Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !
Büyümenin Sınırı
Osman Selçuk  

Dünyamız gittikçe kirlenen bir çevrenin kucağında.Bilim adamları, politika­cılar, düşünürler bu fela­ketin insanlığı nereye götüre­ceğinin tahminini ve uyarısını yapıyorlar. Ekonomik gelişÂ­me ve büyüme ile çevre tah­ribatı arasında bir denge kur­mak bugün için çok zor. Bir tarafta sınır tanımayan bir bü­yüme isteği, diğer tarafta böy­le bir büyümenin neler getire­ceği endişesi.

Yıllardır gelişme ve eko­nomik büyüme mevzuunda tartışmalar yapılıyor. BirleşÂ­miş Milletler Teşkilatına ait “Toplumun Gelişmesi Ra­poru”nda ekonomik gelişme­nin tek başına olamayacağı bildirilmektedir. Dünya çapın­daki genel görüş, büyümenin olması için ekonomik gelişmenin de olması gerektiği şeklindedir. Aynı görüş, gele­ceğimiz için, gelişmenin bü­tün dünya ülkelerini kapsaya­cak şekilde olması gerektiği hususunda da geçerlidir.

Bruntland Raporu, gele­cek yüzyılın ortasına kadar elektrik enerjisi üretiminin 5-10 kat artış göstereceğini ön­görüyor. Dünya Bankasının 1992 Dünya Gelişim Raporu da, gelişmiş ülkelerde 3 kat, gelişmekte olan ülkelerde ise 5 kat bir büyümeyi öngörü­yor. Bu rapora göre meyda­na gelecek bu gelişme dünya­ya bugünkünün 3,5 katı bir ekonomik gelişme temin edecektir. Her iki rapor, bu bü­yümenin, ayrıca çevre tahri­batı ve brüt millî hasıladaki artış ile aynı oranda gerçek­leşmesi durumunda çevre için çok tehlikeli sonuçlar or­taya çıkacağını ifade etmek­tedir.

Yirmi yıl kadar önce çevre mevzuunda kaygılı bazı bilim adamlarınca “Büyüme­nin Sınırı” düşüncesi öne sü­rüldü. Bu bilim adamlarına göre üretimdeki artış çevre tahribatıyla alâkalıdır. Bu yüz­den büyüme bir noktaya ka­dar olmalıdır. Zira çevre, bü­yümenin getirdiği bu yükü kaldıramaz. Bu görüşün kar­şısındakilere göre ise “Brüt hasıla nisbetinde çevre tahribatını azaltmak mümkün­dür. Bütün ülkelerde gelişÂ­meye karşı az çok bir tema­yül vardır. Büyümenin önü­ne geçilemeyeceğine göre esas gerekil olan şey büyüme çevre tarafından tahammül edilebilir sınırlarda tutulma­sıdır...” Bu ise akla şu sorula­rı getiriyor:

-Büyüme çevreyi koru­yarak olsa bile bugünküne göre 3,5 katı üretime sahip bir dünyada çevre tahribatı günümüze ait olandan az mı olur?

-Eğer durum böyle de­ğilse, insanlık kendini riske atacak bir büyümeyi ister mi?

-Büyüme olmasa veya çok az olsa çevre problemleri olmayacak mı? Böyle bir garanti verilebilir mi?

Sınırsız büyüme” ta­raftarlarının görüşlerini des­tekleyen istatistikler mevcut­tur. Bunlara göre birim başı­na tüketilen enerji yoğunluğu azalmakta, üretim neticesi at­mosfere salınan belirli zararlı gazların miktarı düşmekte ve bu arada ekonomik gelişme­de de artma devam etmek­tedir. Yine bunlara göre, ge­lecekte de çevre için sınırsız teknolojik fırsatlar da doğa­caktır.

Sınırlı büyüme” görü­şünü savunanlara göre ise enerji tüketimi yoğunluğu düşÂ­se bile, enerji kullanımının arttığı açıktır, hatta küçük yerleşim birimlerinde bile bu geçerlidir. Bugün projeleri ya­pılan işler de bu artışın de­vam edeceğini göstermekte­dir. Çevreyi koruma konusunda şimdiye kadar elde edi­len başarılar, mevcut çevre tahribatıyla karşılaştırıldığında önemsiz kalmaktadır.

Büyümenin bir sınırı olmalı” veya “Çevre tahri­batı yönüyle tahammül edi­lebilir bir büyüme” tartışÂ­ması henüz bitmiş değil. Teoride her iki görüş de müm­kün gibi görünüyor. Asıl önemli olan her bir görüşün gerçekleşebilme ihtimali ne­dir? Şurası açıktır ki, “Büyümenin sınırı” tartışmasının ortaya atıldığı 20 yıldan beri çevre şartlarını iyileştirmek için önemli adımlar atılmıştır. Tartışma bütün yoğunluğuyla sürerken çevre yönü ile ta­hammül edilebilir bir gelişÂ­menin henüz gerçekleşeme­diği görülmektedir. Çünkü 20 yıl boyunca büyüme çev­reye rağmen olmuştur.

Çevre olarak tahammül edilebilir bir gelişme mümkün olsa bile bunu pratiğe dök­mek çok zor olacaktır. Brundlant Raporu ve Dünya Bankası’na göre tahammül edile­bilir şartlarda bir üretimin te­min edilebilmesi için üretim sistemlerinde şimdiye kadar bilinmeyen ve beklenmeyen değişikliklerin, hatta kurumlar bazında bazı reformların ya­pılması gerekmektedir. Bu da birçok çıkar sahibinin önemli derecede kayba uğraması de­mektir. Gelişmiş ülkelerin ti­carî yapıları, hükümetlerinin sosyal politikaları ve halkları­nın gelecek beklentileri dik­kate alındığında bunun çok zor olacağı rahatlıkla söyle­nebilir.

Çevrenin kaldırabileceği bir gelişmeyi temin edemeye­ceğimize göre, ikinci mes’elenin tartışılması gündeme gelmektedir: “Gerçekten, in­sanlık, 3,5 yıl içerisinde, bugünküne göre 3,5 katı büyük bir üretime ihtiyaç duyacak mı? Veya şöyle soralım; dünya ekonomisi, üretimde 3,5 kat artacak ka­dar büyümek zorunda mı?”

Bugün birçok ülke az gelişÂ­mişliğin kıskacından kurtulma gayreti içerisindedir. Gelişmiş ülkeler ise daha ileri bir ge­lişmişliği yakalama çabasında. Hatta dünyadaki gidişe bakı­lırsa gelişmiş ülkelerin insan­ları, kendi gelişmelerini sınır­landırmayacaklardır. Bu reali­te günümüz düşünürlerini çevre mevzuunda sürekli ola­rak kaygılarını ifade etmeye zorlamaktadır. 1992’de Bre­zilya’da da gerçekleştirilen Rio Zirvesi, dünya hükümet­lerinin çevre mevzuunda ihtiyadî prensiplerde fikir birliği­ne vardığını teyid edilmekte­dir.

Büyüme zarureti ve çev­re tahribatı gerçeği ile karşı karşıyayız. İnsanlık her ikisi ile de ilişkisini sürdürmek zo­rundadır. Önce çevre için ya­pılması gerekenleri inceleye­lim:

Bir yandan tahammül edilebilir sınırlarını tanımlarken diğer yandan çevreyi ihlâl eden hususları ortaya koymak gerekmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse:

-Karbondioksit gazları­nın atmosfere salınması azal­tılmalıdır.

-Diğer gazların atmos­ferdeki miktarları çevrenin absorbsiyon kapasitesi ile alâkalıdır. Endüstriyel faaliyetler neticesi atmosfere salınacak gaz miktarında bu gözetilmelidir.

-Yenilenebilen kaynak­lar yenilenmelidir.

-Tüketilebilir kaynakla­rın, yerlerine yenileri konma­dan azaltılmaması gerekliliği­ne riayet edilmelidir.

-Bitki ve hayvan türleri korunmalıdır.

- Nükleer enerji kullanı­mına ait riskler en aza düşü­rülmelidir.

Bunlar çok genel tavsi­yelerdir, Asıl önemli olan zi­hinlerin konuya hazırlıklı ol­masıdır ki bu da topyekün in­sanlığın dikkat etmesi gere­ken bir husustur. Şimdi, “sı­nırsız” elde etme ile “yeteri kadar” elde etme düşünceleri karşı karşıyadır. “Sınırsız” dü­şüncesi ile gerçekleştirilen geçmişteki büyümelerin çoğu ormanların, toprakların, ba­lıkların, nehirlerin ve fosil yakıtların aleyhine olmuştur. Bu yüzden gelecekteki büyüme, yenilenebilir kaynakların tek­rar elde edilmelerinden ve tüm ekosistemden ve çevre hassasiyeti oldukça fazla olan teknolojilerden faydalanmak zorunda olacaktır. Bunu yap­mak için bölge kaynakları üzerinde hâkimiyeti olan ve bu kaynakları korumada hassas olan kişiler gerekmektedir. Bunun yanında dikkate alın­ması gereken ayn bir realite de, artık dünyamızın global bir büyümeye ihtiyacı olduğu­dur. Gelişmiş ülkelerdeki bu büyüme gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler için de temin edilmelidir. Bundan son­ra dünya gelişmesi incele­nirken “brüt millî hasıla” ye­rine “brüt tabiî hasıla” kri­teri dikkate alınmalıdır. Bu­nun mânâsı, üretimin tüm dünyaya yaygınlaştırılmasıdır. “Brüt tabiî hasıla” bugünkü dünya nüfusunun iki katı faz­lasını taşıyabilecek bir büyü­menin önşartıdır. Çünkü “brüt tabiî hasıla” bu nüfusu besleyebilecek bir global çev­reden, yani tüm dünyadan el­de edilecektir.

Bilemiyoruz, ama belki de çevrenin maruz kaldığı bu tahribatı önemli derecede azaltacak harika teknolojiler geliştirilebilir. Belki de böyle düşünmek, çevre mevzuunda karşılaştığımız zorluklar kar­şısında sadece bir teselli ara­yışıdır. Belki de şu anda çoğu kimsede hâkim olan “sınır­sız” daha fazlası fikri, “yete­ri kadar” düşüncesine dönü­şebilir. Rio Zirvesi’nin ruhu, tüm dünyada yaşanabilir bir çevre kılmaktır. Teknolojik gelişme ile birlikte tahammül edilebilir bir çevrenin dikkate alınmasını isteyenler ve sık sık sınırsız büyümenin mahzurlarını dile getirenler bu ru­hu diriltmenin yollarını ara­malıdırlar. Bununla beraber teknolojiye güvenenlerin sa­yısı oldukça fazladır. Teknolo­ji şu an tahammül edilebilirlik testinde. Teknoloji ile uyumlu bir çevre ruhunu canlı tutacak tek çözüm, ahlaken tabiatla uyum içinde, içtimaî olarak insanlıkla barışık, ruhen Al­lah’la irtibatlı kişilerin mes’elelerin çözümlerine el atmasıdır.

KAYNAK

- Agricultural Engineering, Temmuz 1993. ss. 18-20

podcast itunes youtube rss twitter facebook