Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !


Sesli Dinle


Merhaba hayvan dostları;

Bugün, sizlerle alışık olmadığınız bir grubun temsilcisi olarak görüşmek istiyorum. Sürüngenler sınıfından olduğumuz için, bizlere soğuk baktığınızı biliyorum. Bizden tiksinti duyup çekinmenizin gereksiz olduğunu anlatmak ve hakkımızdaki asılsız söylentilerden kaynaklanan yanlış inanışları değiştirmek istiyorum. Burada uzun süredir kendilerini anlatan memeliler, kuşlar ve böceklerden yaratılış bakımından hiçbir farkımızın olmadığını ayrıca belirtmem gerekiyor. Rabb'imizin isimleri, her hayvanda farklı güzellik, nakış, sanat ve ölçülerle tecellilerini gösterir. Biz sürüngenler âleminde de birçok hikmetli hâdisenin ve güzelliğin sergilendiğini görmelisiniz.

Herhalde yılanlarla aynı sınıftan olmamız, aleyhimize oluyor. Kaplumbağa, timsah ve kertenkelelerden çok farklı olduğumuz halde, başta derilerimizin keratin pullu ve kuru oluşu sebebiyle onlarla aynı sınıfa dahil edilmişiz. Ayrıca bazı anatomik ve fizyolojik özellikler bakımından benzer yönlerimiz var. Neticede hepimiz aynı Sanatkâr'ın aynı malzemelerden yarattığı hayvanlarız. Sürüngenler içinde farklı bazı hususiyetlerimizden dolayı biz bukalemunları, kertenkeleler grubunda, fakat farklı bir alt takım içinde incelemektesiniz. Bu özelliklerimi aşağıda kısaca zikredince, organlarımın ne kadar hikmetli yaratıldığını, anatomik ve fizyolojik hususiyetlerimin ideal ölçü ve keyfiyette verildiğini göreceksiniz.

Önce şöyle bir tespitte bulunayım: Sathî bir nazarla baktığınızda her hayvanda size ters gelen veya eksiklik gibi görünen, daha doğrusu hikmetini anlayamadığınız bazı hususiyetler görebilir ve sizde bunun böyle olmaması gerektiği, o hayvanda bunun bir eksiklik meydana getirdiği, yahut bu hayvana bir adaletsizlik yapıldığı gibi bir kanaat belirebilir. Halbuki bu, yanlış ve acele verilmiş bir hükümdür. Rabb'imizin hiçbir abes ve değersiz eseri olmadığını aklınızdan çıkarmamalısınız. Bir hayvanın sadece vücudunun bir parçasına bakarak karar vermek, çok yanlış olur. Her yaratılmışı, eko-sistemin bir parçası olarak ve kendi bütünlüğü içinde düşünmelisiniz. Böyle yaparsanız, varlıklarda sergilenen güzellikleri görür ve bunları hayret ufuklarında zevkle temâşa edersiniz.

Hareketlerimizin yavaş olduğunu görenler, ilk anda ekseriyetle şaşırıyor. Çünkü benimle aynı takımdan olan kertenkelelerin ne kadar hızlı ve çevik olduklarını bildiklerinden,
Parmaklarımın üçü bir arada, diğer ikisi bir arada birleşik yaratıldığından, elime bir pense gibi dalları kavrama kabiliyeti verilmiştir.
hareketlerimin yavaşlığını görünce, düşmanlarımdan nasıl kaçabileceğimi veya karnımı nasıl doyuracağımı düşünüyorlar. Mutlak Âdil olan Rabb'imiz, hiçbir mahlûkuna zulmetmediği ve sonsuz ilmiyle her canlının ihtiyaçlarını teferruatına kadar bildiği için, size bir eksiklik veya dezavantaj gibi görünen herhangi bir özelliği başka bir avantajla onun lehine çevirir. Böylece avantaj veya dezavantajın tamamen izafî olduğunu, canlının bütünlüğü içinde her şeyin yerli yerine oturduğunu görebilirsiniz. Bu yüzden yavaş olmamı eksiklik gibi görmeyin. Çok önemli üç hususiyetimi öğrendiğinizde, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Birincisi; bana mükemmel bir renk değiştirme kabiliyeti bahşedilmiştir. Gerektiğinde hızlı bir şekilde bulunduğum vasatın renklerine uygun bir kıyafete bürünürüm.
Kuyruğumuz beşinci bir ayak gibi iş görecek biçimde yaratılmıştır. Bu sayede dallar arasında, en olmayacak yerlere bile tutunabiliriz.
Bu mevzuda herhangi bir ihtisas görmedim, kamuflaj ve renklerle alâkalı bir ders de almadım. Her hayvana hayatını sürdürebilmesi için verilen bir Sevk-i İlâhî ile, bu hayretengiz renk değiştirebilme işini yapabiliyorum. Ruhumda oluşan sevinç, mutluluk, korku, sıkıntı ve hiddet gibi hisler kendilerini vücudumdaki renk değişikliği ile gösterir. Bana verilmiş olan renk değiştirebilme ve bulunduğum ortamda gizlenebilme kabiliyeti aslında bir çeşit silâhtır. Silâh dendiğinde aklınıza delici, kesici, patlayıcı, yırtıcı âletler gelir; ama görünmezliğin de çok önemli bir silâh olduğunu unutuyorsunuz. Bu sayede ne kadar böceği tuzağa düşürerek karnımı doyurduğumu sadece Rezzâk-ı Kerîm bilir.

Bu kadar süratli ve mükemmel renk değiştirebilme kabiliyetimi bazı fizyolog ve biyo-kimyacılarınız inceliyor ve hayretlerini gizleyemiyor. Nispeten şeffaf olan üst derimin hemen altına yerleştirilmiş kromatophor ismini verdiğiniz uzun kollu ve hareketli hücreler, bu iş için yaratılmıştır. Kırmızı ve sarı renkte pigment maddeleri taşıyan hücrelerin altında, beyaz renkte guanin kristalleri taşıyan iridophor isimli hücreler, prizma gibi iş görür. Bunun da altında, melanophor adı verilen koyu kahverengi pigment taşıyan renk hücreleri bulunur. Aslında mavi ve yeşil renk pigmenti taşımadığım halde, yeri geldiğinde yeşil ve mavi renkleri de üzerimde görebilirsiniz. Iridophor hücrelerindeki kristaller, güneşin diğer dalga boylarını emer ve mavi ışığı yansıtır. Iridophor hücresinin üzerine sarı renk taşıyan hücre geldiğinde, sarı ile mavi, yeşili ortaya çıkarır. Kahverengi pigment taşıyan hücrenin, beyaz kristalleri taşıyan iridophoru çevirmesi veya derine inmesi, kırmızı ile sarının değişik şekillerde birbirini örtmesi gibi birçok alternatif yerleşime göre, değişik renk tonlarını gösterebilirim.

Genel inanışın aksine, beni renk değiştirmeye zorlayan sebep, bulunduğum ortama uyum sağlamak değildir. Asıl sebep, içinde bulunduğum fizyolojik ve fizikî şartlardır. Bunların başında da, ruh hâlime tesir eden ışık ve sıcaklık gelmektedir. Işık şiddetine ve sıcaklık derecelerine göre ruh dünyam değiştikçe, sinir sistemim ve salınan bazı hormonlarım (intermedin ve melatonin) kompleks bir süreç sonunda, kromatophorlarımın içindeki renk taneciklerinin dağılmasına veya toplanmasına, hücrelerin hareketlenerek üst tarafa veya derine yönlenmesine sebep olur. Böylece farkında olmadan bulunduğum ortamın rengine bürünürüm. Ne renk bilgim, ne renk hücrelerime kumanda edebilme iradem vardır; biyo-kimya ve fizik de okumadım. Bazen, renklerim bulunduğum ortama uyacak şekilde ayarlanır.

İkinci mühim hususiyetim ise, rızkımı temin için güçlü bir silâh olarak kullandığım dilimdir. Hiçbir canlıda olmayan kabiliyetlerle donatılan dilim, vücudumun iki mislidir ve normal uzunluğunun % 600'ünden daha fazla uzama kabiliyetine sahiptir. Süper kasılma diyebileceğimiz özelliği sayesinde, bir balistik füze gibi ağzımdan dışarı fırlattığım dilimin biraz daha kalın olan uç kısmı ile dallar arasındaki böceğe bir balyoz gibi çarparım. Bu sert darbeyle sersemleyen böceği, dilimin üzerindeki yapışkan salgı sayesinde ağzıma alırım. Akordeon gibi içime çekilerek küçülen dilim, işi bittikten sonra tekrar ağzımda dinlenmeye alınır.

Dilimin, dışarı çok süratli fırlatılabilmesi için, dibindeki dil kemiklerinin ve bu kemiklere bağlanan kasların bir tabancanın tetiği gibi hususî bir mekanizma şeklinde yaratılması gerekir. Dilimin yapıldığı kas dokusu, histolojik bakımdan diğer omurgalıların kaslarından oldukça farklı özellikte yaratılmıştır. Sarcomer adı verilen kas ünitelerimin kısalığı, filamentlerimin özel dizilişi gibi birçok histolojik farklılıktan kaynaklanan çok hızlı kasılma neticesinde fırlatılan dilimi, yakaladığı avla birlikte 0,1 saniyede çekebilirim. Dilimin bağlandığı hyoid kemiğimin hassas ölçülerle yapılmış şekli sayesinde, dil köküme ve boğazıma ait birçok kas, bir araya gelip anlaşmışlar gibi bir mancınık sistemi teşkil etmişlerdir. Gizlendiğim yerin yakınlarına gelmiş bir böceğin hareketlerini dikkatle takip ederim. Fırsatı yakaladığımda tabanca ile nişan alıyormuş gibi 'gez-göz-arpacık' diyerek fırlattığım dilim, Allah'ın izniyle hedefini bulur. Bu kadar hassas ölçülerle hazırlanmış bir mekanizmanın kendi kendine, tesadüfen kurulamayacağını herhalde idrak edersiniz.

Buna rağmen hâlâ birçok insan, renk değiştirmedeki ve dilimin özel yapılışındaki hikmetleri anlamak istemiyor.
Müthiş tesirli bir silâh olan dilimi hedefe fırlattım. 0,1 saniye sonra böcek, Allah’ın izniyle ağzımdadır.
Üçüncü özelliğimi öğrenince daha da şaşıracaksınız. Sizlerin ve benim dışımdaki hayvanların iki gözü, bir nesneye aynı anda baktırılır ve böylece beyinlerinde o nesneye ait üç boyutlu bir görüntü teşekkül ettirilir. Benim gözlerim ise, bir nesneye aynı anda bakmak mecburiyetinde değildir. Dolayısıyla bir gözümle önüme bakarken, diğer gözümle arkaya; birisiyle sağa bakarken, diğeriyle sola bakabilirim. Uçlarında dar bir açıklık olan teleskop gibi gözlerimi her yöne döndürebildiğimden, bulunduğum yerden her tarafı rasat edebilirim.

Sözlerime başlarken çok ağır hareket ettiğimi söylemiştim. Şimdi bu durumun benim için bir dezavantaj veya eksiklik olup olmadığı hususuna tekrar bakalım. Ne dersiniz, mağdur durumda mıyım? Müthiş bir renk değiştirme kabiliyeti, balistik füze gibi ciddi işler yaptırılan kuvvetli ve süratli bir dili ve her tarafa dönebilen gözleri olan bir hayvana, yavaş olduğu için haksızlık yapılmıştır denilebilir mi? Eğer birazcık insafla bakarsanız, Rabb'imin nimetlerini asla yalanlayamazsınız!

Durun, daha bitmedi! Diğer âzâlarımdan henüz söz etmedim. El ve ayaklarıma farklı bir biçim verilmiş ve dolayısıyla ağaçlarda gezerken dallara kolayca tutunabilmem temin edilmiştir. Bunun için parmaklarım, üçü bir arada, diğer ikisi de bir arada olmak üzere birleştirilerek, elim pense veya maşaya benzer, tutmaya yarayan bir alet haline getirilmiştir. Çok iyi bir kavrama aleti biçiminde yapılan el ve ayak parmaklarım sebebiyle, dallar üzerinde rahatça gezerek, yiyecek arayabilirim. Beşinci ayak gibi iş görecek biçimde yaratılmış kuyruğumu da, dallara sarılmak için kullanırım.

Sevgili dostlar, gördüğünüz gibi yaratılış bakımından diğer hayvanlardan hiçbir eksiğim yok. Her yarattığı varlığın ihtiyacını bilen, onlara ihtiyaçlarının
Chamaeleo melleri isimli türümüz, sol gözüyle kameranıza bakarken, sağ gözünü de tam geriye çevirmiş arkasını kontrol ediyor. Bu özelliğin tabiî seleksiyonla veya adaptasyonla gelişmesi imkân ve ihtimal dahilinde değildir.
ne eksik, ne de fazlasını veren (Muksit), her yarattığında bir fayda gözeten, hikmet ve maslahat sahibi (Nâfi ve Dâfi') Rabb'imiz, sivrisineğin ve balinanın ihtiyaçlarını verdiği gibi, bana da renk değiştirme kabiliyeti, güdümlü mermi gibi bir dil ve müstakil hareket eden gözlerle birlikte daha birçok hususiyet vermiş ve üzerimde sanatını sergilemiştir. Bu arada ‘evrim’ diye bir faraziyenin peşine takılanların kulaklarını da çınlatmak istiyorum. Bu evrimciler, benim gibi akıl, ilim, irade ve şuurdan mahrum, sadece Rabb'inin isimlerine ayna olan bir canlıya altından kalkamayacağı işler yüklüyorlar. Biraz düşünseler, hayatta kalmam için gerekli olan hususî yapıdaki bir dilin veya göz gibi bir organın tesadüfen bir araya gelen hücrelerle ortaya çıkamayacağını anlarlardı. Rabb'imizin yarattıklarının bir sergisi ve varlıklar âleminin arz-ı endam ettiği bir ayna mesabesinde olan tabiatla, bütün yaratılışı izah ettiğini zannetmek, ne derece akıldan uzaktır. Ne diyeyim? Allah herkesin kalbini açsın; vicdanlarını, akıllarıyla buluştursun. Evrimcilere kalsa onlar, atalarımızın bir zamanlar diğer kertenkeleler gibi olduğunu, bunlardan bazılarının mutasyon geçirdiğini, tesadüfen bazılarının kamuflaj sanatı öğrendiğini, renk hücrelerini kontrol ederek özel boya maddeleri sentezlediğini iddia ederler. Evrimciler atalarımızın dilinin de başlangıçta kısa olduğunu, dışarı çıkarıp, uzata uzata bir zaman sonra boylarını geçtiğini söyleyebilirler. Evrimciler, iki gözümüzün birbirinden bağımsız hareketini de herhalde atalarımızdan birinin kafasına düşen taşın gözleri arasındaki sinir koordinasyonunun bozulmasına, bunun da işine yaradığı için gelecek nesillere aktarılmasına bağlayacaktır(!) Allah akıl fikir versin demekten başka söyleyecek bir şey bulamıyorum.

Organlarımdaki güzelliklerden bahsederken, ilmî ismimi ve aynı aileden olan diğer kardeşlerimi söylemeyi unuttum. Benim ilmî ismim Chamaeleo chamaeleon'dur. Güney Avrupa'nın çok küçük bir kısmında; Asya'nın batı ve güney bölgelerinde ve Afrika'da yaşarız. Üç cinsimiz vardır. Bunlardan Chamaeleo'nun 88, Brookesia'nın 22, Rhampholeon’un ise dokuz türü mevcuttur. Madagaskar adası en fazla türümüzün yaşadığı yerdir. Türkiye dağılış sınırımızın en kuzey kısmında kalır. Ege ve Akdeniz kıyılarına yakın ağaçlık ve çalılık yerlerde yaşarız. Gövdemiz yanlardan basık, başımızın ortasında ve gözlerimizin üzerinde, miğfer varmış gibi tümsekler vardır. Bu tümsekler bize korkunç bir görüntü verir. Bazı türlerimiz, boynuzludur. Bu boynuzlar onları daha da güçlü gösterir.

Neyse çok uzattım, biraz kendi işime bakayım. Şu ilerideki yaprakların üzerine bir böcek geldi, rızkım olabilir. Çaktırmadan yaklaşmalıyım. Dilimi nişanlayıp besmeleyle fırlattım mı, Allah'ın izniyle onu yakalarım. Böcek için üzülmeyin, onlar çok fazla yaratıldıklarından ekolojik dengeyi bozmamaları için, nüfus kontrolü gerekir. Haydi bana müsaade!

podcast itunes youtube rss twitter facebook