Kişinin bazı kabiliyetlerini kaybetmesi ve buna bağlı olarak başkalarının yardımına muhtaç duruma düşmesi, fert ve aile için önemli bir hâdisedir. Yüce Yaratıcı’nın bahşettiği bazı vasıfların genetik, nörolojik veya biyolojik sebeplerle hasara uğraması neticesinde zihnî veya fizikî bazı arızalar oluşabilir. Zihin veya fizik engelli bir çocuğa sahip olmak, bir aile için en zor imtihanlardan biridir. Sebep ne olursa olsun, bu durumun gerisinde takdir-i İlâhî olduğu muhakkaktır. Zihin ve/veya fizik engelli bir ferdin hayata tutunabilmesini sağlayacak en önemli müessese ailedir. Aileye; durumun erken tespit edilip gerekli tedaviye başlanmasında, engellinin hayata kazandırılmasında ve gelecekteki muhtemel zorlukların aşılmasında büyük vazifeler düşmektedir. Bu sabır gerektiren fakat mânevî açıdan mükâfatlı serüvende, tedavinin ve özel eğitimin hususiyetlerinin yanında aile ve toplumun yaklaşım tarzı da büyük önem arz etmektedir.
Ailelerin zihin ve/veya fizik engelli çocuklarının durumunu Allah’ın (cc) bir takdiri kabul etmeleri ve tevekkülle karşılamaları gerekir. Durumu kabullenemeyen ailelerde büyük problemler yaşandığı gibi, bu durum onların engelli çocuklarının hayatına da menfî tesirler yapar. İsyan sürecinde yaşanan yoğun öfke ve huzursuzluk, ailenin çocuğu reddetmesine veya tedavinin kötü yönde seyretmesine yol açabilir. Bundan da öte, durumun adaletsizlik olarak algılanması, asla haksızlık etmeyen Yüce Yaratıcı’ya bir isyandır.
Zihin ve/veya fizik engelli bir çocuğun aileye dâhil olması, bütün aile fertlerinin -özellikle ebeveynin- duygu, düşünce ve davranışlarına tesir eder. Bu tesir menfî yönde olursa anne-baba sağlıklı kararlar veremez. Meselâ, anne-baba, çocuklarının bu durumunu kabullenemez veya gizlerse tedavi için gerekenler vaktinde yapılamaz. Fakat durumu kader açısından değerlendirip kabullenen aileler, bunu örtbas etme yerine çare arar.
Özrün erken teşhisi ve erken teşhiste ailenin rolü
Erken teşhis, anne-babanın, özellikle ilk aylarda çocuğun gelişmesini ve hareketlerini dikkatli bir şekilde takip etmesiyle yapılabilir. Meselâ, doğum sonrasında bebeğin el ve ayaklarındaki kasılmalar, tekrarlayan irkilme nöbetleri, çocuğun beyninde bir problem olduğuna işaret edebilir. Doğumdan önce ve sonra veya doğum sırasında beyinde meydana gelen bir harabiyet sebebiyle veya çeşitli faktörlere bağlı olarak kaslarda zaafiyet, güçsüzlük, istek dışı kasılma veya normalden farklı hareketler olabilir.
Gelişme geriliğinin erken fark edilmesi çocuğun tedavisinde çok önemlidir. Erken müdahale ile;
• Özre engel olmak, var olan özrü ortadan kaldırmak veya bir ölçüde azaltmak,
• Engelliye toplum içerisinde meyil ve kabiliyetlerine uygun bir yer sağlamak mümkün olabilmektedir.
Özürlü çocuğun topluma kazandırılmasında zaman önemli bir faktördür. “Ağaç yaşken eğilir.” düsturu gereği çocuğun eğitimine ne kadar erken başlanırsa, çocukluk döneminin yüksek uyum kapasitesinden o kadar çok faydalanılır. İnsanın gelişmesi ilk yıllarda hızlı olduğundan, erken müdahalenin başarı nispeti de daha yüksektir. Gelişme geriliği riski olan çocuklar için de erken teşhis büyük önem arz etmektedir. Bu tür çocuklar için erken destek imkânları kullanıldığında riskler azalmakta, gerek engelliliğin sayısında, gerekse özrün ağırlık derecesinde düşüş sağlanmaktadır.
Anne-babaların çocuklarının sosyal gelişmesini (göz teması kurma, paylaşıma girme, sosyal hâdiseleri takip etme, akranlarına ilgi gösterme vb.); lisan gelişmesini (agulama, ses ve heceler çıkarma, bazı kelimeleri telâffuz etme), motor gelişmesini (elleri ile kavraması, oyuncakları tutabilmesi, emekleme, yürüme, sıçrama ve koşma maharetleri gibi) ve genel zihin gelişmesini (anlama, kavrama, öğrenme kabiliyetleri) hassas bir şekilde takip ederek, herhangi bir şüpheye kapıldıklarında bir uzmana başvurmaları gerekmektedir.

Engelli çocuğun eğitiminde ailenin yeri doldurulamaz
Anne-babalar, çocuklarının her türlü eğitim ve öğretiminde başroldedir. Özel eğitime muhtaç çocukların eğitimi oldukça zordur; bilgiyle beraber büyük bir fedakârlık ve sabır istemektedir. Ailesi, engelli bir çocuğun şefkat ve fedakârlığı azamî ve sürekli bulabileceği ideal bir ortamdır. Anne-babalar kalblerine yerleştirilen şefkat duygusunu bilgiyle destekledikleri takdirde, çocuklarını çok daha iyi bir şekilde eğitebilecek ve çocuklarına has problemleri çözme konusunda daha başarılı olacaklardır. Çocuğun gelişmesi anne-babanın bu sürece müdâhil olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Anne-babanın eğitim sürecine katılmasıyla, çocuğun uzun dönemde başarısı artabilecek; dikkati, okula yönelik tutumları, olumlu yönde gelişecektir. Özellikle anne-babaların, çocuklarının okulda öğrendiklerini evde uygulamalarına ve geliştirmelerine yardımcı olmaları, onların sosyal kabiliyetlerinin okuldan eve taşınmasını ve okuldaki gâyelere ulaşılmasını kolaylaştırır. Bu tür faaliyetler, çocukların güven, meslekî uyum ve bağımsızlık açısından da iyi duruma gelmelerine yardımcı olur. Bunun yanında çocuğun oyun oynamasına, arkadaşlık kurmasına yardımcı olunmalı, yapabileceği işleri yapması sabırla beklenmeli ve çevreyle irtibat kurması sağlanmalıdır. Engelli çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeyler, sevgi ve alâkadır. Sevgi ve alâkayı acıma hissiyle göstermek ve aşırı korumacı davranmak çocuğun öğrenmesini geciktirir. Engelli çocuklarla ilgilenmek yalnızca onların yeme, içme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Onların sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, duygularının tatmin edilmesi de gerekmektedir. Bütün bunlar, engellinin geleceği açısından oldukça önemlidir.
Fizikî gelişmenin, zihnî gelişmeye yaptığı müspet tesirler ilmî bir hakikattir. Zihin ve/veya fizik engelli çocukların sportif aktivitelere katılmaları sağlanmalıdır. Engelli çocukların zihnî gelişmesinde, ferdî sporların yanı sıra takım sporlarının önemi de göz ardı edilmemelidir.

Engelli çocukların eğitimine çevre nasıl katkıda bulunabilir?
Zihin ve/veya fizik engelli çocukların bakım ve eğitiminden birinci derecede mesul olan ailelerin bu süreçte moral desteğe ve bilgiye ihtiyaç duyacağı unutulmamalıdır. Maddî-mânevî her türlü destek onların çocuklarının farklılıklarını tevekkülle kabullenmelerine yardımcı olacaktır.
Engelli çocuk sahibi anne-babalar, çoğu zaman çocuklarının kendilerinden sonraki durumları hakkında endişe duyar. Çocuklarının diğer çocuklar gibi gelişip gelişmeyeceği, öğrenip öğrenemeyeceği, normal bir okula uyum sağlayıp sağlayamayacağı, bağımsız bir fert olarak yaşayıp yaşayamayacağı vb. konular, onların merak ettikleri hususlardır. Bu düşüncelere sahip ailelere daha hassas davranılmalı, onları incitecek tavır ve davranışlardan kaçınılmalı ve bu aileler dâima desteklenmelidir. Özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklarda, toplumun beklentilerini karşılayamama korkusu vardır. Çünkü çoğu zaman bu çocuklara şüphe ve korku ile yaklaşılmakta, çok az sempati gösterilmekte, hattâ bazen nefretle bakılmaktadır.
Engelli çocuklarda zaman zaman görülen hırçınlıkların sebebini çoğu insan bilmez. Farklı olduklarını hissettiren gayriihtiyari bir bakış veya yüz ifadesi dahi onların huzursuz olmalarına yeter. Zîrâ engelliler, kendilerine farklı bakılmasından hoşlanmadıklarından, onlarla arkadaşlık kurmanın ilk şartı, onları oldukları gibi kabullenmek ve samimiyettir. Engelli kişiler -genelde hisleri çok güçlü olduğundan- kendilerine karşı beslenen duyguları çok çabuk fark ederler ve muhataba bu doğrultuda yaklaşırlar.
Ailelerin, eğiticilerin ve diğer grupların engellilerin eğitiminde çevrenin önemini göz ardı etmemesi ve çevrenin desteğini kazanmak için değişik faaliyetler düzenlemesi gerekmektedir. Bu faaliyetler sponsorlara ihtiyaç duyan eğitim kurumlarına maddî destek getirecek, ailelerin ve eğiticilerin maddî-mânevî yükünü hafifletecektir. Bu çerçevede şu faaliyetler yapılabilir:
• Bilgilendirme kampanyaları düzenlenebilir. Bu-nun için meslek gruplarına ve şirketlere broşürler veya süreli yayınlar gönderilebilir.
• Gazetelerde makaleler yayımlatılabilir, ilgili eğitim kurumları tanıtılabilir ve bu çocukların başarılarından ve karşı karşıya oldukları zorluklardan bahsedilebilir.
• Toplumun belli günlerde okulun programlarına katılımı sağlanabilir ve öğrenciler mümkün olduğu ölçüde içtimaî projelerde vazifelendirilebilir.
• Okul, toplumun düzenlediği bazı programlara ev sahipliği yapabilir; tesislerini topluma açabilir.
• Toplumdaki uzman kişiler resim ve müzik gibi konularda engelli çocuklara eğitim verebilir.
• Sponsor bulmaya yönelik özel tanıtımlar yapılabilir.
• Devlet de sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, bu ailelere çocuklarını daha iyi eğitebilmeleri için maddî-mânevî destek vermelidir.
Hz. Peygamber’in (sas), işini göremeyen, bakıma ve yardıma muhtaç bir kişinin bütün sorumluluğunu üstlenmesi, devletin özürlülere karşı nasıl bir sosyal güvence sağlamakla yükümlü olduğu hususunda önemli mesajlar vermektedir. Zayıfların, düşkünlerin, fakir ve yoksulların gerçek dostu ve hâmisi olan Allah Rasûlü (sas), engellilere yapılacak her türlü yardımın bir sadaka olduğunu ifade etmiştir (Beyhakî, Sünen, X. 199-200).
Zihin ve/veya fizik engelli çocukların eğitiminde çevrenin büyük önem arz etmesine karşılık, toplum olarak bu konuda üzerimize düşeni tam yaptığımız söylenemez. Bir engelli gördüğümüzde hissettiklerimiz çoğu zaman maalesef bir acıma hissinin ötesine geçememektedir. Çevremizde, kendisinin veya çocuğunun engellilik durumunu kullanarak dilenen çok sayıda insan olmasının en önemli sebebi de, bu acıma duygusunun istismarıdır. Bu yüzden eğer hem kendimize, hem bu çocuklara bir iyilik yapmak istiyorsak, onlara acımak yerine, onları anlamaya çalışmalı ve Rabb’imizin bir emaneti olarak bağrımıza basmalıyız.
Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş olan Allah Rasûlü (sas), hiçbir engelliden “kör, sağır ve dilsiz vb.” ifadelerle söz etmemiştir. Gerek annesini dile dolayarak bir köleye ilişen Ebû Zerr’i, “Sende hâlâ câhiliye (tavrı) var!” diyerek azarlaması (Buhârî, İman 22, I. 13) ve gerekse Hz. Aişe’nin, Hz. Safiyye’nin kısalığını kastederek “Sana şöyle şöyle olan Safiyye yeter” demesi üzerine, “Öyle bir söz söyledin ki, eğer o, denize karışmış olsaydı, onu karıştırırdı” (Tirmizî, 36. Kıyâme 51, no: 2502. IV. 660) diyerek onu uyarması göstermektedir ki, Allah Rasûlü (sas) bırakın herhangi bir engellinin engeliyle tahkir edilmesini, engelsiz kimselerin dahi boyu veya rengi sebebiyle ayıplanmasına sessiz kalmamış, aksine bu tür tavırlara sert bir şekilde karşı çıkmıştır.
Kısacası engelli bir ferdin aile ve toplum tarafından kucaklanması, şefkat ve ilgi ile desteklenmesi gerekmektedir. Cemiyetteki her ferdin bu durumdaki kişiler için yapabileceği bir şeyler olduğu unutulmamalıdır. Geçmişi kader inancıyla kabullenip geleceği iradesiyle karşılayan, dolayısıyla elinden gelen bütün fedakârlıkları yapan anne, baba ve aile üyelerine mutlaka psikolojik ve sosyal destek sağlanmalıdır. Onlara yeri geldiğinde verilecek desteğin toplum olarak engelli ferdin iyileşmesinde çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

Kaynaklar
- M.A.J. Oliver and E.E. Williams, Teaching the Mentally Handicapped Child: Challenges Teachers are Facing, International Journal of Special Education, Vol: 20, 2005.
- Special Education Main Page, http://www.tea.state.tx.us/special.ed/
- N. Galyam and L. Le Grange, Teaching Thinking Skills in Science to Learners with Special Needs, International Journal of Special Education, Vol: 18, 2003.
- K. Gökcan, Özürlü çocuğa sahip ailelerin psiko-sosyal durumu ve özürlü çocukların becerilerinin geliştirilmesi, http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ozurluaileleri.htm
- http://jset.unlv.edu/shared/volmenu19.html
- U. Bergin, Engellilerin ve Ailelerinin Eğitimi ve Rehabilitasyonu, Diyanet İşleri Başkanlığı Engelliler Sempozyumu Bildirisi, 20-21 Aralık 2003, Ankara.
- B. ERUL, Engellilerle İlgili Hadîslerin Analizi, Diyanet İşleri Başkanlığı Engelliler Sempozyumu Bildirisi, 20-21 Aralık 2003, Ankara.


comments powered by Disqus