Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Beşinci Özgürlük
Turan Güngör  

İnsanlara belirli düşünce ve davranış biçimlerini benimsetmek için başvurulan yıldırma, sindirme ve zor kullanma hareketlerine "tehcir" denir. "Tedhişçilik" olarak da bilinen "siyasî terörizm" ise, genellikle siyasî bir hedefe varmak için devlete, halka ve fertlere karşı sistematik bir biçimde şiddet hareket ve vasıtalarına başvurmaktır. Fransız İhtilâli'nin bir yan ürünü olan terörizmin menşei, 5 Eylül 1793 ile 27 Temmuz 1794 tarihleri arasında dehşete dayalı olarak kurulan ve "terör rejimi" olarak da adlandırılan döneme dayanır. Bu dönem Fransasındaki Jakobenler, çağlarına, devlet terörünün korkuya dayalı egemenliğini yaşatmışlardır.
Dünyada bugünkü şekli ile mevcut olan terörizmin temeli, genel hatları ile ve fikir olarak 1960'ların ortalarından sonra atılmıştır. Bu yıllarda marksizmin her zaman ilk sıraya koyup başvurduğu şiddet hareketleri solun üst kademe "entelijansiya"sı tarafından yeniden ve değişik şekilde teorize edilmiş ve Avrupa'da, üniversite kampüslerinde ve özellikle "Frankfurt Okulu"nun fikir potasında tezgâhlanıp hız kazanmıştır. Daha sonraları benzer çalışmalar diğer üniversitelerin felsefe fakültelerine de sıçramış ve yayılmıştır.
Zamanımızda terörizmin en büyük özelliği, milletlerarası bir mahiyet arzetmesidir. Bugün, mevcut veya varsayılan, bir ülkeyi ilgilendiren veya milletlerarası nitelikte, herhangi bir mesele ile ilgili olarak kamuoyu oluşturmak, taraftar toplamak ve söz konusu meselenin taraflarını zor durumda bırakmak, onların belirli bir tutum takınmalarını sağlamak gayesi ile şiddet hareketlerine başvurulmaktadır. Bu tür tedhiş hareketlerinin temel özelliği, hedefin siyasî mahiyette olmasıdır. Çünkü hareketi yapan, yaptıran ve yardım edenlerin gayesi, birtakım siyasî çıkarların ve değişikliklerin elde edilmesine yöneliktir. Milletlerarası platformda devletler, açık veya kapalı olarak terörizme destek vermekte, hattâ kendileri bizzat terör faaliyetlerinde bulunmaktadırlar. Çünkü milletlerarası sistemde bir ülkenin istikrar içindeki varlığı, bir ölçüde diğer ülkelerin istikrarsız yapılarına dayanmaktadır.
Bugün süper devletler, milletlerarası san'at. kültür ve ekonomi sahalarında barıştan ve işbirliğinden yana bir görünüm arzetmelerine rağmen, silahlandırma ve etnik özgürlük hareketlerine destek vermede başı çekmektedirler. II. Dünya Savaşı yıllarında ABD başkanı F. Roosevelt dünyaya şu dört özgürlüğü ilân ediyordu: "İbadet özgürlüğü, korkusuzca hareket etme özgürlüğü, konuşma Özgürlüğü ve asgarî ihtiyaçların baskısından azade yaşama Özgürlüğü."

Roosevelt'in dünyaya hediye ettiği(!) bu dört özgürlüğü, meşhur dilci Chaumsky'nin 'beşinci özgürlük' adını verdiği şu özgürlüğü de eklememiz gerekiyor: "Soyma, sömürme, hüküm altına alma ve netice alabilmek için her türlü güce başvurma özgürlüğü" (!) İlk dört özgürlük, bu beşinci özgürlükle çelişmediği sürece yaşar ve bu Özgürlüklerin devamı, beşinci özgürlüğün yerine getirilmesine bağlıdır. Milletlerarası platformda ise bir ülke dört özgürlüğünü, ancak beşinci özgürlüğü, yani terörizmi dış politikasının esası yapmasıyla kazanabilir. ABD kökenli resmî evraklar ve gün ışığına çıkarılan tarihî hâdiseler, bir yandan dört özgürlüğe gerek doktrin ve gerekse uygulama bazında verilen önemi, öte yandan da bu özgürlüklerin beşinci özgürlüğe ne kadar bağımlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

ABD'nin dünya genelinde sahnelediği her türlü hareketin yönünün beşinci özgürlük tarafından tayin edildiğine şahit olmaktayız. Dört Özgürlük beşincisi ile çatışmadığı sürece var olabilmektedir, aksi takdirde bir kenara fırlatılıp atılıverilmektedir. Beşinci özgürlüğü ön plânda tutan ve diğer özgürlüklere ancak beşinci özgürlüğe zarar vermedikleri sürece hayat hakkı tanıyan programların hayata geçirilebilmesi için devlet, yalan, aldatma ve hile üzerine dayalı bir yapı oluşturmak durumunda kalmakta, bunun için de ideolojik kurumlarla işbirligine gitmektedir.

Beşinci özgürlüğü kullanabilmek için, doktriner kabûller vatandaşların beyinlerine zorla sokulmalıdır. Bu iş yapılırken dur durak bilinmemelidir, sürekli olarak gayret sarfedilmelidir. Bu suretle elde edeceğiniz kazanç, yaptıklarınızın halk tarafından onaylanması ile sınırlı kalmaz, aynı zamanda benzeri tatsızlıkların tekrarı halinde şiddete başvurma hakkını size verir. Dünyanın herhangi bir yerinde varılan siyasî anlaşmalar işinize gelmediği takdirde gereken her türlü müdahalede bulunmayı "müktesep hak" olarak elinizde tutabilirsiniz. Bu anlaşmaları işlemez hale getirmek için de şiddete başvurma hakkinizin mevcut bulunduğunu vatandaşlarınıza inandırmakta güçlük çekmezsiniz. Düşmanı pazarlık masasına oturtmanın ancak güç kullanarak mümkün olacağı yolundaki bir düşünceyi, biricik tarihî gerçek olarak beyinlere kazıyabilir ve böylece işinizi bir hayli kolaylaştırmış olursunuz. İleride vukuu muhtemel tatsızlıklar için yararlanılacak olan dersleri şimdiden hazırlamak "tarih mühendisleri"nin vazifelerinden biridir.
Bu gayelere ulaşabilmek için dikkatler arzu edilen noktalara çekilerek gerçekler gözlerden kaçırılabilir, gerçeklerle bağdaşmayan durumlarla zihinler bulandırılabilir, meseleler bütünüyle çarpıtılabilir, kabulü mümkün olmayan gerçekler zorla zihinlere yerleştirilebilir. "Mucize mertebesinde bir dönüşüm geçirdiğimiz, yolumuzun önünü bütünüyle değiştirdiğimiz" gibi fikirler ileriye sürülerek, geçmişin çok gerilerde kaldığı, konu harici olduğu iddia edilebilir. Oysa geçmişte sahnelenen düzenbazlıkları mevcut kılan müessesevî yapılar ve plânlama sistemleri bir tek tuğlası bile eksilmemiş olarak günümüzde de varlıklarını ve fonksiyonlarını sürdürmektedirler. Ne halkın, ne de entellektüellerin olup bitenlerden büyük ölçüde haberi yoktur. Belirli güç merkezleri, mevcut toplumları "destabilize" edebilmek için terörizme başvurmaktadırlar. İstikrarsız hale getirilmiş bir toplumda, terör hareketlerinden madden ve manen zarar görmüş olanların yanında, toplum içinde, kamu yönetimi organları üzerinde temelsiz bir korku hali teşkil edilerek, toplumu ayakta tutan müesseselerin düzenli çalışması engellenir. Adam öldürme, soygun ve sabotajlarla toplum reaksiyonsuz hale getirilir. Artık sadece söyleneni yapan, hiç itiraz etmeyen, cevap vermeyen ve bir 'korku hipnozu'na tutulmuş toplumla kamu yönetimi arasındaki bağlar koparılarak insanlar yöneticilere karşı yabancılaştırılır ve neticede toplum bir çözülmenin eşiğine getirilir.
Bundan sonra diğer dört özgürlüğünüzü doya doya kullanabilirsiniz!
DİPNOTLAR

1. Bozdemir, Mevlüt Terör mü? Terörizm mi?, S.B.F. Basın Yayın Y. Okulu Yıllığı, Ankara 1981, s. 523
2. Turgut, Mehmet, Döne Döne Düşünmek, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1993, s. 343
3. Altuğ, Yılmaz, Terörizmin Dünü, Bugünü, Yarını, T.C. İç İşleri Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989, s. 13
4. Turgut, a.g.e., s. 345
5. Alpaslan, M. Şükrü, Kriminoloji ve Hukuk Açısından Tedhişçilik, Teknik Yayınları, İstanbul 1983, s. 41
6. Chomsky, Noam, The Culture of Terrorism, (Çev. T. Cevdet), ABD Terörü (Terörizm Kültürü) Pınar Yayınları, İstanbul 1991, s. 8
7. Chomsky, a.g.e., s. 22
8. Chomsky, a.g.e., s. 23

podcast itunes youtube rss twitter facebook