Bazen küçüklerdeki sanat ve hikmetin büyüklerdekinden basit olduğu hatasına düşülüyor. Bunun ne kadar temelsiz olduğunu Bediüzzaman Hazretleri bir örnekle gözler önüne serer: Harf olarak gökyüzündeki yıldızlarla yazılan bir Kur’ân-ı Kerîm, insanların dikkatini ne ölçüde çekerse, atom denilen ‘cevher-i ferd’ üzerine yazılabilecek bir Kur’ân da ondan daha harika olur. Zîrâ küçük şeyler üzerinde yapılacak sanat, çok daha ileri bir teknik ve bilgi gerektirir. Bazen iğnenin baş kısmına dua yazmayı başaran veya bir pirinç tanesi üzerine Kur’ân âyeti ve sair ibare işleyenleri duyduğumuzda şaşırmamız bundan olsa gerek.

Acaba atom üzerine Kur’ân-ı Kerîm’in bir nüshası yazılabilir mi?
Böyle bir işe teşebbüs eden bilim insanları, pirinç tanesine yazı işleyenler gibi, keskin uçlu kalem kullanma yerine, odaklanmış elektron ışını demeti kullanıyorlar. Liverpool Üniversitesi’ndeki bazı araştırmacılar iki atom genişliğinde çizgi çizebilecek bir ışık geliştirdiler. Bu çizgi öylesine dar ki, bunlardan yan yana milyonlarcasını normal bir kurşunkalem ile çizilen çizgi içine alabilir. Şüphesiz bu işin elle yapılması mümkün değil. En küçük bir titreme bile çizgileri karıştıracaktır. Bu yüzden, elektron ışınları bilgisayar kontrolünde gönderilmesi gerekir.
Bir milimetre kare kabul ettiğimiz bir toplu iğne başında yaklaşık 4 trilyon atom olduğunu hatırlarsak, atomların ne kadar küçük şeyler olduğunu anlarız. Atomları, her kenarda 10 atom olmak üzere 100 atomlu kareler şeklinde düzenleyelim. O zaman toplu iğne başında bu karelerden 40 milyar adet elde ederiz. Bu karelerin her birine atomlardan bir harf kazınabilecek ve bazı kareler de kelimelerin aralarındaki boşluklar için kullanılacaktır. Bir kelimede ortalama altı harf olduğunu düşünürsek, 28 milyar tane kareyi 4,7 milyar kelimeyle doldurabiliriz. Encyclopedia Britannica, yaklaşık 50 milyon kelimeden ibaret bir ansiklopedidir. Önceleri, bu ansiklopedinin tamamının toplu iğne başına sığdırılamayacağı düşünülmekte imiş; fakat daha sonra görülmüş ki, bu ansiklopedi iğne ucunun yüzde biri kadar bir yere sığabiliyor! Her harf yukarıda söylenenden on kat daha uzun ve enli yapılsa bile, yine de tam bir ansiklopedi iğnenin başına sığabiliyor. İğnenin ucu nasıl da devasa bir alanmış! Liverpool Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bunun gerçekten yapılacağını denemek için ansiklopedinin bir sayfasını iğne başının uygun bir köşesine yerleştirerek gösterdiler.
Ansiklopediyi iğnenin başına yazabilmenin kime ne faydası var diyebilirsiniz. İleride bu teknolojinin açacağı yeni ufukları bir kenara bırakıp, İlâhî Kudret’in yarattığı bazı ince sanat eserlerinde bu teknolojinin kullanılışına bir misâl verelim. Atomların birer harf gibi kullanıldığı kitapların belki de en muhteşem örneklerinden biri, hücre çekirdeğindeki kromozomlarda sergileniyor. Canlı varlıkların yapılarına ait genel plân ve programlar, Kudret Kalemi’yle DNA moleküllerine çok sanatlı ve şifreli şekilde yazılmıştır. İnsan Genom Projesi, birer kütüphane veya bilgi bankasını andıran kromozomlardaki genlerin okunmasını mümkün hâle getirmiş ve insan denen küçük kâinatın biyolojik sır ve özelliklerini biraz daha gün ışığına çıkarmaya başlamıştır.

Bu kadar bilgi çok küçük DNA içine nasıl sığdırılmış?
Bir hücrenin çekirdeğinde kromatin şeklinde paketlenmiş bir kromozomdaki DNA molekülü açılıp birbirine eklenirse, yaklaşık 6 metre gelir! Bu uzunluktaki DNA’nın ne kadar çok sayıda atom ihtiva ettiğine şu örnekle bakabiliriz. Bir santimetre uzunluğunda hidrojen zinciri elde etmek için 75 milyon hidrojen atomunu uç uca dizmemiz gerekir. Buna göre bir hücredeki 46 kromozomun uzunluğu 300 metreye yaklaşır. Liverpool Üniversitesi araştırmacılarının elektronla çizdikleri iki atom genişliğindeki çizginin bizim bir kurşun kalemle çizdiğimizden milyon defa daha ince olduğunu tekrar hatırlarsak, 300 metre uzunluğundaki DNA zincirinin katlanıp dürülmüş hâlinin ne kadar küçük bir mekân işgal edeceğini anlamak zor olmayacaktır.
Aslında bu insan denen küçük kâinatın bir santimetrenin yüz binde, hattâ milyonda biri gibi akıl almaz bir küçüklüğe kromozom hâlinde sıkıştırılması demektir. Elbette bu harika iş, atom denen cansız ve şuursuz varlıkların, karışık tesadüflerin değil, her icraatı mu’cize olan ilmi ve kudreti sonsuz Allah’ın (cc) eseridir.

Atomdaki Kur’ân
Şimdi, atom üzerine Kur’ân-ı Kerim’i nasıl nakşedebileceğimize bakalım: Atomlar çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olduğundan konuyu daha rahat kavramamız için onları rahatlıkla görebileceğimiz büyüklüğe çıkarmak için dünya kadar büyük bir elma düşünelim! Her şey gibi elmayı da meydana getiren atomlardır. Bu olağanüstü elmada atomlar futbol topu kadar olurlar. Ancak ne var ki hâlâ nötron ve protondan ibaret çekirdeği göremeyiz. Çekirdekle elektron arasındaki mekân, atom boyutu ölçeğinde oldukça geniş bir mesafedir. Bu mekânın yarıçapı, bir elektronun atoma oranı cinsinden 1/100.000 değerindedir. Çapı 1 santimetre olan küçük bir bilye taneciği elektronu temsil ederse, çekirdek bu bilyeden 1.000 metre ötede bulunacak demektir. Çekirdeği bir top kadar büyüttüğümüzde en küçük atom (mesela hidrojen atomu) 2.000 metre çapında bir küre olarak karşınıza çıkacaktır. Siz bu küre üzerine ister bir bilye büyüklüğündeki elektronları, yahut bundan 1.836 defa daha büyük nötron veya protonları, birer harf gibi kullanarak kaç adet Kur’ân yazabileceğinizi hesaplayın. Böylesine dev bir küre üzerine onlarca hattâ yüzlerce Kur’ân nüshası yazılabileceğini tahmin etmek zor olmayacaktır.
Bu örneklerde dikkatimizi çeken önemli hususlardan biri, atomların neredeyse tamamen boşluktan ibaret olmasıdır. Bir atomu tamamen atom çekirdeği ile doldurmaya kalksak 1015 (10’un yanına 14 adet sıfır ilâve edilir) adet gerekecektir. Sadece atom yüzeyini değil de o devasa kürenin içini, boşlukları da dolduracak şekilde kullanıp Kur’ân yazmaya kalkışılsa, Kur’ân’ın toplam harf sayısı 300620 olduğuna göre, atom çekirdeği harf olarak kullanıldığı takdirde binlerce Kur’ân nüshası yazılabilecektir.
Şaşırtıcı Benzerlik
Büyüklük ve küçüklük nispî hakikatlerdir. Kendimizi bir sineğe ve mikroorganizmaya göre büyük sayabiliriz. Kâinatı düşündüğümüzde ne kadar küçük, aciz ve zayıf olduğumuzu bir derece idrak edebiliriz. Hücre, insanın yüz trilyonda biri kadardır. Hâlbuki bir hücrede insan ilmi varlık olarak özetlenmiştir. Bu açıdan bakarsak insan ihata edilemez genişliktedir. Eğer hücrenin şuuru olsaydı, muhtemelen bizim kâinatın fihristi olduğumuzu kavramakta güçlük çekmemiz gibi, o da insanın kendisinde nasıl toplandığına şaşacaktı.
Dünya, Güneş Sistemi içinde bir nokta gibi kalırken, insan da Dünya içinde bir nokta hükmündedir. Kâinat denen bu İlâhî Kitabı insan şeklinde özetleyen Kâinat Kitabı’nın Sahibi, insanı da genom isimli atomlarla yazılmış minicik kitaplarda özetliyor. Yüce Yaratıcı’nın, Güneş Sistemi’ni atom sistemine benzer şekilde yaratması ilginç bir hakikattir. İnsanı durup düşünmeye, ibrete ve hayranlığa sevk eden iç içeliği ve birlikteliği ile zerreyi yaratanın, Güneş gibi devasa küreleri ve bütün bu sanatlı nizamı anlayıp takdir edecek insanları yaratan ile aynı Yaratıcı olduğuna işaret ediyor.
Bir insan atomdan hacim olarak 1028 (10 un yanına 27 tane sıfır ilâve ediniz) misli daha büyüktür. Güneş de insandan 1028 misli büyük. Bu durumda insanın Güneş ile atom ortasında yer aldığını söyleyemez miyiz? Atom zerreyi, Güneş küreyi temsil ediyor. İnsanın küre ile zerre arasındaki bu enterasan konumu (normo âlem oluşu) dikkat çekicidir.

comments powered by Disqus