Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !

Milletlerarası meşhur bilim dergilerinden olan "Nature" mecmuasının 11 Nisan 1991 tarihli sayısında 14 bilim adamı tarafından kaleme alınan ve editörlüğünü Sir Nevili Mott ve James James'in yaptıkları bir kitabın tanıtımına geniş yer verilmektedir. Kitabın ismi "Can scientist believe? Bilim adamları inanabilir mi?" Editör N. Mott, 1954'den 1971'e kadar Cambridge Üniversitesi Cavendish Fizik Laboratuvarı'nın başkanlığını yapmış meşhur bir fizikçidir. 50 yaşına kadar hayatında dine ait bir iz bulunmayan 85 yaşındaki Mott, 50 yaşından sonra dinî, hakikatlerin kendisinde bir mânâ ifade ettiğini hissetmiş ve o günden beri düzenli, olarak değişik üniversitelerde bilim ve din arasındaki münasebet üzerine konferanslar vermektedir.

California Üniversitesi Tarih Bölümü'nden George Marsden kitabı tanıtma yazısında şöyle demektedir: "Batı medeniyetinde yaklaşık bir asırdır (1860-1960) yaygın şekilde kabul edilen inanç şuydu: İlmî düşünce, Hristiyanlıkla uyuşmaz ve çatışma halindedir. Bu kitabın ortaya koyduğu gerçek; ilmî düşüncenin doğmatik mânâsından kaynaklanan bilim ve din uyuşmazlığı fikrinin tarihî bir yanılma olduğu ve geçmişte kaldığıdır. Bütün bunlara rağmen, hümanist akademisyenler ve katı bilimperestler, bu gerçeği hâlâ görmezlikten gelerek dine cephe almakta veya ona karşı ilgisiz kalmaktadırlar."
Yapılan anketler, bilim adamlannın büyük bir kısmının İslamiyete ve başka dinlere inanmakta olduğunu ortaya koymaktadır.

A.B.D'deki bilim adamlannın dörtte biri,, bizzat dinî faaliyetlerde aktif olarak vazife alırlarken, yarısı da kendilerini dindar olarak görmektedirler. Bilim adamları arasındaki dine doğru bu yöneliş, Amerikan halkına kıyaslandığında oldukça yüksektir. Yaygın kanaatin aksine, fen bilimleriyle uğraşan bilim adamları, sosyal bilimcilere nazaran daha fazla dinî duygulara sahiptirler. A.B.D dışındaki batı ülkelerinde dinî hayatı yaşamaya çalışan bilim adamlarının nisbeti çok düşük olmasına rağmen, bu kitap, bilim adamları adına yaşanmaya başlamış bir gerçeği dünyaya ilan etmektedir: O da:
"Bilim adamı olma, bilimle meşgul olma, dindar olmaya ve inanmaya mani değildir.."

Bu kitap, bilim ve din arasındaki münasebetin; bugünkü bilim adamları tarafından nasıl değerlendirildiğini anlamak isteyenler için okunması gereken bir kitaptır. Kitapta insandaki şuur meselesinden, ruha, teleolojik ifadeye ve anthropic prensibe, materyalistik determinizm ile cüzî irade arasındaki ilişkiye, tesadüf ve mecburiyetten gayeciliğe kadar geniş meselelerin, nasıl bilim ve din arasındaki geçiş köprülerini teşkil ettiği gözler önüne serilmektedir.

Kitap bütünüyle okunduğunda, iki asır Öncesine kadar bütün medeniyetlerin ortak bir yönü olan "bilim ve din birbirleriyle çatışmaz, aksine onlar bir hakikatin tamamlayıcı iki parçasıdır" gerçeğinin tekrar zihinlerde yerleşmeye başladığı hissedilmektedir.
Stanford Üniversitesinden R. Bube meseleyi şöyle özetler: Din "kim", bilim de "niçin" sorusunu sorar ve cevabını verirler. Diğer birkaç yazar da, kâinatı anlama noktasından, ilmî düşüncenin dinî düşünceye çok benzerlik gösterdiğini vurgulamaktadır.
C. Moss da, "Sosyal ve kültürel faktörlerle şartlandırılmanın tabiî neticesi olarak, bilime giren subjektif unsurların kabul edilmesi, bilim tabusunu yıkmıştır. Allah'ı bilme (marifetullah), yeryüzünde adaletin sağlanması için vazgeçilmez bir unsurdur." demektedir.

Özetle, kitabın ana mesajı: "Bilim , dindar olmaya mani değildir" gerçeğidir. Bu hakikat da Kur'ân'ın asırlar öncesinden seslenen mesajının (35/ Fatır, 28) yankısıdır.
podcast itunes youtube rss twitter facebook