Hayat sahibi olmaları, hareket ve sinir sistemleri başta olmak üzere birçok organ ve dokularıyla insanlara benzeyen hayvanlar, yaratılış ağacının en önemli dallarından birini teşkil eder. Gıda, giyim, ilaç olma gibi birçok hususiyetleri sebebiyle hayvanlar, insanoğlunun ve dünyamızın vazgeçilmez varlıkları durumundadır.

Bu açıdan Kur'an başta olmak üzere bütün din kitaplarında, halk hikayelerinde ve masallarda hayvanlardan bahsedildiği gibi, hayvanlardan daha fazla istifade hususunda bugün ilim dünyasında mühim bir kesim çalışmalarını sürdürmektedirler.

Kur'an da hayvanlardan niçin bahsedilmiş, bunun hikmetini anlayamayanlar birçok hayvanı gereksiz, abes yaratılmış görebilirler.

Bazı insanlar kâinata merak ve hayretle bakarak yaratılmışlar hakkında bildiklerini artırmaya çalışır. Biz de bu yazımızda Allah'ın (cc) hayvanlara verdiği özel kabiliyetlerin bazılarından bahsederek bu sırlı alemin kapısını biraz aralamak istiyoruz.



Balıklar Uyur mu?

Balıkların göz kapağı olmadığından gözlerini bizim gibi kapatmaları mümkün değildir. Dolayısıyla gözlerini hep açık gördüğümüzden onları uyumuyorlar zannedebiliriz, çünkü insanlar uyurken gözlerini kapatırlar. Fakat böyle bir benzetme bizi yanıltabilir. Bu durumda insana da uyumuyor denilebilir. Zira insan da uyurken kulaklarını kapatmaz, ama uyku gelince beyin otomatik olarak seslere karşı kapanır. Kulak açık olduğu halde beyindeki işitme merkezi kapalı olduğundan insan işitemez. Aynı şekilde balıklar da uyurken gözleri açık olduğu halde, beyin ışığa karşı kilitlendiği için balık göremez ve bu durumda balık uyumaktadır.

Balıkların bazısı dibe uzanarak, bazısı da hafif hafif sağa sola sallanarak uyur. Güneşin doğmasıyla birlikte uyananlar biraraya gelerek sürü halinde senkronize bir şekilde yüzmeye başlarlar. Bazı balıklar ise insanlar gibi uyumak için rahat bir yer ararlar. Lapina balıklarının çoğu geceleyin dipteki kumu kazıp içine yerleşir ve sadece solunum için küçük bir delik bırakır. Bazı papağan balıkları ise, bizim yorgan örtmemiz gibi üzerlerini ifraz ettikleri bir mukusla koza gibi örterler ve bu kamuflajla düşmanları olan yılan balıkları da onları farkedemez. Bu şekilde uyuyan balıklar dalgıçlar tarafından el ile kolaylıkla yakalanabilirler.

Hangi Hayvanların Zehiri En Fazla Öldürücüdür?

Birçok canlı için tehlikeli ve öldürücü tesiri olan zehir dediğimiz maddeler, bazı hayvanların en önemli silahıdır. Her canlıya onun bütün hayatı ile uyum içinde olacak bir silah bahşeden Allah, zehiri de bazı canlılara silah olarak vermiştir. Buna ilaveten hem dert hem de derman özellikleri olan bu zehirleri üreten hayvanları, zarar verme ihtimallerine karşı, bilmekte fayda vardır.

Bugüne kadar incelenen hayvanlar arasında Avustralya sularında yaşayan Mavi halkalı ahtapottan daha zehirlisi bulunamamıştır, Papağana benzer gagasıyla küçük bir ısırık atıp buraya zehirini fışkırtan 15 cm boyundaki bir ahtapot, yetişkin bir insanı 1-2 dakika içinde öldürür. Bu zehir tetrodotoksin ismini alan ve avların sinir sistemini felcederek öldüren bir nörotoksin (sinir zehiri) dir. Bu ahtapotun ısırdığı insanın ağzı aniden kurur, şuur kaybı olur ve sonunda solunumu durur.

Tetrodotoksin zehirinin biraz farklı bir çeşidi, Kuzey Amerika'nın batısında yaşayan bir su semenderinde (kuyruklu kurbağa) de görülür. Ancak canlı vücudunda yapılan ve temelde protein moleküllerinden sentezlenen bu zehirler, ısıtıldığında yapısı bozulduğu için tesirini kaybeder, tıpkı yumurtanın piştiğinde katılaşarak mahiyetinin değişmesi gibi. Onun için gerek zehirli balıklar ve gerekse de zehirli semenderler, birçok kişi tarafından pişirilerek rahatça yenilmektedir.

A.B.D. için en zehirli hayvan Hawai denizinde yaşayan iki renkli deniz yılanıdır. Bunun ısırmaları, karada yaşayan yılanlardan daha öldürücüdür. Yaratılış açısından bunun da değişik bir hikmeti vardır; çünkü sürüngenler hava solunumu yaptığından, arada sırada su üzerine çıkarak hava almaları gerekir. Yani deniz altındaki bir avı yakalama savaşını, çok uzun müddet devam ettiremez ve yaralanmış bir avı çok uzun süre takib edip ölmesini bekleyemez. İşte bunun için deniz yılanlarının zehirleri çok güçlü ve âni tesirli kılınmıştır. Kara yılanlarının ise zehiri daha geç tesir eder, çünkü yaralanmış avın ölünceye kadar takip edilmesi, solunum problemi oluşturmaz.

Kara yılanları içinde en tehlikeliler, Asya'nın Kobraları, Afrika'nın siyah mambaları ve Australya'nın Taypanlarıdır. Kral Kobra (Ophiophagus hannah) çok korkulmasına rağmen zehirinin öldürme şiddeti, mavi halkalı ahtapottan daha azdır. Ancak kobranın ürettiği zehirin miktarı çoktur. Kral kobra bir fili yutamadığı halde, fili öldürecek kadar bol zehir üretir. Bunların zehirleri de, avı felçeden nörotoksin yapısındadır. Halbuki çıngıraklı yılanın zehiri hemotoksin (kan zehiri) özelliğine sahiptir. Kan damarlarının ve kanın yapısını bozarak, canlının ölümüne sebep olur, Bütün bu zehirlerin önemli bir faydası da avın öldükten sonra sindirimine yardımcı olarak dokuları parçalamaya başlamasıdır. Isırık yerinde sindirimin başlaması, bir yanma ile kendini belli eder.

Nesli Tükenen Hayvanlar

İnsanoğluna hediye edilen dünyamızı kendi ellerimizle hergün tahrip ediyoruz. Havası, suyu ve toprağıyla yaşanmaz hale getirdiğimiz yeryüzünden, bozulan çevre şartları sebebiyle birçok hayvan, henüz keşfedilmeden yok oluyor. Amazon yağmur ormanları, Allah'ın kudretinin cilvelerinin, canlı çeşitleri olarak en bol sergilendiği bölgelerin başında gelmektedir. Bu ormanların el değmemiş ve henüz girilmemiş kısımlarında dünyanın hayvan ve bitkilerinin % 50'sinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Şu anda araştırılmış amazon ormanları 92.000 mil2 olup toplamın sadece % 5-6'sını teşkil etmektedir.

Bu kadar bol ve çeşitli canlıya sahip olmamıza rağmen onların yaratılışındaki ilâhî hikmetleri ve ekolojik faydaları bilemediğimizden acımasızca onları yok ediyoruz. Mesela Hawai adalarında yaşayan Kauai isimli o bölgeye has güzel bir kuşun en son tek bir erkeği kalmış ve kendisi ile çiftleştirecek bir dişi bulunamadığından ona da artık yok olmuş bir tür gözüyle bakılmaktadır.

Buna benzer güzel renkli papağan türleri, Brezilya'da yok olmak üzeredir ve onları kurtarmak için gayret gösteren tabiatı koruma cemiyetleri, elde kalan bir iki erkek veya dişiyi koruyarak onlardan yeni nesiller elde etme yolunda uğraşıyorlar. Keşke bencil ve düşüncesiz insanlık, yaratılmışların kıymetini yok olma derecesine gelmeden takdiredebilseydi...!

En Uzun ve En Kısa Ömürlü Hayvanlar

Yaratıcı'nın her hayvan türüne takdir ettiği ömür süresi, belirli sınırlar içinde olup çok fazla değişmez. Buna göre en kısa ömrü olan hayvanlar, mayıs sinekleri olup dünyada 1,5 saatlik bir hayat sürerler. Bazı türlerin bütün ömürleri bir gün olduğundan birgün sineği ismini almışlardır. Ephemeroptera takımına dahil olan bu böceklerin kısacık hayatlarındaki tek gayeleri, hemen bir eş bulup neslin devamını sağlamaktır.

En uzun yaşayan hayvan ise bugünkü tespitlere göre, bir istiridye çeşiti olan deniz tarağıdır. 220 senelik ömrünü su altında kuma gömülü olarak yaşayan bu hayvanın bir çoğu, maalesef ömürlerini tam olarak yaşayamadan insanlar tarafından toplanmakta ve gıda olarak da tüketilmektedir.

En uzun yaşayan kara hayvanı ise bir Marion Kaplumbağası olup 1918 yılında Mauritius adasında ölü olarak bulunmuştur. Seyşel adalarından 1766 yılında, yakalanarak adaya ergin olarak getirilen bu hayvan 152 yıl sonra ölmüştür.

En İyi Koku Alan Hayvan

Kokular sebepsiz yaratılmadığı gibi onları hisseden koklama organları da hikmetsiz yaratılmamıştır. Gerek düşmanları ve besinleri hissedip tanımada gerekse erkek ve dişinin birbirini bulması hususunda kokuların çok önemli rolü vardır.

Kokuları en uzaktan hissetme rekoru, ipekböceği kelebeğinin erkeklerine aittir. 10-11 km. ötedeki dişilerini kokularından tespit edip bulabilen ipekböceği kelebekleri bu sayede birbirlerini bularak çoğalma imkânına kavuşabilirler. Dişinin karınaltı bezlerinden gramın 10 milyonda biri kadar feromon adı verilen özel maddeler havaya salınır. Bu madde havaya karıştığında erkeğin antenine sadece bir kaç molekül bile gelse kendi türüne ait dişisini tanımada ona kafi gelmektedir. Başka bir enteresan nokta da erkeklerin koklama duyularının sadece kendi türünün dişilerinin salgıladığı kokulara has olması ve başka kokuları hissetme özelliğinin olmamasıdır.

Denizde en iyi koku alan hayvan ise, 7 km'den kan kokusunu alan köpekbalıklarıdır.

Bütün Hayvanlar Rüya Görür mü?

Yapılan araştırmalara göre muhtemelen balıklar rüya görmüyor, fakat diğer omurgalılar büyük ihtimalle rüya görüyorlar. Köpeklerin derin uykudayken hırlaması, bazı hareketler yapması onların rüya görmesinin önemli işaretidir.

Beyin ve sinir sistemleriyle ilgilenen bazı davranış biyologları memeli ve kuşlarda REM uykusu (hızlı göz hareketlerinin görüldüğü uyku devresi) tespit etmişlerdir. İnsanda da rüyalar REM uykusu döneminde görüldüğünden, REM uykusu gösteren hayvanların rüya gördüğüne hükmedilebilir.

Nitekim kedilerin beyninde uyku halindeki hareketleri inhibe eden (durdurucu) merkezler tespit edilmiştir. Bu merkezler tahrip edildiğinde, kedinin uykuda iken fare yakalama hareketleri yaptığı tespit edilmiştir. Fakat tam kesin olarak nasıl rüyalar gördüklerini anlamak için hayvanın kendisine sormaktan başka çare yoktur.

Kirpiklerinizin Dibinde ve Yatağınızda Göremedikleriniz?

Genellikle kuşların ve memelilerin üzerinde yaşayan ve onların kanlarını emerek geçinen kenelerin gözle gördüğümüz büyük türleri yanında ancak mikroskopla görülebilenleri çeşitli allerjik rahatsızlıklara sebebiyet verebilir. Mesela insanın derisi içine yerleşen Sarcoptes türü, şiddetli kaşıntılara yol açan uyuz hastalığının âmilidir.

Saçların dibindeki keseciklerde yaşayan türler, başımızda hafif kaşıntılar yapabilir. Yüzünüzdeki kıl kesecikleri içinde hiçbir belirti vermeden yüzlerce kene taşıyor olabilirsiniz. Kirpiklerin dibindeki keseciklerde yaşayan Demodex folliculorum isimli kene, iki küçük iğneyle kıl etrafındaki folikül hücrelerini deler ve sondaj vurmuş gibi buradaki yağlı salgıları emerek beslenir. Bazen bir kirpiğin dibinde 5-6 tane kene hiç haberiniz olmadan hayat sürebilir. Vücudunuzdan kepek şeklinde dökülen deri hücreleriyle beslenenlerin büyük kısmı, yatak ve yastığınızda yaşarlar ve alerjiye sebep olurlar. Bir araştırma esnasında yapılan sayıma göre bir yastıkta, 2 milyon gözle görülmeyen küçük kenenin yaşadığı tespit edilmiştir.

Bu noktadan başkasının tarağını, havlusunu, yatak ve yastığını kullanırken daha hassas olmamız gerekmektedir. Bu kenelerin vücudumuzda barınmaması için saç ve kirpik diplerini oğuşturarak ve sık olarak yıkamalıyız. Ayrıca makyaj yapmak için kadınların kirpiklerine sürdürdükleri maskara adı verilen boyanın Demodex kenelerinin çok hoşuna gittiği ve fazla üredikleri tespit edilmiştir.




comments powered by Disqus