|
Bahar Panoraması
Salih Yücel |
|
Kış geçmeye hazırlanırken bahar isteksizce yaklaşıyor. Çok uzun bir zamandır bu solgun ve soğuk mevsimdeki gibi yorgun, bitkin ve heyecanla bahar beklentisi içinde olmamıştık. Geçen senenin sarmaşıkları, yerlere yayılıp serilmeye ve rüzgârla sürüklenerek karmakarışık hâle gelmeye başladı. Çok Önceden yağmış olan kar, taşlı toprağa iyice nüfuz etti. Gök yüzünde san bir güneşin olması gereken yerde uzun süre buğulu bir bulut perdesi durdu. Bizim tek istediğimiz; ışık, rayiha ve ılıman bir havanın kuvvetli emarelerini görmek. Çoğu zaman kışın bitmesini beklememiz; içimizde saklı duran hareketlenme coşkusunu sabırsızlığa çevirir, yeşil canlanmanın başladığı yerlere koşup baharı bulmaya çalışırız. Onu bulduğumuz yerden başka yerlere atılıp bahar nabzının en şiddetli attığı buram buram hayat kokusunun yayıldığı bölgeleri keşfetmek isteriz. Bunu yapamıyorsak, bulunduğumuz yerleri çiçek saksılarıyla donatır, bahara olan anlaşılmaz sevgimizi bu şekilde gösteririz. Yalnızlık içindeki bu mahzun çiçeklere baktıkça, geldikleri tabiî çevreleri hatırlar, hayalimizde o renkli sahneyi tamamlamaya başlarız: Bahar kokulu topraklar, serin yağan yağmurlar, bahar neşesi fısıldayan rüzgârların mesajıyla kendinden geçip salınan, birbirlerine sevgi hâleleri gönderen otlar, yapraklar, dallar... Şimdi mevsimin bu değişim zamanında kalbimizde olgunlaşan hayalî bir bahar ülkesine doğru dilerseniz hep beraber bir gezintiye çıkalım. İşte bir deniz kenarı. Martılar hafifçe esen ılık rüzgârın refakatinde yan inişler yapıyorlar. Kumsal kuşları, çubuk gibi bacaklarıyla zorlukla koşmaya çalışıyorlar. Siz geçerken durup merakla bakmayı da ihmal etmiyorlar. Biraz uzakta gök yüzü ile suyun tek renk olduğu yerde yalnız başına bir balıkçı ağlarını denize seriyor. Hemen yanıbaşımızda kırmızı ve san yaban çiçeklerinin taptaze mütevazı bahar dalları. Güneşin hafifçe aşağıya doğru kaymaya başlamasıyla ortaya çıkan güzel şekilli gölgeleri seyretmeye doyamıyor, oradan güçlükle ayrılıyoruz. Denizden gelen rüzgâr belirgin bir şekilde güneyden üfüldeyerek ılık esmeye başlıyor ve sıcak havanın müjdesini fısıldıyor. Birkaç öbek evden oluşan köyler, kasabalar. Siyah çam ormanları, kırmızı toprak, kahverengi inekler. Solgun dallı sık çalılıklar. Küçük evler: çiçek açmak üzere olan sarmaşıkların sıcaklığıyla sarılmış, çatıları pas tutmuş sundurmalar. Baharın yaklaşmasıyla kendini toparlamaya çalışan bu sahnede işte ilk canlanma: Sıcak kırmızı çiçekleriyle parıldayan bir kamelya çalısı ve birden ortaya çıkan halılaşmış çayırlarda açmaya başlayan nazsız, teklifsiz "gelin yüzlü, altın gözlü" papatyalar, limonî nergisler. Baharı teyit eden bu ilk birkaç renk etrafa ışıl ışıl yayılıyor, karanlıkta tek tek dizilmiş kandiller gibi bir rahatlık veriyor. Sıklıkla yerleşmiş olan palmiyeler, çamlar ve çiçek açan çalılıklar üzerine birikerek yağan yağmur. Yağmur sonrası gelen sessizlikte belli belirsiz sesleri duymak için kulaklar iyice kabartılmalı: dalgaların sahile düzenli aralıklarla vuruşu, kuşların uyku öncesi sohbeti. Gün ağarmasına izin vermiyormuş gibi duran bulutlar; ardından ipek gibi yumuşak bir gök mavisine hafif bir geçiş. Bir kelebek, bir manolya çiçeğinin taç yaprağı üzerine titrek titrek konuyor. Yağan yağmur yeşil yaprakların ta içine girmiş ve oradaki özü dışarıya zorlamış gibi etrafa hoş bir rayiha yayılıyor. Sarmaşık tünelli, hoş görünümlü cümle kapısı yollarını aydınlatarak taş döşemeli sokaklarda yumuşak bir şekilde yayılan lâmba ışığı; pencere kenarlarında sürtünerek aşınmış pirinç levhaların üzerinde ümitle parıldayan bahar ışıltıları. Şirin sümbüller ve menekşelerin renklendirdiği ince duvarlı bahçelere doğru süzülen solgun ışık. Esans gibi kokular, bu duvarların üzerinden kurtuluyor ve akşam vaktinin havasına güzel bir koku cümbüşü kazandırıyor. İşte hayatın keyfe hitap eden doruk noktası. Sabah saatlerinde küçük yol kenarlarında çiçek satıcıları günün ilk hazırlıklarını yapıyorlar. Hoş bir lakırdı içinde fulya, nergis ve karyumağı demetleri hazırlıyorlar. Kasalardan aldığı demetlerle bir kız hemen yola atılarak geçen arabaların kenarından koşuyor, küçük elleriyle çiçekleri havada sallayarak "güzel çiçekler, güzel çiçekler!" diye bağırıyor. Olgunlaşan bir bahara ayak uydurmak çok da kolay olmayabilir. Bazı yerlerde bahar, avare avare dolaşan biri gibi kuzeye doğru günde yirmi-yirmibeş km yayılır. Bazen bulunduğu yerde bir an için dinlenir. Sonra orada iyice yerleşebilmek için güçlükle ilerler. Bir dağı tırmanması gerektiğinde yavaşlar; tepe aşağı ise kendini salıverir. Vadiler içinden ve düzlükler boyunca uzun adımlarla kolayca hızlanır; gözünüzü kapamışsınız yanıbaşınızda, açmışsınız geçmiş. Ve işte evlerde minderlerin üzerinde, kanepelerin aşağı serpilen Örtülerinin kenarlarında, kapkacak sıralarının önlerinde güller, menekşeler, karanfiller kumaşların üzerine geçmiş, rengarenk başka bir dünya meydana gelmiş: kanaviçeler. El işi, köylerde bilhassa dağlık bölgelerde genç kızların kış meşguliyetidir. Kar yağarken bile çiçeklerden ayrı olamayız. O parıltılı renkler kumaşların üzerinde sıra sıra diziliverir. Kristal gibi ışıltılı kaynaklar, dağlar üzerindeki karların altından kurtulup aşağı doğru ilerlemeye başlar. Geyiklerin orman dışına, güneşe doğru keşif gayesiyle çıktıkları sahalar boyunca kır çiçekleri ipekten kadife gibi yeşil zemine örtü olur. Mevsim artık olgunlaşmıştır. Ve ardından mayıs. Farklı bir ay, farklı bir görüntü. Kışın yoğun yağmurları sona erdi. Yer yüzü zemini, parıl parıl parlayan, insanın gözlerini kamaştırıp hayran bırakan ve çok hoş duygulara gark eden cömert bir yeşilliği birdenbire gözlerimizin önüne seriverdi. Güneş artık havada sıkça görülüyor. Çiçekler de sanki güneşin alevlerinden alev çekmiş gibi için için yanıyor. Ve yeşile bürünmüş, her çeşit çiçeği bağrına basmış yeşil dostu tepeler. Söğütün altın sarısı, armutun beyazı, elmanın pembesi. Yeşil üzerine yeşil zarafeti almış şair ruhlu tepeler. Yavrusunu sımsıcaklığına çeken analar gibi köylere kasabalara kuytu eteklerini vermiş sevimli güzel tepeler. Ve öbek ö-bek serpilmiş sade bir tarih yaşayan binaların derinliğinden yaklaşan bir ezan sesi. Yükselen İlâhî davet. Kayrak taşları yerinden kıpırdamış eski bir cami avlusu. Duvarların dibinde bahan anlatan, kendilerine göre farklı bir İlâhî davet ile görünen leylâklar, karanfiller, fesleğenler. Ve şimdi her yer kendine has bir bahar havasında. Yeni bir fırsat; her sene gelen, bu sene biraz geç fakat bütün güzellikleriyle gelen fırsat. Bahan yaşamak için; baharın mânâsına, tabiatın bütün güzelliklerine, yeniden yeşeren otlara, coşup akan derelere, bütün yer yüzünü şenlendirmeye uğraşan çiçeklere yeni bir mânâ verip bunu ümit güzelliğine dönüştürerek kalbimize ve ruhumuza doldurmak için iyi bir fırsat. |
|


