Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Beşeri Münasebetlerde Haberleşme
Dr. Selim AYDIN  


İnsan, diğer insanlarla diyalog içinde hayatını sürdürebildiğinden düşünebilme; ve düşündüğünü karşısındakine anlatabilme kabiliyetiyle sosyal hayatın temelini oluşturur. İnsanoğlunun düşünce ve duygu alış verişini kısıtlamak veya genişletmek onun hayat tarzını değiştirir. İnsan, diğer insanlarla kurduğu münasebetleri, ya sözlü ve yazılı olarak veya vücut hareketleriyle (bakış, dokunma, vücudun posizyonu, tebessüm vb.) gerçekleştirir. İnsan, kurduğu bu münasebetler ışığında kendini yeniden tanımlar. İnsanların mutlu bir hayat sürmeleri, öncelikle insani münasebetlerini sağlıklı ve kusursuz bir şekilde kurup devam ettirebilmesiyle mümkün olur. Bugün insani münasebetlerimizde ortaya çıkan kusur ve hatalar “Haberleşme kazaları” olarak isimlendirilmektedir.

Bir ülkenin trafik nizamı ile o toplumun insani münasebetlerinin seviyesi arasında az çok alaka vardır. Fakat bu münasebette neyin netice neyin sebep olduğunu ilk anda söylemek çok zordur. Diğer bir deyişle her zaman bir toplumda insani münasebetlerin iyi olması, iyi bir trafik sistemine yol açmayacağı gibi, iyi bir trafik sisteminin de olması o toplumun insani münasebetlerinin muhakkak iyi olduğu manasına gelmez. Aynı şekilde bazı toplumlardaki trafik sisteminin işleyişinin O toplumdaki insani münasebetlerdeki haberleşme kazaları hakkında bazı ipuçları verdiğini söyleyebiliriz. Bu açıklamadan sonra, bizim toplumumuzda trafik kazalarının sıklığı ile haberleşme kazalarının sıklığı arasında bir korelasyon (münasebet) vardır diyebiliriz. Nasıl trafik, vasıta kullanan kişilerin birbirleriyle kurdukları münasebetlerin bütününü ifade ediyorsa, haberleşme de insanların birbirleriyle kurdukları münasebetlerin toplamını ifade eder. Ülkemizdeki trafik nizamına bakarak, insanların birbirlerine karşı nasıl bir tavır içinde olduklarını tahmin edebiliriz. Mesela “Büyük vasıtanın geçiş üstünlüğü vardır” kaidesi trafik kanununda bulunmayan ama bize has uygulamada geçerli bir prensiptir. Aynı şekilde trafik kanununda bulunmayan ama uygulamada geçerli diğer bazı kaideler de vardır. Mesela, duruma göre kırmızı ışıkta durmama, trafik polisi tanıdıksa iltimas geçmesi, resmi araçlara genelde ceza yazılmayışı gibi. Aynen bu şekilde bazı kimseler konuştukları insanların sözlerini sürekli keserler. Bu davranışlarıyla trafikte büyüklerin kendilerinden daha küçük olan vasıtaların yollarını kesmeleri ve sanki küçük vasıtalar yokmuşçasına davranmaları arasındaki benzerlik oldukça çarpıcıdır. Bir vasıtanın sürücüsü yolda kendinden başkası yokmuş gibi davranırsa trafik kazası olur. Bir kimse konuşurken karşısındakine nasıl tesir edeceğini düşünmeden kendi bildiği şekilde istediğini söylerse, trafikte olduğu gibi haberleşme kazaları ortaya çıkar. Kazalarda ölenler, yaralananlar olduğu gibi haberleşme kazalarında da ayrılanlar, gücenenler, yaralıları; kendi içine kapanıp yalnızlığa gömülenler de ölenleri oluştururlar. İnsani münasebetler ve haberleşme konusunda bilgilendirilmiş ve eğitilmiş kimseler hem kendisini hem de çevresini daha iyi anlar ve değerlendirir. Kendi davranışlarını değerlendirebilen kimse kurmuş olduğu insani münasebetlerin temelinde yatan psikolojik durumları anlar ve genellikle farkına varılmadan ortaya çıkan haberleşme kazalarını önleyebilme imkânına sahip olur. İnsanların münasebetlerinde bilerek şuurlu davranmaları, onların hayatlarını manalı bir şekilde sürdürmelerine ve neticede sakin huzurlu bir ruh halinin doğmasına yol açar.

Günlük hayatta insanlar farkında olsun veya olmasın birbirleriyle sürekli haberleşirler. Bu açıdan insanlar çevresinin ve dostlarının düşünce ve anlayışlarını, beklentilerini hesaba katarak davranmaları gerektiğini görebilmelidirler. Mesela Türkiye’de yaşayan bir kimse şeklinde düşünmemelidir. Çünkü toplumun veya bir grubun değerleri ve felsefesi, trafikte, bakkalda, alışverişte, yolda ve okulda o kimseyi kuşatır. Bugün toplumumuz haberleşme kazaları neticesinde yaralanan, sakatlanan ve ölen kimselerle doludur.

Haberleşmenin biri muhteva diğeri de münasebet derecesi olmak üzere iki seviyesi vardır. Münasebet derecesi muhtevanın çerçevesini oluşturur. Mesela;

1- Sen okula gidecek misin?
2- Siz okula gidecek misiniz?
3- Okula gitmeyi düşünüyor musunuz?

cümleleri muhteva olarak aynı olmakla beraber münasebet noktasından farklı şeyler ifade eder. Birinci cümlede, konuşanın kendini diğer kimseyle ya eşit veya ondan daha güçlü gördüğünü anlarsınız. İkinci cümlede, konuşanın diğerine eşit ama resmi ilişki içinde veya ondan daha güçsüz olduğunu düşünebilirsiniz. Üçüncü cümlede, konuşanın diğerinin karar verme hürriyetine saygılı olduğu belirtiliyor.

Görüldüğü gibi aynı manadaki mesaj, diyalog kuran kimselerin münasebetlerinin derecesine göre farklı şekillerde ifade edilmektedir. Genellikle edepsizlik ve saygısızlık gibi kötü davranışlar, mesajın anlamından çok, onun ifade ediliş şeklinden doğar. Mesela bir öğrenci hocasına: “Sen okula gidecek misin?” diye sorsa, bu öğrencinin terbiyesiz ve saygısız bir davranış ve saygısız bir davranış gösterdiğine hükmedilir. Bu yüzden diyalog içerisinde bulunan kimseler, birbirlerine beklentileri doğrultusunda davrandıkları sürece haberleşme kazalarına sebep olmazlar.

Konuşan ve dinleyen arasında devam eden diyalog mesajların nasıl söylendiğine ve hangi mesajın önce veya sonra geldiğine bağlı olarak şekillenir. Aynı davranış farklı durumlara göre farklı manalar kazanır. Siz mal sahibi olmayıp emanetçi olarak karpuz tarlasında bulunsanız ve hayır yapmak düşüncesiyle yoldan geçenlere karpuzları dağıtsanız bu sizi yüceltmeyecek; emanete hıyanet ettiğinizden dolayı kötü ve güvenilmez bir kimse olarak bilineceksiniz. Şayet mal sahibi olsaydınız aynı davranış sizi yüceltecek; cömert, hayırsever bir kimse olarak tanınmanıza vesile olacaktır. Bu açıdan davranışlar bizatihi mutlak olarak kötü değil, onun kötü ve iyi olmasını belirleyen yapıldığı yer, zaman, şartlar ve dozaj gibi parametrelerdir. İnsanın eğitimi, insana davranışlarını nerede, ne zaman, nasıl ve hangi dozda yaparsa iyi ve kötü olacağını öğretmelidir. Bunun neticesidir ki; insanlara “düşmanlık, kıskançlık, inatçılık vb. şeyleri yapma” dememeli, onların ifade edilip ortaya konacağı yer zaman ve şartlar öğretilmelidir.

İnsanlar hergün kurdukları yüzlerce münasebetler içerisinde kendi benliklerini ifade ederler. Benliklerini ortaya koyuş şekilleri ya kabullenme, ya reddetme veya umursamama şeklinde olur. Kabullenme ve reddetme kişinin o an içinde kurmaya çalıştığı münasebetin benimsenip benimsenmediğine işaret eder. Umursamama ise, kişinin kendisinin diyalog kurduğu kimselerce önemsenmediğini, değersiz olduğunu kısaca yok olduğunu belirtir. İnsani münasebetler içerisinde umursanmama feride en sağlıksız psikolojik durumu oluşturur. Psikologlar, bir insana dünyanın en dayanılmaz işkencesini yapmak isterseniz onu umursamamanın baskın olduğu sosyal bir çevreye koyun tavsiyesinde bulunurlar. Hatta en acı ve ızdırap verici bedeni bir işkencenin bile, umursamamanın verdiği ruhi ve psikolojik ızdırapdan daha hafif olduğu söylenir. Çünkü, bedeni işkencede kişinin varlığını kabullenme vardır. Bir toplumda fertler arası insani münasebetler, kabullenme yönünde ağır basıyorsa o toplum sağlıklı; reddetme yönünde ağır basıyorsa o toplum sağlıksız; cinayet, kavga ve sürtüşmelerin çok olduğu bir toplumdur. Umursamamanın ağır bastığı toplumlarda ise, akıl hastalıklarında bir artma görülür. Bu açıdan insani münasebetlerde kabullenme reddetme ve umursamamanın frekansı bir toplumdaki beşeri münasebetlerin mahiyetini belirler.

Her bir kültürde haberleşmede kullanılan farklı şahsi mekânlar vardır. Bu farklı mesafeler insanın karşısındakine beslediği hislere dayanılarak belirlenir. Yine bu yolla söz konusu kimsenin kendisi için ne tür duygular beslediği öğrenilir. Bu farklı mesafeler, mahrem mesafe, şahsi samimi mesafe, sosyal mesafe ve genel topluma açık mesafe şeklinde dört gruba ayrılır. Mahrem mesafede, içli dışlı olunan ve hissi açıdan çok yakın olan insanların bu bölgeye girmelerine izin verilir. Mahrem mesafeye, güvenilir ve insanın kendisini çok yakın hissettiği kimseler kabul edilir ve çok gizli meseleler bile rahatlıkla konuşulabilir. Şahsi samimi mesafede, birbirlerini tanıyan ve rahat konuşan iki insan kendilerini en rahat hisseder. Sosyal mesafe işlerin rahatça konuşulduğu, resmi münasebetlerin sürdürüldüğü bölgedir. İş yerindeki görüşmeler bu sosyal mesafe içinde gerçekleştirilir. Topluma açık mesafe, genellikle tanımadığımız kimselerle kurduğumuz ilk temasların oluşturduğu bölgedir. İnsanların çevresindeki mekânı kullanma tarzları onların sosyal yeri ve mevkii hakkında bir fikir verir. İnsanların mevkileri büyüdükçe kendilerine has şahsi mekânları da önem kazanır. Birçok müessesede müdürlerin, memurların ve öğrencilerin yemekhaneleri ve tuvaletlerinin ayrı olması buna bir örnektir.

İnsanlarla diyalog kurarken bedenin duruşu, el ve yüz hareketleri çok önemli mesajlar ihtiva eder. İnsan vücudunun en dikkati çeken yeri, yüzü ve gözleridir. Yüz ile birbirinden farklı kaç tane ifade belirtilebileceği henüz açıklığa kavuşmuş olmamakla birlikte, alın ve kaş ile sekiz; göz ve göz kapakları ile on; ağız ve dudak ile de 26 farklı yüz ifadesi oluşabilmektedir. Ancak bu farklı yüz yapılarına, ifade tonlarını ve hissiyatı da ilave edersek bu sayı oldukça artar. Yapılan araştırmalar neşeli ve mutlu ifadelerin ağız ve gözle; kızgın ifadelerin kaş ve dudak şekliyle; hayret ve sürpriz gibi dışa açık ifadelerle, içe dönük ifadelerin gözle en iyi şekilde belirtildiğini ortaya çıkarmıştır.

Gözün kendisi başlı başına bir mesaj kaynağıdır. Bir kimse gözünüze bakıyorsa, size yakınlık ve alaka duyuyor demektir. Bir kimse gözünü sizin gözünüzden kaçırıyorsa, sizden bir şey saklamak durumunda olduğunu ifade eder. Gözbebeğinin büyüklüğü, bakan kişinin baktığı şeye alaka duyup duymadığını belirtir. Gözün ifade potansiyelinin bu kadar yüksek olmasından dolayı, kendileri hakkında pek bilgi vermek istemeyen kimseler siyah gözlük takarlar.

El ve kol hareketleri olarak jestler hissiyatımızın en güzel belirtileridir. Bir kişinin kızgınlığı onun el ve kol hareketlerinden anlaşılabilir.

Dokunma hissi de insan için yeme içme kadar önemlidir. Yetimhanelerdeki bebek ölümlerinin, daha çok kucağa alınıp sevilmemekten kaynaklanan ruhi kaynaklı hastalıklardan olduğu ortaya çıkarılmıştır. Dokunma, bir insana en kısa yoldan “sen benim için önemlisin, seni yalnız bırakmayacağım mesajını” verir. Hiçbir söz bu mesajı dokunma kadar tesirli bir şekilde ifade edemez.

Beşeri münasebetlerde giyim ve kuşam tarzımız da önemli mesajlar ihtiva eder. Çünkü giydiğimiz elbiseler hakkımızda bilgi verir. Bunun için iş aramaya gittiğimizde veya bir resmi toplantıya katıldığımızda, muhataplarımıza iyi yönde tesir etmek için giyimimize itina gösteririz. Bu açıdan, herkes giyim ve kuşamın karşısındakileri etkilediğinin farkında olmalı ve toplumun hangi kesiminde nasıl giyinileceğini öğrenmelidir.

Haberleşmede önemli olan diğer bir nokta da söyleyiş tarzıdır. Yani ses tonu, vurgulamalar ve susmalar gönderilen mesajın manasını değiştirir.

Daha öncede belirtildiği gibi haberleşme belirli bir sosyal çevrede gerçekleşir. Bu sosyal çevre toplumun değer ve beklentileriyle şekillenir. Fertler bu sosyal değerlerin ve beklentilerin çoğunun farkında olmasalar da kendilerine gelen mesajları bu değer ve beklentilerin ışığında yorumlarlar.

Beşeri münasebetlerin gerçekleştiği mekânın fiziki özellikleri de önemlidir. Mesela bulunulan yerin fiziki konumu ve özellikleri, büyüklüğü, şekli, rengi, aydınlatma derecesi, ısısı, sessizliği o mekânda vuku bulan haberleşmeye tesir eder.

Kültür de haberleşmeye tesir eder. Önceden bilip tecrübe sahibi olmadığımız kültüre sahip kimselerle diyalog kurarken, kullandığımız kelimelere oldukça dikkat etmeliyiz. Çünkü bazı kelimeler bizim düşündüğümüzün dışında farklı manalara gelebilir. Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden P. Yunt 1970 yılında Anadolu’da halkın genel sosyal statüsü hakkında araştırma yapıyordu. Ankette halkın temizlik durumunu ölçmek için “kaç günde bir yıkanırsınız?” şeklinde bir soru vardı. Bazı kimseler bu soruya menfi cevap vermişlerdi. Çünkü bu ifade Anadolu’da gusül abdesti manasında kullanılıyordu. Araştırmacı bunun farkında olmamıştı ve yanlış istatistikî bilgi toplamıştı. Bu noktadan, kültür yapısı diğer insanlarla diyaloğa geçerken dikkate alınmalıdır.

podcast itunes youtube rss twitter facebook