Gündüz yırtıcıları olan atmaca ve şahin gibi işitmeden ziyade gözlerini kullanan Kuzey Amerika'da yaşayan atmaca baykuşu (burnia ulula), yakaladığı iri bir sıçan ile birlikte.

Merhaba ey yeryüzünün halifesi! Bugün hakkımdaki 'uğursuzluk' iftiralarına cevap vermek ve Rabb'imin üzerimde tecelli eden isimlerini anlatmak için huzurunuzdayım. Kötü sıfatlarından dolayı bazı insanlara 'baykuş kılıklı' diyormuşsunuz. Bazı yerlere uğursuzluk atfetmek için de, 'baykuş yuvası' tâbirini kullanıyormuşsunuz. Bulunduğum mekânların uğursuzlukla hiçbir alâkası yoktur. Terk edilmiş binaları tercihim, oralarda farelerin bolluğu ve rahatsız edilmemem sebebiyledir. Hiç kimseye bir zararım dokunmadığı ve sizi zararlı hayvanlardan korumaya vesile kılındığım halde, hakkımdaki bu iftiranın sebebini anlamakta zorlanıyorum. Belki de gözlerim diğer kuşlardan farklı olarak, başımın önünde ve iri olduğundan sizde bir ürkeklik hasıl ediyorum. Geceleri aktif oluşum da galiba sizi tedirgin ediyor. Ama ne yapayım, Rabb'im beni böyle yaratmış. Bazı canlılar gündüzleri şenlendirirken, biz de geceleri aktif olarak Rabb'imizin farklı isimlerinin tecellilerine mazhar olduğumuzu gösteriyoruz. 'Huuu, huuu, huuuu..' diyerek hem arkadaşlarımla haberleşiyor, hem de Rabb'imi zikrediyorum.

Gecelerin kralı
Kuşlar arasında özellikleri az bilinenlerdenim. Asil ve dik duruşumuzdan olsa gerek, kuşlar içinde sadece bize "Bay" ön ismi verilmiştir.

Daha tropiklerde keşfedilmemiş türlerimiz mevcut. Kuşların (9.850 tür) yaklaşık % 3'ü gececidir. Bunların yarısından fazlasını biz baykuşlar oluştururuz. Genellikle akşamın ilk saatleri ile güneş doğmadan önceki saatlerde avlanırız. Gündüz avlanan hayvanların ihtiyaçlarını yerli yerinde veren Bâri, Cebbâr ve Müheymin Rabb'imiz, bize de gece avlanmak için hangi silâhlar lâzımsa onları ihsan etmiştir. Kimi türlerimiz tropiklerde, kimimiz çalılıklarda, kimimiz çöllerde, kimimiz kayalıklarda, kimimiz arktik tundralarda yaşarız. Yaşadığımız sahaların farklı olması sebebiyle her bir türümüze ayrı hususiyetler verilmiştir. Bizlere yaşadığımız sahanın bitki örtüsüne ve zeminine uygun elbiseler giydirilmiştir. Bu yüzden bizi bulunduğumuz yerde kolay kolay fark edemezsiniz.

Ekosistem işçileri
Biz baykuşların dişileri erkeklerden daha büyüktür. Boyumuza uygun yiyeceklerle besleniriz. Bizler tabiatta birer ekolojik denge işçisi gibi çalıştırılmaktayız. Fare ve sıçanlar başta olmak üzere, her türlü kemiriciyi avladığımız gibi, bazılarımız da küçük kuşları avlar. Küçük tiplerimiz küçük omurgasızları (böcek gibi) yerken, orta büyüklükte olanlarımız kemiricileri ve kuşları yer. Büyük boyda olanlarımız ise, geyik yavrusu gibi memeli hayvanları ve iri kuşları da avlayabilir. Avlanmadan önce etrafı uzun uzun dinleriz. Hafif bir ses işittiğimizde o tarafa dönüp sese odaklanırız. Sesin yerini tespit ettikten sonra, avımızın üzerine süzülerek onu bir pençe darbesiyle öldürürüz.

Ekolojik dengedeki ehemmiyetimizi daha iyi anlayabilmeniz için birkaç rakam vereyim: Bir çift alaca baykuş günde 20 gramlık 7 kemirici tüketmektedir. Buradan hareketle bir çift alaca baykuş iki ayda belli bir ormandaki farelerin % 28-70'ini, sıçanların % 18-46'sını temizleyebilmektedir. Tabii ki, ekolojik sistemde bu durumun aksi de söz konusu olmaktadır; bizler, kemiricilerin nüfusuna negatif tesir ederken, onların nüfusundaki değişmeler de bize tesir eder. Nitekim fare ve sıçanların az olduğu yıllarda, bizler de çoğalamıyoruz. Ne fareler ne de bizler bu karşılıklı münasebetin farkındayız. Bizler farkında olmadan Rabb'imizin Müdebbir, Mürettib, Mukallib ve Mukaddir gibi isimlerine tercüman oluyoruz.

Avlanma üstatları
Uzun kanatlarımız, uçma esnasında enerji tasarruf edecek şekilde yaratıldıklarından, bize büyük avantaj sağlar. Alaca baykuşlar (strix aluco) uçarken suyun içinden kurbağa yakalayabilir. Oyuk baykuşu (speotyto cunicularia) açık arazide omurgasızlarla beslenir. Çizgili baykuşlar (strix varia) biraz fırsatçı olup, kuş besleme istasyonları yakınlarında bekler; yemlenmek için buraya gelen küçük kuşları avlar. Seylan baykuşu (ketupa zeylonensis) ve scotopelia peli isimli türlerimiz ise, kendilerine ilham edilen bir teknikle balık avlayarak beslenir.

Kuzey Kutup Dairesi'nde yaşayan kar baykuşu (nyctea scandiaca), kışın 30 cm kar altına gizlenmiş bir farenin en küçük kıpırdanışını tünediği ağaçtan fark eder. Bütün dikkatini o bölgeye verir, bulunduğu yerden sessizce süzülür ve karın altındaki fareyi eliyle koymuş gibi yakalar. Kartal ve akbabalardan farklı olarak bizler, avımızı gagamızda bütün olarak taşırız. Büyük bir av yakalamışsak, başını atar; gövdesini, kuyruğu ile yutarız. Böylelikle, bizden küçük bazı canlılara beslenmeleri için bir şey de bırakmış oluruz. Ancak küçük bir av yakalamışsak, onu bütün olarak yutarız. Sindirilmeyen kısımları ağzımızdan geri boşaltırız.

Aile hayatımız
Bulunduğu yerde fareler azaldığında, rızkını başka yerde aramak gâyesiyle göç eden türlerimiz vardır. Meselâ, kar baykuşları Kutup Bölgesi’nde fare azalınca ABD'ye göç eder. Çoğunluğumuz tek eşliyiz, türlerimizden az bir kısmı birkaç eşli olabiliyor. Ancak bu durum, av bol olduğunda görülür. Erkeklerimiz aile reisi olduğundan, yavruların ve kuluçkadaki annelerin bakımı onların üzerinedir. Üreme dönemimiz gıdaların bol olduğu bir döneme denk getirilir. Kuzey Yarımküre'de yumurtlamamız şubat ayı gibi çok erken dönemlere gelebilir. Dişilerimiz kuluçkada iken erkeğimiz dondurucu soğukta avlanmak mecburiyetindedir. Tropik bölgelerde üreme zamanı, yağmur mevsimine denk gelecek şekilde ayarlanmıştır; çünkü yağmurların arkasından bol miktarda böcek rızk olarak gönderilmektedir. Genellikle yılda tek kuluçka dönemi vardır, ancak yiyecek bolsa birkaç kez kuluçkaya yatılabiliyor. Avlanacak kemirici sayısı çok az olduğunda ise, o yıl kuluçkaya yatılmadan da geçirilebilir.

Yuvalarımız
Kuluçkadaki annenin ihtiyaçlarını karşılamakla vazifeli erkekler, anneyi iyi besleyerek yağ depolarının dolmasına vesile olur. Böylece anne güçlenir, dolayısıyla yavrularını düşmana karşı daha iyi korur. Birçoğumuz iyi yuva yapamayız, uygun bir ağaç veya kaya oyuğuyla yetiniriz. Oyuk baykuşu, toprağı oyarak kendine yuva yapar. Küçük türlerimiz daha çok boş ağaçkakan yuvalarını işgal eder. Şu enteresan husus da, Rabb'imizin merhametinin sonsuzluğunu gösterir: Yuvaları daha korunaklı türlerimizin yavruları yavaş gelişirken, emniyetli olmayan yuvalara yerleşen türlerimizin yavruları daha hızlı gelişip, tam tüylenmeden yuvayı terk eder. Böylelikle, yavruların büyümesi ve düşmanlarına av olmaması sağlanır. Yeni tüylenmiş yavrularımız ebeveynin getirdiği gıdalarla birkaç ay beslendikten sonra bağımsız olurlar. Hayata yeni atılanlarımızda ölüm nispeti yüksektir, bunların çoğu bir yaş civarında ölür. Bu sayede populasyonda bir nüfus dengelenmesi olur. Ortalama ömrümüz 4–5 yıldır, nadiren 15 yıl yaşayanlarımız da vardır. Büyük türlerimizin, koruma altında 68 yıl yaşadığı tespit edilmiştir.

Çoğumuz belli bir sahada göç etmeden eşimizle yaşarız. Av sıkıntısı çıkarsa, yerimizi değil, beslenme alışkanlığımızı değiştiririz; yani alıştığımız besini bırakır, aynı yerde daha fazla bulunan başka bir gıdayla beslenmeye başlarız. Cüce baykuş (otus scopus) gibi birkaç türümüz, kuzey-güney istikametinde göçler yapar. Yazın Güney Avrupa'ya inerek, büyük böcek populasyonlarının nüfuslarını dengeleme işini görürler. Bataklık baykuşu (asio flammeus) ise, mekânsız bir türümüzdür, avı nerede bulursa oraya yerleşir. Dağlık bölgelerde yaşayan türler, yazın tepelere; kışın da vadilere iner. Meskeni olmayan türlerimizin erkek ve dişileri üreme zamanı dışında ayrı yaşar.

Farklı türlere farklı sesler
Geceleyin uzak mesafelerde birbirimizle haberleşebilmemiz ve avlanabilmemiz için fonetik bir alfabe kullanırız. Gündüz avlanan ve haberleşenler daha fakir bir ses repertuvarına sahiptir. Puhu kuşu (bubo bubo) eşleri, birbirlerini seslerinden 4 km mesafeden bile tanıyabilir. Aramızdaki münasebetleri sesimizle sürdürürüz. Rakiplerimizi korkutmaktan eşimizi bulmaya kadar, çeşitli durumlar için, alçak veya yüksek tonlarda özel sesler çıkarırız. Böylece farklı türler kolayca birbirinden ayrılabilir. Farklı bölgelerde yaşayanlarımız, farklı ses tonlarına sahiptirler. 1980'li yıllara kadar sadece ABD'de bilinen tür sayımız 123 iken, seslerimizin sistematikte kullanılmasıyla 2000'li yıllarda bu rakam 189'a yükselmiştir. Seslerimizin analiziyle birbirine benzer gözüken türlerimizin aslında farklı olduğu anlaşılmıştır.

Muhteşem duyu organları
Gözlerimizin etrafındaki tüylerden yapılmış daire şeklindeki yapı, bir çanak anten gibi, seslerin toplanarak kulağımıza yönlendirilmesinde vazifelidir. Gözlerimiz diğer kuşlarınkinden daha büyüktür. Kulak açıklığımız da geniştir. Geniş göz bebeğimiz sayesinde daha fazla ışığın retina tabakamıza girmesi temin edilmiştir. Alaca baykuşun (strix aluco) gözünü bir güvercinin gözüyle kıyasladığınızda, 100 kat daha fazla ışık topladığını görürsünüz. Bu sayede bizler geceleri her türlü işimizi rahatça yürütürken, güvercinler bir kenara çekilip sabah olmasını beklerler. Gözlerimiz tüp şekline (tubular) daha yakındır. Bu sayede bir dürbün gibi çalışırlar. Rabb'imiz büyük bir merceği ve kornea tabakasını en ideal tarzda yaratarak bize bahşetmiştir. Gözlerimizin dürbün gibi olması için etrafı ince kemik halkalarla çevrilmiştir. Bu tip frontal (alında yer alan) gözlerle binoküler görme tarzında her iki göz aynı bölgeyi farklı açılardan görür, böylece hassas bir mesafe ayarlaması yapılarak derinlikli görme ortaya çıkar. Fakat iki göz de ön tarafta olduğundan, görüş sahası daralmış olur. Meselâ insanlar bir sahayı 180º'lik, güvercinler de 340º'lik açıyla gördüğü halde, ben ancak 110º'lik bir açıyla görebilirim. Bununla bana haksızlık yapıldığını düşünebilirsiniz! O zaman sıkı durun, size müthiş bir özelliğimi söyleyeceğim! Rabb'imiz her canlıya, ihtiyacı olanı en güzel şekliyle vermiştir. Size göre eksiklik olan bir özellik, başka bir mekanizma ile daha güzel bir şekilde telâfi edilmiştir. Normal halde görme alanım 110º'dir; fakat boyun omurlarıma öyle bir hareket kabiliyeti verilmiştir ki, gövdemi hiç oynatmadan kafamı tam arkaya çevirebilirim. Böylece görüş saham bir anda 360º'ye çıkar. Evet Rabb'im hiç kimseyi eksik bırakmıyor ve abes iş yapmıyor!

Yanlış bildiğiniz bir hususu da bu arada düzelteyim: Biz baykuşların gündüz göremediğini sanıyorsunuz. Halbuki gündüzleri bir güvercin kadar net görürüm; ancak karanlıkta sizden 2-3 misli daha hassas bir görüşe sahibim. Yılın yarısının gece, yarısının da gündüz olduğu kutup dairelerine yakın bölgelerde yaşayan kar baykuşları, bunu doğrulayacak şekilde hem gece, hem de gündüz iyi görürler.

Gece iyi avlanmamızın sebebi, görme ile işitme duyumuzun daha iyi ittifak etmeleridir. Kulaklarımız, yüksek frekanslı seslere karşı daha hassastır. Meselâ, kurumuş yaprakların hışırtısını (vb sesleri) çok iyi duyarım. Zifiri karanlıkta, kemiricilerin bir kafesten diğerine geçerken zeminde çıkardığı sesten, bunların bulunduğu yeri, Allah'ın izniyle hatasız tespit eder ve onları yakalayabilirim. Yüzümüz disk şekliyle başımdaki tüylerin çelenk teşkil edecek tarzda dizilmesi de, işitme sistemimin bir parçasıdır. Geniş olan yüzümden akseden sesler, bu tüyler vasıtasıyla kulaklarıma yönlendirilir. Bu tüylere, memeli hayvanlardaki kulak kepçesi gibi fonksiyon gördürülür. İç kulaklarım arasındaki mesafe sebebiyle, sesin yönünü çok iyi tespit edebilecek bir hususiyete sahip kılınmışız. Böylece yatay sesleri bir kediden dört misli daha hassas belirleyebiliriz. Ancak uçarak da avlandığımızdan, avın yerini hem yatay, hem de dikey doğrultuda iyi belirlememiz için, beynimiz bu işi otomatik yapabilecek kapasitede yaratılmıştır. Bu sayede en fazla 1-2º'lik bir sapma ile avımın yerini belirleyebilirim. Bu kadarcık bir sapma, küçük parmağınızın genişliği kadar bir mesafeye tekabül eder ki, bu da avımı yakalamama mâni olmaz.

Sessiz uçaklar
Avımın yerini çok iyi belirlesem bile, ona yaklaşırken ses çıkarsaydım, avım yer değiştirecek ve hamlem boşa gidecekti. Bunu bilen Rabb'imiz, Müdebbir isminin tecellisi olarak bana değişik bir tüy vermiştir. Bütün vücudum sık ve yumuşak tüylerle kaplanmıştır. Bu tüyler, diğer kuşların tüylerinin aksine, sert değil, yumuşaktır. Meselâ, uzun kulaklı orman baykuşunda (asio otus), bu tüylerden yaklaşık 10.000 kadar vardır. Uçarken, tüylerimin bu özelliği sayesinde tüylerim arasından geçen hava, sürtünmesi düşük olduğundan hiç ses çıkarmaz. Rabb'imin abes iş yapmadığına bir örnek olarak şunu da zikredebilirim: Karada avlanan türlerimizde, böyle sessiz uçma için özel dizaynlar gördüğümüz halde, balık avlayanların tüylerinde böyle bir yumuşaklık yoktur. Niye olmadığını merak ettiniz değil mi? Çünkü balıklar suda olduklarından kanat seslerini zaten işitmezler! Karada avlanan türlerimizin bacakları tüylü olduğu halde, balıkla beslenenlerin bacakları tüysüzdür. Bunun hikmetini de şöyle izah edeyim: Karada avlananların fare ısırmalarından korunması için bacaklarının tüylerle kaplanmış olması gerekir. Bu durum ısıyı korumak için de gereklidir. Balıklar ise ısıramadığı için balık avlayanlarımızın bacaklarının tüylerle kaplanmasına ihtiyaç yoktur.

Bana ayrılan yer azaldığı için bu kadarlıkla iktifa edip sizden ayrılmak istiyorum. Masumiyetimi anlatayım derken, inşaallah sizi sıkmamışımdır. Herhalde bundan sonra bana "uğursuz" demekten vazgeçersiniz!



comments powered by Disqus