|
Bir Kurbağanın Dilinden
Dr. Musa SARAÇOĞLU |
|
Merhaba ey insanoğlu! Birçoğunuz beni çirkin görüp benden hoşlanmadığınız halde, yine de sizinle konuşmaya çalışacağım. Zahirî çirkinliğime bakıp aldanmayın. Rabbimin üzerimde tecelli eden güzel isimleri adına bana biraz insafla bakarsanız, çeşitli hikmetlerle teçhiz edilmiş bir hayvan olduğumu anlarsınız. Hem çirkin de değilim! Estetik ölçülerinize göre çirkin görünüyor olabilirim. Ama Rabbimin yarattığı hiçbir şey bizatihi çirkin değildir. Bu yüzden üzülmüyorum. Bilâkis birçok hayvanda olmayan enteresan hususiyetlerle Rabbimin isimlerine ayna olduğum için, O'na sonsuz şükranlarımı arz ediyorum. Birçok hayvan, sadece suda veya karada yaşadığı halde, Rabbimin ihsan ettiği vücut yapımla; hem karada, hem de tatlı suda çok rahat yaşarım. Ayak parmaklarımın arasına perde takarak beni paletli bir dalgıç haline getiren Rabbim, su dibine saklandığımda rahat nefes almamı sağlayan akciğerlerime yardımcı olması için, derimi kılsız ve pulsuz bir şekilde yaratarak, deri solunumu yapmama imkân tanımıştır. Kurbağa dendiğinde çoğunuz sadece su kenarlarında öten ve insanlar yaklaştığında hemen suya atlayan 'ova kurbağası' (Rana ridibunda) isimli türümüzü bilirsiniz. Halbuki çok çeşitli ortamlarda yaşamaları için, farklı türlerimize hususî bazı organlar takılarak avantajlar tanınmıştır. Aksi halde hiçbir türümüz bu plânlı organlara sahip olmadan kendi başına değişik ortamlara uygun bir hayat süremezdi. Çünkü bu hususî organlar, ilim ve kudretle yaratılmış sanat eserleridir. Meselâ; ağaç yaprakları üzerinde yaşayan türümüz (Hyla arborea), parmak uçlarındaki geniş ve yassı vantuzlar sayesinde, yapraklara yapışır ve düşmeden gezer. Arka ayaklarına kazıcı bir kürek takılan toprak kurbağası türümüz ise; topuğuna yakın bulunan bu sert keratin kürekle toprağı kazıp saklanır. Biz kurbağalar ancak hareketli cisimleri görürüz. Bu yüzden leş yemeyiz; solucan, böcek gibi küçük hayvanları hareket halindeyken fark edip yakalarız. Bizlerin tahammül edemediği iki kötü durum vardır. Bunlardan birisi tuzluluk, diğeri ise; kuraklıktır. Bu yüzden denize girmez, sadece tatlı sularda yaşarız. Kurak ve sıcak bölgelerde ise; gündüz ortalıkta gözükmeyiz. Rutubetli bir taş altında, ağaç kökleri arasında, dökülmüş yaprakların altındaki nemli ve gölgelik yerlerde saklanırız. Avlanmak için geceleri kuruma korkusu olmadan rahat gezeriz. Tabiî ki su içinde yaşayanlarımız için kuruma problemi olmaz. Rahmeti Sonsuz Rabbimiz; karada yaşayanların hemen kurumaması için, derilerini siğilli ve daha kalın yaratmıştır. Ayrıca hepimizin derisi az çok zehirli olduğu halde, karada yaşayanlarımızın derileri daha zehirli, kötü kokulu ve acıdır. Hemen tiksinmeyin! Başka hiçbir silâhımız yok ki! Düşmanlarımıza av olmamak için Allah (cc) bizi çeşitli zehirlerle donatmış. Aslana pençe, boğalara boynuz, kirpilere dikenli elbise veren Rabbim, bizim için de böyle bir silâhı uygun görmüş. Böylece önüne her gelen bizi kapıp yiyemez. Bazı türlerimizin (Dendrobates sp.) zehirleri çok kuvvetli olduğundan, Güney Amerika'daki bazı kabileler, oklarının ucuna bu zehirden sürerek avlanır. Zehirden bahsettim diye hemen yüzünüzü buruşturmayın! Rabbim hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmamıştır. Zehirlerim üzerinde çalışan araştırmacılar, birçok antibiyotik ve antitümor tesirli hususî terkibe sahip müessir madde tespit etmiştir. Belki de gelecekte zehirlerimden şifalı ilâçlar yapılır. Ekolojik dengedeki rolüm ise; hiç de yabana atılacak cinsten değildir. Bu zaviyeden oldukça stratejik bir konumdayım. Bir taraftan böcek, sinek, solucan türlerini yiyerek tabiatta aşırı çoğalmalarına mani olurken; diğer taraftan ben de kuşlara, yılanlara ve bazı memelilere yem olurum. Böylece aşırı çoğalarak dengeyi bozmama mani olunur. Siz belki bunu fark etmiyorsunuz, ancak az da olsa bazı çevreciler bu hizmetimi takdir etmektedir. Nitekim bazı ülkelerde aşırı sanayileşme neticesinde kirlenen sular yüzünden arkadaşlarımız ölünce, meydanı boş bulan sivrisinekler terör havası estirmeye başladı. Halbuki sular kirlenmeseydi ve arkadaşlarımız yaşasaydı, başta sivrisinekler olmak üzere bütün zararlı böceklerin hakkından gelirlerdi. Hem de size hiç ilâç masrafı yaptırmadan, tabiatı da kirletmeden, dengeli bir şekilde mücadele ederlerdi. Hayvan neslinin devamını garanti altına almak için, yumurta ve embriyonların korunması hususunda Rabbimiz her hayvana; hususî bir şefkatle muamele etmiştir. Memeli hayvanlarda yumurta, dişinin vücudu içinde (rahimde) korunurken, karaya yumurta bırakan kuşlarda ve sürüngenlerde yumurtaların kurumasını önleyen zarlar ve kuvvetli bir yumurta kabuğu yaratılmıştır. Balıklar ve biz kurbağalar su içinde ürediğimizden, yumurtalarımızın kuruyup ölme tehlikesi yoktur. Sudaki yumurtalarımı diğer küçük canlılardan korumak için, her bir yumurtamın etrafı şeffaf bir jelatin ile kaplanmıştır. Suda yüzen yumurtalarımdan çıkan lârvalarım, yumurta kılıfını delip dışarı çıktıklarında, çok iri bir gövde ve uzun bir kuyruktan ibarettir. Hayat hikâyemizi bilmeyen küçük çocuklar, su içinde gördükleri lârvalarımı balık zannederler. Halbuki balıkla hiçbir alâkamız yoktur. Sizin ana rahminde geçirdiğiniz embriyolojik gelişmeyi, yavrularım suda yüzerken geçirir. Metamorfoz denen ve türümüze göre iki ay kadar süren bu gelişme sırasında, önce arka ayaklarım meydana gelir, sonra ön ayaklarım gelişir. Su içinde nefes almaya yarayan solungaçlarım da kaybolarak akciğerim yaratılır; hemen karaya çıkıp dört ayağımla bambaşka bir hayvan olarak hayata yeniden başlarım. Evrim teorisini din gibi kabullenen bazı insanlar, balıklardan meydana geldiğimizi ve daha sonra sürüngenlere dönüştüğümüzü iddia ederken, çok sığ düşünüyorlar. Kurbağa aklımla böyle bir saçmalığa inanmıyorum, ama ne hikmetse o insanlar bir türlü bu iddialarından vazgeçmiyorlar. İsterseniz şöyle kısa bir fikir yürütmesi yapalım: Balıkların yüzgeci vardır, benim ise ayaklarım ve parmaklarım var. Suyla haşir neşir olanlarımızın ise, parmak aralarında palet gibi gerilmiş yüzme zarları vardır. Kalbim üç odacıklı, balığınki iki odacıklıdır. Vücudumda karada nefes almaya uygun akciğerler, balıklarda ise solungaçlar vardır. Derim çıplaktır, balıkların derisi ise kemikten pullarla kaplıdır. Balıkların vücudunu saran kaslar arka arkaya dizilmiş, benzer demetler halindeki gövde kaslarıdır. Kaslarımız ise, kol ve bacaklara; yürüme, kaçma ve sıçrama hareketleri yaptırmak üzere hususî özelliklere sahiptir. Tabiî ki bu kaslara gelen sinirler de, aynı şekilde hususî bir şebeke şeklinde balıktakinden daha farklı plânlanmıştır. Farklılıklarımın birkaçından kısaca bahsettim. İç organlardaki, duyu organlarındaki ve iskeletteki farklılıklara hiç girmedim. Şimdi, balık ile aramızda mevcut olan bu büyük farklılığın; şuursuz, kör tesadüflerin mutasyonu ile aşılabileceğini kim iddia edebilir ki? Benim ilmim ve kudretim bir tek hücremi bile değiştirmeye yetmezken; hem bana bühtanda bulunup, hem de Rabbimin sonsuz kudretini görmemek büyük bir ayıp değil mi? Neymiş Efendim!!? Sözde, balık olan büyük dedem yüzmekten sıkılmış, bir de karada ne var, ne yok diye merak etmiş! Başlamış yüzgeçlerini ayak haline, solungaçlarını akciğere dönüştürmeye... Ve milyonlarca yıl sonra kurbağa olmayı başarabilmiş(!!!) Vırraak, vırraak, vırraaaak!.. Yahu kurbağayı bari güldürmeyin! Burada Rabbimin isimlerine âyine olmak gibi ciddi bir işten bahsederken deli saçmalarıyla uğraşmanın hiç yeri yok! Sevgili insanlar! Balıkların ağzında ele gelen pek bir şey yoktur; ağız tabanında küçük bir kabartı şeklindeki yapıya dil denebilir. Halbuki biz kurbağaların dili çok önemli bir silâhtır. Dilimizle, hareket eden her türlü böcek, solucan vs'yi çok hızlı bir şekilde yakalayabiliriz. Yapışkan olan dilimiz, sizin dilinizin aksine, ağzımızın ön tarafından bitişik, arka ucundan ise serbesttir. Ağzımızın içinde katlanmış olarak bulunan dilimizi çok hızlı bir şekilde dışarı fırlatır ve avımıza yapıştırıp içeri çekeriz. Bazı familyalarda dil, sizinki gibi arkadan bitişik önden serbest olduğu halde, bir familyamızda ise dil yoktur. Müdafaa teknikleri açısından hepimiz farklı stratejilere sahip yaratılmışız. Meselâ, kırmızı karınlı kurbağa ile sarı karınlı kurbağa (Bombina bombina ve B.variegata) bir tehlike ile karşılaştığında, ters dönerek hareketsiz hale geçer ve ölü taklidi yapıp tehlikenin geçmesini bekler. Çevik kurbağa isimli türümüz (Rana dalmatina), içimizde en uzun atlama rekoruna sahip olandır. Zaten ince, uzun ve zarif arka bacakları onun bir atlama şampiyonu olacağının işaretidir. Fakat o yaratıldığı ilk günden beri ince uzun bacaklı olup, dökülen yaprakların altında yaşamak üzere yaratılmıştır. Yoksa suda yaşamaktan sıkılıp, ormana gitmiş değildir. Ben ise; baştan beri ayaklarım perdeli olduğundan, sularda yaşamak üzere yaratılmışım. Bufo cinsine mensup siğilli kara kurbağası türlerimizi yakalamaya çalıştığınızda idrar boşaltır veya bazıları da, kafalarının arkasındaki parotoid bezlerinden yakıcı bir zehir ifraz ederek kendilerini korur. Bir türümüz, sırtında korkunç bakışlı bir göz deseni taşır; sırtını kamburlaştırdığında iyice belirgin hale gelen bu göz şeklindeki leke ile düşmanlarını aldatır. Çok enteresan bir türümüz de ebe kurbağa (Alytes obstetricans)'sıdır. Bu türümüz bizler gibi yumurtalarını suda bırakıp gitmez. Arka bacaklarına ve sırt kısmına doğru sardığı yumurtaları içinden yavrular çıkıncaya kadar suyun içinde gezdirir. Böylece hem onları telef olmaktan korur, hem de suyun içinde temiz oksijenli yerlerde bulunmalarını sağlar. Bu konuda hiçbir ilmi olmadığı halde Rabbimin kendisine ilham ettiği şekilde davranmaktadır; bu davranışı da evrimle geliştirmiş değildir. Ey insanoğlu! Bu arada size bir şikâyetimi arz etmeliyim: "Bilimsel" çalışma adı altında yaptıklarınızdan çok çekiyorum: Her türlü deneyde beni kullanıyorsunuz... Yeter artık, tahammülüm kalmadı! İnsanlık için faydalı bir ilâç geliştirecekseniz, bir şey demem. Ama biyoloji lâboratuarlarında çoluk çocuğun eline bir makas, bir kurbağa veriyorsunuz. Yapmayın, günahtır! İlim sahibi olmak için, tek kurbağa kesmeniz yeterli. Hattâ bugün CD'lere yazılmış çok güzel programlarla beni daha iyi şekilde gösterme imkânınız vardır. Ayrıca plâstik modeller de kullanılabilir. Rica ediyorum! Artık beni her deneyde kullanmaktan vazgeçin! Benim de, sizin gibi yaratılan bir mahluk olduğumu ve Yaratıcı'nın emri dışına çıkmadan vazifelerimi yerine getirdiğimi unutmayın. Bu zaviyeden bakılınca, bazılarınız maalesef benden daha aşağı bir konumdadır. Zira insanlıklarının gereğini yapmıyorlar. Allah'ın en şerefli mahluku olarak yaratıldıkları halde, bunun kıymetini takdirden acizler. İkinci şikâyetim de benzer olacak: Gerçi Türkiye'de pek olmuyor, ancak Batı'da en lezzetli yiyecekler arasında sayılıyorum. Şuna da hayret ediyorum: Batılılar beni kendi sularında yakalamıyorlar. Sizin gibi fakir ülkelerin insanlarına, göllerinden ve derelerinden toplatıp çok ucuza ithal ediyorlar. Siz de onların parasına aldanıp ekolojik dengenizi bozuyorsunuz. Yakında sivrisinekten mahvolacaksınız ve yok pahasına sattığınız etim karşılığında aldığınız paraları, sivrisinek ilâcı almak için harcayacaksınız. Niçin kendinizi tehlikeye atıyor ve güzelim ülkenizin değerlerini bu kadar ucuza satıyorsunuz? Bakın bugün ormanlarınızı geri getirebiliyor musunuz? Yarın bizim için de çok geç olacak, beğenmediğiniz sesimize hasret kalacaksınız. Ayrıca çocuklarınıza da çok yanlış bilgiler veriyorsunuz; insanın eline siğil attığımı söylüyorsunuz. Bu da bir iftiradır, aslâ böyle bir özelliğim yoktur. Belki eskiden bazı kimseler, siğilli türlerim olan kara kurbağalarını görüp böyle bir hükme varmışlar. Ama onların sadece kendi derileri siğillidir, kimseye bu siğilleri atmazlar. İçiniz rahat olsun. Bu şikâyetimi de söyledikten sonra sizlere veda edebilirim. İnşaallah bundan sonra, bana zarar vermezsiniz. Haydi kalın sağlıcakla. |
|



Merhaba ey insanoğlu! Birçoğunuz beni çirkin görüp benden hoşlanmadığınız halde, yine de sizinle konuşmaya çalışacağım. Zahirî çirkinliğime bakıp aldanmayın. Rabbimin üzerimde tecelli eden güzel isimleri adına bana biraz insafla bakarsanız, çeşitli hikmetlerle teçhiz edilmiş bir hayvan olduğumu anlarsınız. Hem çirkin de değilim! Estetik ölçülerinize göre çirkin görünüyor olabilirim. Ama Rabbimin yarattığı hiçbir şey bizatihi çirkin değildir. Bu yüzden üzülmüyorum. Bilâkis birçok hayvanda olmayan enteresan hususiyetlerle Rabbimin isimlerine ayna olduğum için, O'na sonsuz şükranlarımı arz ediyorum. Birçok hayvan, sadece suda veya karada yaşadığı halde, Rabbimin ihsan ettiği vücut yapımla; hem karada, hem de tatlı suda çok rahat yaşarım. Ayak parmaklarımın arasına perde takarak beni paletli bir dalgıç haline getiren Rabbim, su dibine saklandığımda rahat nefes almamı sağlayan akciğerlerime yardımcı olması için, derimi kılsız ve pulsuz bir şekilde yaratarak, deri solunumu yapmama imkân tanımıştır. Kurbağa dendiğinde çoğunuz sadece su kenarlarında öten ve insanlar yaklaştığında hemen suya atlayan 'ova kurbağası' (Rana ridibunda) isimli türümüzü bilirsiniz. Halbuki çok çeşitli ortamlarda yaşamaları için, farklı türlerimize hususî bazı organlar takılarak avantajlar tanınmıştır. Aksi halde hiçbir türümüz bu plânlı organlara sahip olmadan kendi başına değişik ortamlara uygun bir hayat süremezdi. Çünkü bu hususî organlar, ilim ve kudretle yaratılmış sanat eserleridir. Meselâ; ağaç yaprakları üzerinde yaşayan türümüz (Hyla arborea), parmak uçlarındaki geniş ve yassı vantuzlar sayesinde, yapraklara yapışır ve düşmeden gezer. Arka ayaklarına kazıcı bir kürek takılan toprak kurbağası türümüz ise; topuğuna yakın bulunan bu sert keratin kürekle toprağı kazıp saklanır.