|
Bunlar O'nun Teri
Safvet SENİH [email protected] |
|
Yunus Emre Divanı’nı karıştırırken, güller ve çiçeklerle ilgili bazı ifadeler, beni çocukluk yıllanma alıp götürdü. Babaannem ilkbaharda bahçemizde zambaklar tomurcuklanınca, hemen ilk açılanları koparıp getirmemizi isterdi. Sonra da onları su dolu bardakların içine atardı. Bize de: “Bunlar Peygamberimiz’in (sav) terinden yaratılmıştır. Şimdi salâvat getirip için, bakalım” derdi. Garip ve hoş bir duygu ile biz de zambak kokulu suyu içerdik. Anadolu’nun bazı yerlerinde de gülün, Peygamberimiz’in (sav) terinden yaratıldığı kabul edilmektedir. İşte bu anlayışın şiirleşmiş ifadelerini Yunus Emre’nin Divanı’nda buluyoruz. Kâinatı başka buuddan temaşa edenlerin elbette bizden farklı olarak sezdikleri yönler mevcuttur. Zaten duygularından maddi perdeler aralananlar, eşyanın tesbihatını işitebilir, sırlarına vakıf olabilirler. Nitekim Ayet-i Kerimede de “Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız.” (İsra Suresi /44) buyruluyor. Efendimiz’in (sav) mucizelerinde de eşyanın tesbih ettiklerine dair pek çok rivayet var. Yunus Emre’nin bir dönem ol ve çiçeklerin tesbihatını işittiği için çimenlikte dolaşmadığını da biliyoruz. “Sarı Çiçek” ile konuşması da sadece temsili bir mana ifade etmese gerektir. Çiçeklerden aldığı koku ile rüyasında veya temessüllerinde Efendimiz’i (sav), müşahedesinde “Bûy-i Muhammedî”yi iliklerine kadar çektikten sonra hissettikleri arasında münasebet kuran Yunus Emre’nin: “Gül Muhammed teridir bülbül de onun yâridir.” ifadesini kullanması; ayrıca başka bir mısrasında da: “Yeryüzünde cümle çiçek Mustafa‘nın teridir” demesi gayet normal hem de isabetli olabilir. Bir arkadaşımız hac hatıralarını anlatırken demişti ki: “Mescid-i Nebevi’de bulunurken bir ara Efendimizin kabr-i mübareğinden kaynayan bir koku beni çıldırtacak güzellik ve cazibelikte benliğimi sarıverdi: Kâbe‘de de bir an, o durumu hatırladım ve aynı şekilde orada da o kokuyu bütün tonları ile duymak ve dolmak istedim. Sonra da kendi kendime: “Nerede sende o talih” diye boynum bükük, gözüm yaşlı hayıflanmaya başladım. Baktım tekrar aynı şiddet ve lezzette aynı koku gelmeye başladı.” Kışta gelen Asrın Garibi bahar hazırlığına başlamış; yetiştirdiği kardelen çiçekleri ile ilk numunelerini göstermiş, ‘Bûy-ı Muhammedi’ nin başta ülkemiz sonra da baştan başa bütün dünyaya yayılmasını hedeflemişti. Ömrünün buna yetmeyeceğini tahmin ettiği için, o bahar hediyelerinden bir tutam çiçeğin kabrinin başına getirilip takdim edilmesini arzulamış ve bir vasiyet gibi eserlerinde belirtmişti. Müthiş bir kıştan sonra görüyoruz ki, artık “Mezar taşları bile tülleniyor”. Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın ter ve kokusu ile bezenmiş elvan elvan bahar çiçekleri her göreni mest edip büyüleyici güzellikleri ile dünyayı attar dükkânına çevirmeye başlamıştır. ![]() Evet Anadolu’ya sinen Muhammedi ruh, ter ü taze çiçekler; yani hizmet erleri ile yine terlemeye başladı.“Ahlak-i Muhammedyenin âmili mişvar-ı Ahmediyenin ve hilye-i Nebeviyenin lâbîsi” olmaya çalışan bu güzel goncalar ve açılıp serpilmiş iri güller neşrettikleri kokularla âlem-i İslam’ın sınırlarını aşmış ve bütün dünyaya taşmış durumdalar, Hz. Yakub’un Kenan ilinde iken evladı Yusuf’un kokusunu Mısırdan alışı gibi, Hazreti Resulullah Efendimiz (sav) de genç, dinç ve dinamik ümmetinin kendi koku ve rengini neşredenlerinden haberdar olarak rüyalarla ve temessüllerle onlara iltifat yağdırmaktadır. |
|



