Bir Varmış Bir Yokmuş

Hemen hepimiz “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde.

Develer tellal iken, pireler berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken... Ben

babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken... Babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten... Babam kaptı şişeyi, annem kaptı maşayı, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi vb. tekerlemelerle başlayan masalları dinlemişizdir.

Kamus-ı Osmani’ye göre “masal” kelimesi, “mesel” in değiştirilmiş şeklidir. “Mesel” halk dilinde meşhur adap ve öğütleri anlatan söz demektir. Ancak ne yazık ki, günümüzde ‘masal” kelimesi bu anlamının yanı sıra anlam kaymasına uğramış; “Bırak bu masalı, bana masal anlatma, masal okuma’ vb. cümlelerde görüldüğü gibi “boş söz” anlamında da kullanılmaktadır. Aslında masallar boş söz değildir; çocuk eğitiminde kullanılabilecek, öğüt veren, adap erkan öğreten birer kültür hazinesidir.

Masallar üç bölümden oluşur: Tekerlemeler, masalın kendisi, masalın sonu.

Masala genellikle bir tekerlemeyle başlanır. Tekerlemeler anlamca birbirleriyle ilgisiz; secilerle, ses tekrarlarıyla yüklü kelimelerin sıralanmasıyla oluşur ve dinleyenin ilgisini çekmek, dikkatini toplamak amacıyla söylenir. Daha sonra anlatılmak istenen konu, olay ve kahraman anlatılır. En sonunda “Ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur; onlara kömür bizlere ömür; onlar ermiş muradına biz çıkalım dam ardına; gökten üç elma düştü” vb. tekerlemelerle masala son verilir.

Masallar anonim halk edebiyatı ürünüdür. Söyleyeni belli değildir. Nesilden nesile aktarıla aktarıla günümüze kadar ulaşmıştır.Her anlatıcı masala kendisinden bazı bölümler ekler. Bu nedenle masallar toplumun ortak malıdır.

Masallardaki olayların geçtiği yerler ve zaman da belli değildir.

Masallardaki kahramanlar, insan, hayvan veya olağanüstü özellikler taşıyan varlıklar yani devler, periler, cinler vb. olabilir. Masallardaki olay ve kahramanlar cihanşümul olabileceği gibi milli nitelikler de taşıyabilir. Sözgelimi Batı masalları cadılarla kaynarken bizim masallarımızda bunlar peri kızı şeklinde tezahür eder.

Masallarda olmaz diye bir şey yoktur. Kahramanın gücü sınırsızdır. Parmak çocuk dev adamı yenebilir, azlar çoklara galip gelir.

Günümüzde maalesef masallar da “masal” olmuştur. “Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” yerine “Bir varmış bir yokmuş... Bir zamanlar masallar varmış, çocuklar bu masallarla eğitilir, eğlendirilirmiş...” denecek hale gelinmiştir.

Evet, kitle iletişim araçlarının özellikle de televizyonun bulunmadığı veya yaygın olmadığı zamanlarda masallar, yaygın olarak istifade edilen birer kaynaktı. Küçük çocuklar masal anlatan kişileri, genellikle masalcı ninelerin etrafını sarar, onlardan kendilerine masal anlatmasını isterlerdi. Masalcı ninenin torunu gıptayla, biraz da kıskançlıkla izlenir, masal anlatmayı bilen bir ninenin torunu olduğu için şanslı addedilirdi. Bu masallardaki Keloğlanların, padişahların, çok samimi arkadaşların, birbirine destek çıkan kardeşlerin, devlerin, perilerin maceraları zevkle dinlenir, masalın sonunda gökten düşecek üç elma da merakla beklenirdi.

Ne yazık ki, televizyonun da yaygınlaşmasıyla masallar eski cazibesini kaybetmiş ve yerini çizgi filmlere bırakmıştır. Ancak yayınlanan çizgi filmlerin çoğunun milli, manevi, ahlaki değerlerimizi yansıtmadığı bir gerçektir. Halbuki masal, içinden çıktığı toplumun milli, manevi, ahlaki değerlerinden izler taşır. Dolayısıyla çocuk eğitiminde müsbet rol oynar. Masalların unutulmaya yüz tutmasıyla çok değerli bir kültür hazinesi de yok olmaya başlamıştır.

Masalların göz ardı edilmemesi gereken en önemli özelliği eğitici olmasıdır. Kişi, ailesi ve eğitim kurumları tarafından eğitilir. Özellikle okul öncesi çağda, henüz okuma yazma bilmeyen, yasa ve yönetmelik tanımayan küçük yaştaki kişinin eğitiminde masal önemli bir yer tutar. Büyüklerinden dinlediği masallardan çocuk, herkese iyilik yapması gerektiğini, böyle davranırsa sevileceğini, kötülük yaparsa cezalandırılacağını öğrenir. Ayrıca mütevazı olması, amacına ulaşabilmesi için çok çalışması, azimli olması, başarısızlıklar ve engeller karşısında yılmaması gerektiğini vb. öğrenebilir. Çocuklara masallarda verilebilecek dersler bunlarla da sınırlı değildir. Bu dersler yukarıdaki gibi cihanşümul nitelik taşıyabileceği gibi milli nitelikler de taşıyabilir.

Çocukların olumlu yönde gelişmelerini sağlamada kullanılmasının yanısıra periler, cinler vb. kahramanlarla dolu, çocuğa izah edilemeyecek varlıklar ve olayların bulunduğu masallar çocuğun korkak, içine kapanık, cesaretsiz biri olmasına da sebep olabilir. Bu sebeple masal bu açıdan ele alınmalı, faydalı olacağına inanılan masallar anlatılmalı veya okunmalıdır.

Şimdi masallarla çocuklara verilebilecek derslerden birkaçını örneklerle gösterelim:

“Kısmetimi Arıyorum” * masalında Acar ile Alev olağanüstü özellikleri olan, masal kahramanı iki arkadaştır. Acar bir gün padişahın düşmanlarıyla savaşmaktadır. Haklı olmakla beraber ancak gücünün yetersiz olduğunu öğrenir. Savaş meydanına gider. Savaşan taraflara selam verir. Padişahın askerleri selamı alır. Acar’a iyi davranırlar. Ancak karşı taraf geleni hor görür, Acar’ ın selamını almaz, teslim olmasını ister. Acar olağanüstü güçlerini kullanarak düşmanı mağlup eder.

Sarayına dönen iyi yürekli padişah bu kahramanı tanımak istemiş. Acar’la arkadaşı Alev’i çağırtmış:

“Düşmanı tek başına perişan eden kahraman hanginiz?” diye sormuş.

Acar, hiç ses çıkarmadan önüne bakmış. Onun övünmekten hoşlanmadığını anlayan arkadaşı Alev, söze karışarak:

- Bu işi arkadaşım Acar yaptı padişahım, demiş.

Padişah, yaptığı büyük işle böbürlenmeyi ayıp sayan bu mahcup, fakat kahraman delikanlının yanına yaklaşarak onu alnından öpmüş. Sonra da:

- Yaptığın fedakarlık çok büyük, seni nasıl mükafatlandıracağımı bilemiyorum, demiş.

Acar, padişahın sözünü keserek:

- Ben fazla bir şey yapmış sayılmam padişahım, sadece görevimi yaptım, o kadar... Bunun için mükafat almaya hakkım yok, demiş.

Padişah Acar’ı kızıyla evlendirmek isteyince o, arkadaşı Alev’i tavsiye etmiş. Ayrıca Alev’e “Dürüst ol, iyi çalış, kendini padişaha sevdir, halka saydır” demiş ve oradan uzaklaşmış.

Acar’ın davranışıyla çocuk, güçsüz, haklının ve iyilerin desteklenmesi gerektiğini öğrenecektir. Kötülük yapan düşman komutanın sonunun iyi olmadığı da çocuğun dikkatini çekecektir.

Padişah. başarıyı ödüllendirmek ister. Böylece iyiliğin, başarının ödüllendirilmesi, takdir edilmesi gerektiği fikrini verir. Ancak ne var ki, hizmet ödül için, takdir için yapılmaz. Bu işin padişaha bakan yönüdür. Acar ayrıca iş ortada kalınca “Ben varım” demiş, ancak ücret dağıtılırken ortaya çıkmayı istememiştir. Kadirşinas arkadaşı hakkı teslim edip kahramanı belirtmiştir. Acar’ın ayrılırken arkadaşına söylediği “Dürüst ol, iyi çalış, kendini padişaha sevdir, halka saydır” sözleri de mana yüklüdür. Bu sözler de kişinin nasıl olması; amire, memura nasıl davranılması gerektiği hususunda mesaj vermektedir.

Biraz da Keloğlan’ın Ali Cengiz Oyunu* masalından bahsedelim.

Keloğlan, komşularının sürülerine çobanlık yaparak hayatını kazanır, günlerini dağlarda, bayırlarda sürü peşinde dolaşarak geçirirmiş. Anasından başka kimsesi yokmuş. Bir gün anasına padişahın kızıyla evlenmek istediğini söylemiş.

Keloğlan kel, kimsesiz, fakir biridir. Ancak padişahın kızıyla evlenmek istediğini söyleyebilecek, bunun için girişimde bulunacak medeni cesarete sahiptir. Kompleksi yoktur. Kişinin düşüncelerini açıklıkla, komplekse kapılmadan söylemesi gerektiği mesajı çocukta müsbet bir tesir bırakacaktır.

Padişah, Keloğlan’ın ‘Ali Cengiz Oyunu’nu öğrendiği takdirde kızını ona vereceğini söylemiştir. Ne var ki, Ali Cengiz, oyunlarını öğrenmek isteyenlere 40 günde öğretmekte, ancak 40. günü akşamı öğrenip öğrenmediğini sorduğunda “Öğrendim” diyenleri öldürmektedir. Her şeye rağmen keloğlan padişahın istediğini kabul eder.

Böylece bu masalı okuyan veya dinleyen çocuğa zahmet çekmeden rahmete kavuşamayacağı, zorlukları göze almadan başarıya ulaşamayacağı fikri verilir.

Keloğlan en sonunda çeşitli zorlukları, engelleri aşarak Ali Cengiz Oyunu’nu öğrenir. Padişah’ın karşısına çıkar “Padişah, karşısındakinin Keloğlan olduğunu anlayınca, biraz düşünür. Anasına hakikaten söz verdiğini hatırlar. Sözden dönmek olmaz, hem verdiği sözü tutmamak büyüklüğe de yakışmazmış.” Bu arada zannederim sizler de padişahın Keloğlan’a verdiği sözü hatırlamışsınızdır. Masalın sonunda en çok dikkat çeken nokta, verilen sözden dönülmemesi gerektiği, sözünde durmanın bir büyüklük olduğu mesajıdır.

Örneklerde de görüldüğü gibi masallar çocuğun eğitilmesinde kullanılacak bir hazine olmasının yanı sıra, hayal dünyasının genişlemesini sağlayacaktır. Masallar nesilden nesile aktarılarak devam eden ve kültürün sürekliliğini sağlayan önemli kaynaklardır.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.


comments powered by Disqus