* Sağ veya sol burun deliklerinden nefes almak,
sinir sistemimizde ne gibi farklı faaliyetlerin oluşturulmasını netice vermektedir?
* Burun tıkanıklığıyla, beynimizin aktivitesi arasında nasıl bir münasebet vardır?
* Aldığımız hava, burun içinde nasıl bir işlem neticesi vücut sıcaklığına
eşit hâle getirilmektedir?
* Ağızlarından nefes alarak uyuyan kişiler,
uyandıklarında boğazlarında neden kuruluk hissetmektedir?
* Burnumuzdaki kılların vazifeleri…
* Alınan havanın burun boşluğunda ağır ilerlemesinin bazı hikmetleri…


Burnun, yerine, yapısına ve ölçülerine baktığımızda; tesadüflere yer bırakmayan bir nizam ve intizamla yaratıldığına, birçok hikmetle yüklü olduğuna şahit oluruz. Sadece solunum açısından bakıldığında bile, burnumuza; havanın filtre edilmesi, ısıtılması ve nemlendirilmesi gibi üç önemli vazifenin yüklendiği görülür. Bu üç vazifenin gerçekleştirilebilmesi için, havanın burun boşluğunda yavaş ilerlemesi gereklidir. Şâyet hava, burun içinde hızlı ilerleseydi, içindeki tozlar süzülmeden, soğuk ve kuru olarak akciğerlere gidecekti. Bunun neticesinde de solunum yolları ve akciğerlerde faranjit, bronşit, sinüzit ve pnömoni (zatürre) gibi hastalıklar daha kolay ortaya çıkabilecekti. Ağızdan nefes alanlarda bu fonksiyonlar yerine getirilmediğinden bahsolunan hastalıkların ortaya çıkma riski, daha yüksektir.

Genellikle sigara içimine bağlı gelişen gırtlak kanseri ameliyatı geçirmiş (boğazı delik) hastalarda da bu tür enfeksiyonlar, sık görülür. Çünkü bu tür ameliyat geçirmiş kişiler, havayı bu delik vasıtasıyla alır. Özellikle havadaki tozlara ve kuru havaya alerjisi olanlarda aksırık, nefes darlığı ve astım krizleri ortaya çıkabilir. Ayrıca burun boşluğunda bulunan kıllar da, havanın yavaş geçişi ve filtrasyonu açısından önemlidir.

Acaba havanın yavaş ilerlemesi için burunda hangi mekanizma işletilmektedir? Havanın yavaş ilerlemesi için, burnun orta duvarından yanlara doğru uzanan bu kıvrımlı çıkıntılar, konka olarak isimlendirilir. Nefes aldığımızda, havanın sadece bir kısmı konkalar arasından sıkışarak geçer. Bu esnada konkalara sıkı temas ile hava içindeki tozlar, konkaların yüzeyindeki mukus adı verilen koyu sıvıya yapışır. Arta kalan hava ise, konkalara çarparak geriye doğru dairevî bir hareket yapar. Buna, havanın burun içinde türbülansı denir. Türbülans ile, hava bir miktar burun boşluğunda bekletilmiş ve döndürülmüş olur. Bu sırada havanın ısıtılması, yani vücut ısısına eşit hâle getirilmesi sağlanır. Burada gerektiğinde bunun tam tersi bir durum da söz konusudur. Eğer alınan havanın sıcaklığı, vücut sıcaklığından daha yüksekse, hava, burunda soğutularak vücut sıcaklığına yaklaştırılır.

Ayrıca havadaki su buharı basıncı sıfıra yakınken (3 mmHg) burunda bekleme esnasında havaya katılan su molekülleri ile 47 mmHg'ya yükseltilir. Daha açık ifadeyle, burun boşluğundaki su molekülleri buharlaşarak havaya katılır. Ağzından nefes alarak uyuyan kişilerde, sabah boğaz ve yutakta kuruluk olur. Çünkü hava nemlendirilmeden akciğerlere çekilmiştir. Bu sebeple kalorifer üzerine bırakılacak içi su dolu bir kapla, odanın havasının nemlendirilmesi oldukça faydalıdır.

Burundaki iki farklı delik
Gıdaların vücuda alınması için, tek giriş yeri mevcutken, akciğerlere giden havanın sağ ve sol burun deliği olmak üzere iki giriş kapısı vardır. Sağ veya sol burun deliklerinden nefes almanın solunum ve akciğerlerde fark edilir bir tesiri bulunmamaktadır.

Bilim adamları sağ veya sol burun deliklerinden nefes almanın farklı olup olmadığını araştırmışlar ve çok enteresan bilgilere ulaşmışlardır. Son araştırmalardan edinilen bilgilere göre insanlar aslında tek burun deliğiyle nefes alıp vermektedir. Yani bir burun deliğinden geçen hava miktarı, diğerine göre kat kat fazla olabilmektedir. İnsanların günlük işlerinde ağırlıklı olarak kullandıkları ele 'baskın el' dendiği gibi, havanın çoğunlukla alındığı burna da 'baskın burun' denmektedir. Ancak sürekli aynı burun deliğinden nefes almıyoruz. Yani burunda baskınlık değişken bir durumdur. Bir burun deliğinin baskınlığı, yirmi beş dakika ile sekiz saat arasında değişmektedir. Bu değişmeye tıp dilinde 'nazal siklus' denmektedir. Bir burun deliği baskın olduğunda, o burnun boşluğundaki damarlar daralırken (dekonjesyon), burun boşluğu genişler. Bu esnada, diğer burun boşluğundaki damarlar genişlerken (konjesyon), burun boşluğu daralır.

Burun mukozası altında bulunan sinir uçları, beyinle irtibatlı olduğundan, nazal siklus, beynin normal çalışmasına ve fonksiyonlarına tesir etmektedir. Eğer sağ burundan nefes alınırsa, ki bu diğer burun tıkanarak da uygulanabilir, sol beyinde elektrikî aktivite artar ve bu beyinden elektroensefalogram (EEG) ile izlenebilir. Tersine eğer sol burundan nefes alınırsa, sağ beyinde elektrikî aktivite artar. Bir burundan aşırı hava geçişi o burun mukozasında mekanik ve dokunma duyuları hâsıl etmektedir. Burun mukozasına lokal anestezi uygulandığında, sinirlerin uyarılması ortadan kalkar.

Bilindiği üzere, insan beyni sağ ve sol olmak üzere iki yarım küreden yaratılmıştır. Diğer taraftan irade dışı çalışan iç organ faaliyetlerini düzenlemekle vazifelendirilmiş olan otonom sinir sisteminin iki ana dalı vardır: 1- Sempatik sinir sistemi, 2- Parasempatik sinir sistemi. Sol beyin yarım küresi sempatik sinir sistemi faaliyetlerini düzenlemekle vazifelendirilmişken, sağ beyin yarım küresi parasempatik sinir sisteminin fonksiyonlarını tanzim etmekle vazifelendirilmiştir. Yani sağ burundan nefes alırken farkında olmadan sempatik sinir sisteminin, sol burundan nefes alırken de parasempatik sinir sisteminin faaliyetlerini artırmış oluyoruz.

Sempatik sinir sistemi, heyecan ihtiva eden hâdiselerde daha fazla rol üstlenir. Bu sistem, âni karar verilmesi gereken hâdiselerde (meselâ evde bir fareyle veya sokakta bir saldırgan köpekle karşılaştığımızda) hızla çalışmaya başlar ve kana adrenalin salınmasına vesile olur. Buna sempatik sistemin, "mücadele et veya uzaklaş" cevabı denir. Her iki durumda da kasların kullanılması için, enerji ve hareket gereklidir.

Heyecan ve macerayı biyolojik bedende hissetmemizde rol oynayan adrenalin, kalbin hızlı çarpmasına, daha çok kan pompalamasına ve tansiyonun yükselmesine vesile olur. Aslında bu hâdiseler, vücudumuzun olağanüstü durumlara intibakı açısından oldukça faydalı olmakla birlikte, kalbi de yormaktadır. Halk dilinde söylendiği gibi, "heyecan kalbe zararlıdır." Hekimler, kalb hastalarına heyecanı yasaklarlar. Sempatik sistem; hayat akışında zaman zaman karşılaştığımız heyecanlı durumlarda, vücudumuzun vereceği cevabı düzenlemek, hava yollarını genişletmek, göz tansiyonunu, mide ve bağırsak hareketlerini azaltmak gibi daha birçok önemli fonksiyonla vazifelendirilmiştir.

Son yıllarda bazı araştırmacılar, kalb hastalarına ve tansiyonu yüksek olan hastalara tek taraflı burun solunumu tavsiye edilebileceğini söylemektedir. Çünkü sağ burun tıkandığında, sadece sol burundan nefes alarak sempatik sistemin faaliyetlerini azaltabiliriz. Bu manevra ile kalb hızı azaltılabilmekte ve tansiyon düşürülebilmektedir.

Kendisine kalbin hızını azaltmak, tansiyonu düşürmek, mide ve bağırsak faaliyetlerini optimize etmek gibi vazifeler verilmiş olan parasempatik sistem, daha çok istirahattaki faaliyetlerle irtibatlandırılmıştır. Parasempatik sistemi daha baskın olan kişiler heyecan ve stres yapmayan soğukkanlı tiplerdir. Bilim adamları bu kişilerin kalb krizleri ve ani ölümlere daha az mâruz kaldıklarını bulmuşlardır. Yani bu tür kişilerin sebepler açısından daha uzun yaşamaları muhtemeldir.

İnsanın daha hareketli, heyecanlı veya daha sakin olması ile, iki burun deliğinin aynı anda fakat farklı nispetlerde çalıştırılması (asimetrik fonksiyon) yani nefes alma sürelerinin farklı olması arasında bir münasebet olabilir. Sebebini bilmediğimiz kabz ve bast gibi ruh hâllerine bedenimizin uyum cevabı da burundaki bu fizyolojik mekanizmayla bağlantılı olabilir. Yapılan bazı araştırmalarda doğuştan sol burunları tıkalı olan kişilerde, kalb hastalıkları ve tansiyon yüksekliğinin daha erken ortaya çıktığı bulunmuştur. Buna "burun bölümlenmesindeki sapma" (nasal septum deviasyonu) denmektedir. Bu hastalıkta, burnun orta duvarı bir tarafa kaydığından, burun deliklerinden biri tıkanmakta ve kişi bu durumda açık olan delikten nefes almaktadır. Doğuştan gelen bu rahatsızlık ameliyatla kolayca düzeltilebilmektedir.

Netice olarak Alîm-i Mutlak ve Hakîm-i Mutlak ağzımızı tek yaratırken, burnumuzda iki delik yaratmıştır. Çünkü birinden nefes almakla, diğerinden nefes almak arasında sinir sisteminin vazifeleri açısından fark vardır. Burun sadece bir solunum vasıtası veya yolu değildir. Burundan nefes almak önemlidir. Burun tıkanıklıkları ve burundaki diğer rahatsızlıklar âcilen tedâvi edilmelidir. Burun tıkanıklıkları beynimizin aktivitesini azaltmaktadır. Hem beynin oksijensiz kalmasına sebep olarak, hem de beynin uyarılmasını engelleyerek beyin aktivitesinin düşüşüne sebep olmaktadır. Bilhassa okul çağındaki çocuklarda başarı puanlarının azalmasının sebepleri arasında, burun tıkanıklığı da aranmalıdır.


comments powered by Disqus