Ateşten sineleriz alev dokunmaz bize;
Kor kesilip gitmişdir gelenler semtimize...

Sararmıştı benizler yüzümüzü görmeden,
Dize gelmişdi düşman muradına ermeden.

Ruhlarına azabız onlar bilirler bizi,
Geçip gelmişiz dünden tanırlar hepimizi.

Azgınların başında sindirici cezayız;
Dostlara dost isek de, düşmanlara ezayız!

Kulaklarda çağıltı mâzi gibi ırmaktan,
Dize geldi bayraklar ay-yıldızlı bayraktan.

Hasımlara tufandık; nûr etdik çevremizi,
Gidip sorun bir kere şanlı mâziye bizi...

Şimdi silinmiş dümdüz, bütün Sina'lar, Tûr'lar;
Savrulan küle dönmüş o eskiki ak-korlar...



Mesnevi tarzında yazılan bu şiir bir "MAZİ ŞİİRİ'dir. Mesnevi tarzı Divan Edebiyatı nazım şekillerinden olmakla birlikte, Tanzimat'tan sonra da kullanılmıştır.

Beyit esasına dayanır ve beyitler kendi aralarında kafiyelidir. Yani: (aa, bb, cc....) Mısra sonlarında şiire ahenk katan kafiyeler umumiyetle tam veya zengin kafiyedir. Şiir, hece ölçüsüyle yazılmıştır. Hece sayısı 14'dür. Şiir anlamı bozulmadan 7 + 7 şeklinde duraklara ayrılabilir.

Şiirin bir "mazi şiiri" olduğunu söylemiştik. Süre baştan sona kadar dikkat ettiğimizde bu özelliği görüyoruz. Meselâ:

Ruhlarına azabız onlar bilirler bizi,
Geçip gelmişiz dünden tanırlar hepimizi,

.........

Dize geldi bayraklar ay-yıldızlı bayraktan.

.........

Gidip sorun bir kere şanlı maziye bizi...

Şiirde bu yönüyle "ben" yok, "biz" vardır. Şiirde dikkatimizi yine mecazi ifadeler çekiyor. Meselâ: "Ateşten sineler, alevin dokunmaması, kor kesilip gitme v.s."

İstiklâl Marşı'nda da "gelecek" ile "geçmiş" arasında bir münasebet kurulmuştur. Genellikle geçmiş dile getirilirken düşmanlara "göz dağı" verilir.

"Ben ezelden beridir, hür yaşadım, hür yaşarım.

ATEŞTEN SİNELER şiirinde de düşmanlara mazı anlatılarak "göz dağı" verilirken: dostlara da ümit verilmektedir.

Mazı geleceğe aynadır. Mazisinden uzak kalan veya mazisine bigane olan nesiller geleceğe ümitle bakamazlar. Tecrübeler maziden gelir. Düşmanın kin ve nefreti maziden gelir. Dostu, düşmanı biz yine mazi vasıtasıyla tanırız. Bu yönüyle şiirin "tarih şuuru" vermesi açısından ayrı bir ehemmiyeti var...

Türkler bir fıtrat dini olan İslamiyet'i kabul ederken kendilerine geliyor ve özlerini buluyordu. Onun için İslâmiyete yüzyıllarca "bayraktarlık" yapıyorlardı. Ruhlarının gerçek saykılını (cilasını) bulan ecdadımız o nurla hem kendilerini hem de etraflarını aydınlatmışlardır.

Birinci ve ikinci beyitte önce bizi "ateşten sine" yapan ve "alev dokunmaz" hâle getiren hakikat ifade edilirken; ayni zamanda "sararan benizler"in "kor kesilmesi" bizimle irtibat hâline geçmeleriyle mümkün olacağı da dile getirilmiştir. "Kor kesilip gitmiştir gelenler semtimize..." İslâm orduları, düşmanla karşılaşmadan elçisini gönderiyor ve karşı tarafın üç şeyden birisini seçmesini istiyordu.

1— Müslümanlığı kabul etmek,
2— Haraç veya cizye vermek,
3— Savaşmak

Bir ve ikinci şık, kabul edilmeyince "savaş"tan başka çare kalmıyor. Şurası bir gerçektir ki, yaratıcı "bazan az toplulukları, çok topluluklara galip getirmiştir." Yeter ki "Allah'a dayanıp, sa'ye sarılsınlar..."

Ruhlarına azabız onlar bilirler bizi

...........

Azgınların başında sindirici cezayız,
Dostlara dost isek de, düşmanlara ezayız!

gibi mısralar düşman karşısındaki tavrımızı ortaya koyuyor. Sair, mazi ile irtibatı kesmiyor. Sık sık geçmişin gözden geçirilmesini istiyor. Çünkü bizim mefahir dolu şanlı bir mazimiz vardır. Bugün nesillerin bazı komplekslere düşmesi, tarihine çamur atması, bu maziyi bilmemelerinden ileri geliyor. Halbuki düşmanın kuvve-i maneviyesinin kırılması için mazinin hatırlatılması çok mühimdir. Yani "biz, sizi geçmişte hep yendik... Bunu siz de biliyorsunuz.." Sürde bu hatırlatma işi ustalıkla yapılmaktadır:

Dize geldi bayraklar ay-yıldızlı bayraktan
Hasımlara tufandık nur ettik çevremizi

Gidip sorun bir kere anlı maziye bizi...

Şiirin en can alıcı noktası son beyitte ifade edilmiştir. Bu beyitte hem "MUHASEBE", hem de "ÜMİD MESAJI" vardır.

"Simdi dinmiş olsa da, ruhlarda heyecanlar"

Şiirin buraya kadar olan kısmında hep aksiyon, hareket vardı. Ruhların heyecanından bahsediliyordu. Halbuki burada o heyecanın geçici olarak kaybedildiğinden bahsediliyor. Burada durumumuzu az da olsa gözden geçirme mecburiyeti vardır. Bu mısra günümüze bakıyor. Fakat şair, dikkatimizi bu noktaya çekerken bizi burada bekletmiyor. Mazi ile gelecek arasında bir irtibat kurarak yine gözlerimize fer, dizlerimize derman oluyor.

"Mutlaka tutuşacak, o ESKİKİ AKKORLAR..."

Şiirde baştan sona kadar karamsarlık yoktur. ÜMİT SAİRİNİN, ümit dolu mesajı var...

Aynı mısrayı değişik ifadelerle Merhum N. Fazıl da ifade ediyor.

"Yarın elbet bizim elbet bizimdir,
Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir."



comments powered by Disqus