|
Bir Penguenin Dilinden...
Prof.Dr. Arif SARSILMAZ [email protected] |
|
Hayırlı soğuklar efendim! Şimdi diyeceksiniz ki, hiç böyle bir hayır olur mu? Sıcak ve ılık günler dururken nereden çıktı soğuğun hayırlı olması? Sizler insan olarak soğuğu sevmediğiniz için böyle düşünmekte haklısınız. Çünkü Rabbim sizleri mutedil şartlarda yaşamak üzere yaratmış, fizyolojilerinizi de orta kuşaklar ve tropikal bölgelerde daha rahat çalışacak şekilde ayarlamış. Ayrıca zekânız ve öğrenme kabiliyetinizle, yaşadığımız kutup soğuklarına bile dayanabilecek hususiyetleri icad edebiliyorsunuz. Kalın elbiseler giyip, uygun evler yapabiliyor ve yaptığınız silahlarla avlanıp yağlı yiyecekler yiyerek kendinizi koruyabiliyorsunuz. Biz penguenler ise neticede birer hayvanız, sahip olduğunuz akıl ve icad kabiliyetinden mahrumuz. Ama sakın bu mahrumiyet izharımı bir şikâyet veya acınma gibi anlamayın. Sözün gelişi böyle söyledim. Çünkü Rabbimiz hiç kimseyi mahrum bırakmaz; rızkını hazırlamadığı, silahlarını yapmadığı, kısacası tam techizatını vermediği bir canlı türünü yeryüzüne gönderip haksızlık yapmaz. Bizi sizin kadar akıllı ve şuurlu varlıklar olarak yaratmamış olsa da biz bundan memnunuz; hiçbir sıkıntımız yok, tam aksine çok rahatız. Her şeyimizi tam ve mükemmel olarak hazırlamış ve bizi büyük bir gaileden kurtarmış. Değilse bu soğuklara dayanmak kimin haddine? Sizler, yaşadığımız bu yerlere gelemiyorsunuz; çok azınız gelse bile bir sürü techizatla ve masrafla kısa bir süre ancak dayanabiliyorsunuz. Bizler ise bu Güney Kutbu'nun öldürücü soğuğuna dayanacak şekilde yaratılmışız. Bazı aklı evveller derse ki, "Penguenler tesadüfen oluşmuş ve geçirdikleri mutasyonlarla soğuğa dayanıklı hale gelerek sıcaktan sıkılmışlar ve kutup bölgesine göç etmişler", sakın inanmayın! Hiç kimse sıcak yuvasını terkedip soğuğa gitmez ve hiçbir hayvan da tesadüfî mutasyonlarla sahib olduğum mükemmel hususiyetleri kazanamaz. Biraz sonra anlatacaklarımı okuyunca anlayacaksınız ki, bizler kutup soğuklarında yaşamak üzere hususî olarak herşeyimizle mükemmel yaratılmışız; sahip olduğumuz özelliklerin hiç birisine tesadüfün ve tabiat denilen meçhulun parmak karıştırmasına imkân ve ihtimal yoktur. Tabiî ki Rabbimin yarattığı her hayvan mükemmeldir. Fakat her mükemmelliğin çevresiyle uyumu ve teşkil ettiği bütünlük nisbetinde bir değeri vardır. Meselâ çölde yaşayan bir kertenkele de Allah'ın çok mükemmel bir sanat eseridir. Ama onun mükemmelliği çöl şartlarına uyum için sahib olduğu hususî vasıflarındadır. Bizim yaşadığımız Güney Kutbu'na gelse hemen ölür. Biz de çöle gitsek aynı akıbete uğrarız. O zaman her canlıyı, içinde yaşadığı çevresiyle teşkil ettiği ahenkli bütünlük içinde müşahede etmeniz gerekir. Biyoloji ve ekoloji bilgilerinizle çok az bir kısmını anlayabildiğiniz bu sırların asıl kaynağı Rabbimin sonsuz ilminde gizli olduğundan, O, yarattığını en iyi şekilde bilerek ve kusursuz olarak yaratmaktadır. Bu durumda, kürek şeklinde olan ve su içinde hızlı yüzmemi sağlayan güçlü ön üyelerimin "körelmiş bir kuş kanadı" olduğunu söylemek büyük haksızlık olur. Körelmiş kanat olsaydılar hiçbir işe yaramazlardı. Halbuki bu ön yüzgeçlerim çok mükemmel birer kürektir ve hayatî organlarımdır. Bu yüzden hiçbir kuş benim kadar iyi yüzemez, ancak onların da çok iyi uçma kabiliyetleri var. Allah aşkına söyler misiniz; niçin durup dururken uçan bir kuşun kanadı körelsin ve yüzgeç şeklini alsın? Eğer uçuyor olsaydım zaten uçmaya devam ederdim ve çalıştığı için de kanadımın körelmesine gerek yoktu. Uçabilseydim, bu soğuklarda ne işim vardı? Sıcak ülkelerdeki diğer kuşların arasında yaşar dururdum. Fakat sadece uçmama özelliğim ile iş bitmiyor. Daha bir sürü hususî yaratılmış organlarımla kutup buzlarının sakiniyim, buraya uygun yaratılmışım. Sıcakta rahatsız olurum ve yaşayamam. Sert ve dik olan kuyruk tüylerim, su içerisindeki balık avlamalarım sırasında ani dönüşler için çok iyi bir dümen vazifesi gördüğü gibi, kaygan buzlar üzerinde dik durmamı temin için de bana arkadan destek olurlar. Vücudumun torpido şeklinde tanzim edilmesi ise su içindeki basınca karşı en uygun biçim olduğu içindir. Bunu ben söylemiyorum, matematik hesaplarıyla çalışan gemi ve uçak mühendisleriniz söylüyor. Suda en az dirençle karşılaşarak yüzmek için böyle ideal bir yapıyı kendi kendime kazanmam veya geliştirmem mümkün olabilir mi? Her şeyim ısıyı korumaya uygun yapılmış Soğuklarda kuru olursanız çok üşümezsiniz, fakat ıslandığınızda soğuk sizi çok feci şekilde yakar. Bunun için her şeyi bilen Rabbim, ıslanmamam için, vücudumu sıcak tutan alttaki kalın tüylerimin üzerini kiremit bir çatı gibi örten yağlı tüylerle kaplamıştır. Yağlı tüyler suyu geçirmediği için alttaki tüylerim ıslanmaz ve sıcaklığımı muhafaza ederler. Beslenmek için tek silahım güçlü yaratılmış gagamdır. Böylece kaygan balıkları ve bulduğum diğer gıdaları kaçırmadan sıkıca kavrayabilirim. Isı kaybını azaltmak için gagam nisbi olarak küçük yaratılmıştır. Isıyı koruma yönünde diğer bir özelliğim de ayaklarımın küçük oluşudur. Zira bir organın çıplak yüzeyi ne kadar genişse o kadar daha fazla ısı kaybına uğrar. Kışın nefes verirken çıkardığınız sıcak ve karbondioksitçe daha yoğun olan havanın içindeki su buharını görüyorsunuz, ondan camlarınız buğulanıyor. Böylelikle hem buhar olarak su, hem de bir miktar ısı kaybediyorsunuz. Burun boşluklarım ise, ısıyı korumak ve dışarıya sıcak hava vermemek için hususî ve kompleks bir boşluklar labirenti halinde yaratılmıştır. Bu sayede akciğerlerimden çıkan sıcak ve rutubetli hava burun boşluğumda tekrar kullanılarak ısısını kan damarlarıma geri verir ve dışarıya soğumuş olarak gönderilir. Tabiî ki bu işin verimli olabilmesi için burun boşluğumun çeperlerindeki kanın akış yönü ile havanın seyir yönü birbirine ters olmalıdır; termodinamikte "ters akım prensibi" olarak adlandırılan bu sistem yaratılırken hiç haberim yoktu. Ayrıca benim gibi aciz ve zavallı bir kuşun hiç aklının eremeyeceği ısı fiziği ve optik kaidelerine uygun olarak sırt kısmım siyah, karın kısmım ise beyaz renk tüylerden yapılmıştır. Bunun hikmetini yeni yeni öğreniyorsunuz. Tahmin ettiğiniz gibi siyah sırt tüylerim evlerinizin çatısındaki güneş kolektörleri gibi güneş ışınlarını çekici ve ısı üretici bir rol oynarken, karın tüylerimin beyazlığı da beyaz buzlarla uyum içinde kamuflaja yardımcı olur. Muhtemel düşmanın gelebileceği tarafa karnımızı göstererek farkedilmekten kurtuluruz. "Birlikten kuvvet doğar!" Isıyı korumanın en iyi bir yolu da sıkıca bir araya gelmektir. Bu yüzden çok sayıda fertlerden oluşan topluluklar oluştururuz. Bazı topluluklarımızın büyüklüğü milyonlarca kuştan ibaret olabilir. Kar fırtınalarında donmadan yaşayabilmenin bu formülünü bizim keşfettiğimizi beklemezsiniz herhalde? Daire şeklindeki bir topluluk halinde bulunduğumuzda merkeze doğru ısı yükselirken dış çepere doğru azalır. Onun için zayıf ve âcizlerimiz topluluğun ortasına doğru, güçlülerimiz ve soğuğa dayanıklı olanlarımız ise dış tarafa doğru yerleşir ve sırtlarını rüzgâra dönerler. Dış taraftakiler bir müddet sonra içeridekilerle münavebeli olarak yer değiştirirler; onlar ısınmak üzere iç tarafa geçerken, iç kısımda ısınmış olanlar çevre hattına geçerler. Bu fedakârlık ve dayanışmayla sıkıca yerleşmiş topluluğumuzun ısı kaybı % 50 azaltılmış olur. Bu tip enteresan davranışların, bazılarınca "içgüdü" gibi tabirlerle açıklanması o işin çözülmesi demek değildir. Halbuki Rabbimin merhamet ve şefkatiyle irademiz dışında bize verilen –tıpkı arıya vahyedilmesi gibi– bu tip davranışlara sevki ilâhî deseniz, ne kadar güzel olur. Böylece hem hâdiselerdeki hikmetleri daha iyi kavrayabilir, hem de "tabiat" dediğiniz mefhuma ilâhlık atfederek şirke düşmekten kurtulursunuz. Hayatta kalmak için çok çalışmam lâzım Güney Kutbu'nda yaşamamı mümkün kılan fizyolojik ayrıcalıklarıma ilâveten yapmam gereken en önemli faaliyet, gıda temini adına soğuk denizlere dalarak av yakalamaktır. Vücudumun uygun şekli ve kanat biçimindeki güçlü ön üyelerim sayesinde, saatte 30 km'ye varan bir hızda yüzebilirim. 18 dakika su altında kalabilir, 260 metreye kadar dalıp avlanabilirim. Soğukta enerji harcamalarım çok daha yüksek olduğundan, yağlı balıklar, mürekkep balıkları ve karidesler gibi diğer deniz mahsullerinden bol miktarda yemek mecburiyetindeyim. Zaten soğuk denizlerin balıkları yağlı olduğundan, bu benim için büyük bir kolaylık oluyor. Suyun altına dalıp akciğerlerimdeki hava yetinceye kadar av peşinde koştuğumda kanatlarım büyük bir hız sağlar, kuyruğum ise ani manevralar yapabilmeme yardımcı olur. Peşimden beni bir düşmanım kovalıyorsa, karaya veya bir buz adacığının üzerine iki metrelik ani sıçrayışlar yapabilirim. Bazı türlerimiz yılda iki, bazılarımız ise yılda bir yumurta yaparak neslimizi devam ettiririz. Tabiî bu soğukta yumurtayı yuvada sıcak tutmak ve yavruyu korumak ayrı bir mesele. Ama herşeyi bilen ve gören Rabbimiz, bizi bu fıtrî ihtiyaçtan mahrum bırakmamak için bütün tedbirleri birlikte yaratmış. Taşlardan ve kurumuş bitki parçalarından yaptığımız yuvanın içindeki yumurtamızı sıcak tutmak için erkek ve dişi birlikte ihtimam gösteririz. Dişi yumurtayı yaptıktan sonra erkeğe bırakır ve beslenmek üzere açık denize gider. Erkeklerimiz kuluçkaya yatmadan önce çok iyi beslenerek vücutlarına bol yağ depolarlar. Daha sonra yumurtanın üzerinden ayrılmadan sabırla aç karına haftalarca beklerler. Biraz ayrılmış olsalar soğukta kalan yumurtanın gelişmesi aksayacaktır. Erkeklerimiz yumurtayı buzun üzerinde kalmaması için ayaklarının üzerinde taşır ve karın tüyleriyle de üzerini örterek beklerler. Bu sırada beslenemediklerinden önceden vücutlarında biriktirilmiş olan yağı enerji kaynağı olarak kullanırlar. Bir müddet sonra dişi geri döner; yuvayı ve yavruyu eşine teslim eden erkek, beslenip yağ depolamak için açık denize gider. Yavrular sekiz haftalık oluncaya kadar, annelerinin karın altındaki, sıcak bir cep halini alan deri katlanmasının altında, tıpkı battaniye ile örtülmüş gibi korunurlar. Dişilerimiz yavrularını topluluğun merkezî kısmındaki sıcak bölgede tutmaya gayret ederler. Gördüğünüz gibi her şeyimizle tam techizatlı olarak Güney Kutbu'na uygun bir tarzda hazırlanmışız. Bütün bu alınan tedbirleri ve gösterilen ihtimamı tesadüflerle veya deneme–yanılma yoluyla kazandığımızı iddia edebilir misiniz? Biz penguenler olarak hepimiz Güney Kutbu (Antarktika) ve çevresinde, bu kısma yakın olan Güney Amerika'nın güney kısımları ve okyanustaki adalarda yaşamaktayız. Penguen türünün en büyüklerinden olan bendeniz, İmparator penguenim (Aptenodytes forsteri). Boyum 1,20 m'yi bulur. Ailemizin diğer türleri ise daha küçüktürler, herbir türümüzün ufak tefek farklılıkları muhakkak vardır. Bu da Rabbimin kudretinin sonsuzluğunu gösterir. Her türümüzü aynı yaratmamış, küçük farklarla herkese ayrı ayrı mührünü vurmuş. Meselâ, tepeli penguen türümüzün (Eudyptes crysocome) başlarının iki yanında ipeksi ve koyu renkli sorguçlar vardır. Kral penguen (Aptenodytes patagonica) benden az daha küçüktür. Adelie pengueni (Pygoscelis adeliae) isimli bir türümüz, yuva kurduğu bölgeye gidebilmek için 300 km yol aşar. Fırtınalar ve kırılan kutup buzulları sebebiyle yollarından sapmak mecburiyetinde kalmalarına rağmen, güçlü yön bulma sevki ilahîleri sayesinde, eskiden yuva kurdukları mekânı, metrelerce kar altında olsa bile bulurlar. Anlatacaklarım daha çoktur. Rabbimin sonsuz ilminin ve kudretinin sayısız işaretlerinden bir kısmından hulâsa olarak bahsettim. Bir penguen olarak benden daha fazlasını beklemeyin! Gerisini anlayışınıza, kalbinize ve vicdanınıza havale ediyorum. Soğuktan donmamak için hemen denize dalıp balık yakalamam gerekiyor; eşim bir aydır karnı aç olarak yumurtamızı bekliyor, gidip nöbeti devralacağım. Haydi selâmetle kalınız. |
|


