email protected] |
|
Annenin, çocuğunu emzirmesine “irda” denir. Çocuk için en kıymetli gıda anne sütüdür, hiç bir gıda anne sütünün yerini tutamaz. UNİCEF ve Dünya Sağlık Teşkilatı; anne sütü ile beslenmenin iki yıl kadar olması gerektiğini tavsiye ediyor. Kur’an-ı Kerim’e göre bu süre iki yıldır. Ancak ana ve babaların aralarında karşılıklı anlaşarak bu müddetten az bir zamanda çocuğu sütten kesmelerinde bir sakınca yoktur. Fakat sütü kesmek çocuğun sağlığı açısından mahzurlu olabilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz: “Anneler çocuklarını iki tam yıl -(bu hüküm) emzirme müddetini tam yaptırmak isteyenler için- emzirirler. Onların (anne ve çocuğun emzirme süresince) beslenmesi ve giyimi normal bir şekilde çocuğun babasına aittir. Hiç kimse gücü yettiği kadarından fazlasıyla sorumlu tutulamaz. Hiçbir anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılamaz, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara girmemelidir. (Baba ölmüş olursa) bu vazifeyi yapmak mirasçının görevidir. Eğer anne-baba sütten kesmek isterlerse kendilerine günah yoktur.” (Bakara,2/233)Yine başka bir ayette “Biz insana ana ve babasına iyi davranmasını emrettik. Anası onu zahmet üstüne zahmetle taşımıştır. Sütten kesilmesi ise iki yıl sürmüştür” (Lokman, 31/14) Yakın zamanlara kadar doktorların çoğu, anne sütüyle emzirmenin çocuk için sadece iyi bir besin kaynağı olduğunu düşünüyorlardı. Anne sütü, annenin göğsünden doğrudan çocuğa geçtiği için enfeksiyon yapıcı mikroorganizmaları taşıma ihtimali çok düşüktür. Buna karşılık marketlerde satılan şişe sütleri hayvanların sağılmasından itibaren suyla veya çevreyle temas ettiğinden hastalık yapıcı mikroorganizmaların bulaşma riski çok yüksektir. Buna güzel bir delil, marketlerdeki sütlerle beslenen çocuklarda anne sütüyle beslenenlere göre idrar yolları, solunum yolları, kulak, bağırsak hastalıkları ve menenjitin daha çok görülmesidir. Anne sütü özellikle hayatın ilk aylarında çocuğun hastalıklardan korunmasına yardım eder. Çünkü bebekteki bağışıklık sistemi bu süre içinde yabancı organizmalara karşı tam randımanlı olarak çalışamamaktadır. Bundan dolayı bebekler anne karnında başlayan ve çocuğun emdiği müddetçe doğumdan sonra da devam eden sigorta sistemleriyle donatılmıştır. Bu sigortalardan birincisi, annenin hayatı boyunca geçirmiş olduğu hastalıklar neticesi, kendi immün sisteminde ürettiği savunma molekülü olan antikorları plasenta yoluyla kendi yavrusuna da vermesidir. Bu antikorlar doğumdan sonra da anne sütü yoluyla yavruya aktarılmaya devam eder. Annede bulunan mikropları tanıyıcı, hafıza hücreleri de sütle yavruya geçtiği için, yavrudaki bağışıklık sisteminin mikroplara cevap vermesini kolaylaştırır. Anne sütüyle yavrunun bağırsağına gelen bağışıklık hücreleri ve diğer makro moleküller bağırsak mukozasından lenf sistemine geçer. Ancak daha önce bağırsak içindeki besin maddelerinden bakterilerin istifade etmesine mani olarak, bulunduğu vasatı bakterilerin çoğalması için uygun olmayan bir ortama çevirir. Dolayısıyla bağırsakta zararlı bakteriler çoğalamaz. ANNE SÜTÜNDEKİ ANTİKORLAR Bu antikorlar başlıca beş gruba ayrılırlar ve IgG, IgA, 1gM, IgD, IgE olarak gösterilirler. Bunların hepsi anne sütünde bulunur ama en çok bulunanı IgA salgısıdır. Erişkinlerin solunum ve sindirim sistemlerinin her tarafında da IgA vardır. Bu antikorlar iki veya daha fazla IgA molekülünden oluşurlar. Secretary component denilen bir salgı faktörü maddeleriyle birlikte bulunan IgA molekülleri bu faktör sayesinde mide ve bağırsaklarda bulunan sindirim enzimleri tarafından parçalanmaktan korunurlar. Doğumdan hemen sonra immün sistem aktif hale geçmediğinden, bebeğin enfeksiyona yakalanması durumunda IgA sentezi ve salgılaması yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla biberonla beslenen bebeklerin hastalıklara yakalanmaları çok kolay olmaktadır. Diğer yandan anne sütüyle beslenen bebekler devamlı olarak IgA aldıldarı için hastalıklara karşı böyle bir problemleri ve zayıflıkdan yoktur. Bu da doğumdan birkaç hafta veya aylar sonra bile olabilir. Bağırsakta faydalı bakteriler de bulunur. Ancak anne sütündeki bazı maddeler bu faydalı bakterilerin çoğalmasını teşvik edip sayılarını artırdığından zararlı bakterilerin bağırsakta çoğalma ihtimalleri çok düşüktür. Bu da zararlı bakterilere karşı direnmenin bir başka yoludur. Bu öyle ahenkli bir sistemdir ki, her şey israf edilmeden yerli yerinde kullanılır. Bugünkü tıbbi bilgimiz annenin bağışıklık sisteminin nasıl sadece hastalık yapıcı bakterilere karşı antikor ürettiğini, buna karşılık faydalı bakterilere de nasıl dokunmadıklarını açıklayabilmiş değildir? Enteresandır ki, IgA salgısı bağırsak mukozasından başka gözlerdeki epitel dokuyu da enfeksiyonlardan koruyabilir. Orta Doğu’da, Güney Amerika ve Kuzey Afrika’da kadınlar sütlerini çocuklarının gözlerine damlatırlar ve süt içindeki bazı maddeler göz konjunktivasındaki enfeksiyonları tedavi eder. Bu usulün ilmi bir geçerliliği olup olmadığını bilmiyoruz ama teorik bazı sebeplerden görülüyor ki, bu tedavi yöntemi çoğunlukla başarılı oluyor. Zaten tedavi gerçekleşmeseydi o kadar insan bu usulü tatbik etmezlerdi. YARARLI MOLEKÜLLERİN ZENGiNLİĞİ Anne sütü antikorlar ve bağışıklık hücreleri yanında “mucin” dediğimiz, yapısında protein ve karbonhidrat taşıyan moleküller de vardır. Ayrıca ortamdaki serbest demiri bağlayan Lactoferrin isimli proteinden ve B2 vitaminini bağlayan özel bir protein anne sütünde bol miktarda bulunur. Bu özel proteinler bakterilerin çoğalması için gerekli olan demiri ve B2 vitaminini bağlayınca, ortamda serbest demir ve Bı2 vitamini bulamayan hastalık yapıcı bakteriler beslenip çoğalamazlar. Bifidus faktör, anne sütündeki çok eskiden beri bilinen, hastalığa direnç faktörüdür. Bu faktör sayesinde çocuğun bağırsağında yararlı bir bakteri olan Lactobacillus bifidus çoğalır ve zararlı bakterileri uzaklaştırmaya yardım eder. Sütte bulunan serbest yağ asitleri ise virüslerin kılıflarına zarar verirler. Mükemmelliklerini saymakla bitiremeyeceğimiz sütte bulunan bir başka savunma silahı da İnterferon da özellikle colostrum’da bol bulunur. Colostrum, doğumdan sonra ilk günlerdeki sarımtırak renkteki anne sütüdür. Bu aynı zamanda kuvvetli bir antiviral etkiye sahiptir. Diğer bir protein olan Fibronectin de colostrom da çok miktarda görülür, bunlar fagositoz yapan hücrelerde özel fonksiyonlarla görevli olup iltihaplan asgari seviyeye indirmeye yardımcı olurlar. Bazı ipuçlarının gösterdiğine göre anne sütündeki bilinmeyen bir faktör anne sütüyle beslenen çocukların, biberonla beslenenlerden daha fazla flbronectin üretmesine sebep olmaktadır. Bütün bu üç molekül, anne sütüyle beslenen çocuklann idrarlarında, şişe sütüyle beslenen çocukların idrarlarındakine göre daha çok miktardadır ve son günlerdeki klinik çalışmalar gösteriyor ki, anne sütü ile beslenen çocukların idrar yollarındaki enfeksiyon riskleri çok azalmaktadır. HÜCRESEL MÜDAFAA Akyuvarların bir çeşidi olan lenfositler bağışıklık sisteminin hücreleridir. Bunların doğrudan hastalıklarla savaşanları olduğu gibi diğer savunma mekanizmalarını harekete geçirenleri de vardır. Colostromda çok miktarda bulunurlar. Fagositoz yapabilen neutrophiller, normalde kanımız içinde dolaşan beyaz kan hücreleri oldukları halde süt içinde de bulundukları gösterilmiştir. Bazı deliller bebeğin bağırsaklarında neutrophillerin fagositoz yapmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Başlangıçta saldırganlıkları kan neutrophillerine göre az olan bu hücreler, doğumdan altı hafta sonra anne sütünden kaybolurlar, zira artık bunların vazifelerini başkaları üzerine almıştır. Bunlardan başka makrofaj denilen çok büyük fagositoz yapan hücreler vardır. Bu hücreler salgıladıkları enzimlerle bakterilerin hücre duvarlarını bozarak bunları yok eder ye ayrıca sindirim sistemi içinde istilacılara karşı lenfositleri güçlendirebilirler. Lenfositler, B lenfosit ve T lenfosit olmak üzere iki çeşittir. B lenfositleri, antikorları artırır, T lenfositleri ise doğrudan doğruya bulaşıcı hücreleri öldürürler veya kimyevi mesaj gönderip bağışıklık sistemindeki diğer bileşenleri savaş haline geçirirler. Sütteki T lenfositleri bunlardan başka bağışıklık sistemini; gammainterferon, göç engelleme faktörü ve monosit kemotaktik faktörü gibi faktörleri yaparak güçlendirir. DiĞER FAYDALARI Birkaç araştırma gösteriyor ki, anne sütündeki bu faktörler, anne sütüyle beslenen çocuklarda bağışıklık sisteminin çabuk gelişmesini sağlar. Hayvan sütleriyle beslenen çocuklarda ise daha yavaş gelişir. Sütte kortisol gibi hormonlar ve küçük proteinler de vardır. Bunlar istenmeyen, hastalık yapan ve diğer muhtemel zararlı maddeler için bebeğin mukoza tabakasının üzerini kaplayarak nisbeten geçirimsiz yaparlar. Anne sütüyle beslenen bebeklerin bağırsak mukozasında bu maddeler özel işlemlerden geçirilerek lokal bağışıklığa sebep olur. Bütün bu bilgileri dikkate aldığımızda, anne sütünün gerçekten insaf sahiplerini hayrette bırakan bir sıvı olduğu görülür. Bebeğe beslenmenin ötesinde faydalar sağlayan, hayat? önemi haiz ve hastalıklara karşı bebeğin kendi immün sistemi tam faaliyete geçip korununcaya kadar devam eden bu mükemmel koruma, annelerin şefkatini aşan asıl Sonsuz Merhamet ve Şefkat Sahibinin tecellisinden başka bir şey olabilir mi? |
|



Annenin, çocuğunu emzirmesine “irda” denir. Çocuk için en kıymetli gıda anne sütüdür, hiç bir gıda anne sütünün yerini tutamaz. UNİCEF ve Dünya Sağlık Teşkilatı; anne sütü ile beslenmenin iki yıl kadar olması gerektiğini tavsiye ediyor. Kur’an-ı Kerim’e göre bu süre iki yıldır. Ancak ana ve babaların aralarında karşılıklı anlaşarak bu müddetten az bir zamanda çocuğu sütten kesmelerinde bir sakınca yoktur. Fakat sütü kesmek çocuğun sağlığı açısından mahzurlu olabilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz: “Anneler çocuklarını iki tam yıl -(bu hüküm) emzirme müddetini tam yaptırmak isteyenler için- emzirirler. Onların (anne ve çocuğun emzirme süresince) beslenmesi ve giyimi normal bir şekilde çocuğun babasına aittir. Hiç kimse gücü yettiği kadarından fazlasıyla sorumlu tutulamaz. Hiçbir anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılamaz, hiçbir baba da çocuğu yüzünden zarara girmemelidir. (Baba ölmüş olursa) bu vazifeyi yapmak mirasçının görevidir. Eğer anne-baba sütten kesmek isterlerse kendilerine günah yoktur.” (Bakara,2/233)