|
Büyümenin Sınırı
Osman Selçuk |
|
Dünyamız gittikçe kirlenen bir çevrenin kucağında.Bilim adamları, politikaÂcılar, düşünürler bu felaÂketin insanlığı nereye götüreÂceğinin tahminini ve uyarısını yapıyorlar. Ekonomik gelişÂme ve büyüme ile çevre tahÂribatı arasında bir denge kurÂmak bugün için çok zor. Bir tarafta sınır tanımayan bir büÂyüme isteği, diğer tarafta böyÂle bir büyümenin neler getireÂceği endişesi. Yıllardır gelişme ve ekoÂnomik büyüme mevzuunda tartışmalar yapılıyor. BirleşÂmiş Milletler Teşkilatına ait “Toplumun Gelişmesi RaÂporu”nda ekonomik gelişmeÂnin tek başına olamayacağı bildirilmektedir. Dünya çapınÂdaki genel görüş, büyümenin olması için ekonomik gelişmenin de olması gerektiği şeklindedir. Aynı görüş, geleÂceğimiz için, gelişmenin büÂtün dünya ülkelerini kapsayaÂcak şekilde olması gerektiği hususunda da geçerlidir. Bruntland Raporu, geleÂcek yüzyılın ortasına kadar elektrik enerjisi üretiminin 5-10 kat artış göstereceğini önÂgörüyor. Dünya Bankasının 1992 Dünya Gelişim Raporu da, gelişmiş ülkelerde 3 kat, gelişmekte olan ülkelerde ise 5 kat bir büyümeyi öngörüÂyor. Bu rapora göre meydaÂna gelecek bu gelişme dünyaÂya bugünkünün 3,5 katı bir ekonomik gelişme temin edecektir. Her iki rapor, bu büÂyümenin, ayrıca çevre tahriÂbatı ve brüt millî hasıladaki artış ile aynı oranda gerçekÂleşmesi durumunda çevre için çok tehlikeli sonuçlar orÂtaya çıkacağını ifade etmekÂtedir. Yirmi yıl kadar önce çevre mevzuunda kaygılı bazı bilim adamlarınca “BüyümeÂnin Sınırı” düşüncesi öne süÂrüldü. Bu bilim adamlarına göre üretimdeki artış çevre tahribatıyla alâkalıdır. Bu yüzÂden büyüme bir noktaya kaÂdar olmalıdır. Zira çevre, büÂyümenin getirdiği bu yükü kaldıramaz. Bu görüşün karÂşısındakilere göre ise “Brüt hasıla nisbetinde çevre tahribatını azaltmak mümkünÂdür. Bütün ülkelerde gelişÂmeye karşı az çok bir temaÂyül vardır. Büyümenin önüÂne geçilemeyeceğine göre esas gerekil olan şey büyüme çevre tarafından tahammül edilebilir sınırlarda tutulmaÂsıdır...” Bu ise akla şu sorulaÂrı getiriyor: -Büyüme çevreyi koruÂyarak olsa bile bugünküne göre 3,5 katı üretime sahip bir dünyada çevre tahribatı günümüze ait olandan az mı olur? -Eğer durum böyle deÂğilse, insanlık kendini riske atacak bir büyümeyi ister mi? -Büyüme olmasa veya çok az olsa çevre problemleri olmayacak mı? Böyle bir garanti verilebilir mi? “Sınırsız büyüme” taÂraftarlarının görüşlerini desÂtekleyen istatistikler mevcutÂtur. Bunlara göre birim başıÂna tüketilen enerji yoğunluğu azalmakta, üretim neticesi atÂmosfere salınan belirli zararlı gazların miktarı düşmekte ve bu arada ekonomik gelişmeÂde de artma devam etmekÂtedir. Yine bunlara göre, geÂlecekte de çevre için sınırsız teknolojik fırsatlar da doğaÂcaktır. “Sınırlı büyüme” görüÂşünü savunanlara göre ise enerji tüketimi yoğunluğu düşÂse bile, enerji kullanımının arttığı açıktır, hatta küçük yerleşim birimlerinde bile bu geçerlidir. Bugün projeleri yaÂpılan işler de bu artışın deÂvam edeceğini göstermekteÂdir. Çevreyi koruma konusunda şimdiye kadar elde ediÂlen başarılar, mevcut çevre tahribatıyla karşılaştırıldığında önemsiz kalmaktadır. “Büyümenin bir sınırı olmalı” veya “Çevre tahriÂbatı yönüyle tahammül ediÂlebilir bir büyüme” tartışÂması henüz bitmiş değil. Teoride her iki görüş de mümÂkün gibi görünüyor. Asıl önemli olan her bir görüşün gerçekleşebilme ihtimali neÂdir? Şurası açıktır ki, “Büyümenin sınırı” tartışmasının ortaya atıldığı 20 yıldan beri çevre şartlarını iyileştirmek için önemli adımlar atılmıştır. Tartışma bütün yoğunluğuyla sürerken çevre yönü ile taÂhammül edilebilir bir gelişÂmenin henüz gerçekleşemeÂdiği görülmektedir. Çünkü 20 yıl boyunca büyüme çevÂreye rağmen olmuştur. Çevre olarak tahammül edilebilir bir gelişme mümkün olsa bile bunu pratiğe dökÂmek çok zor olacaktır. Brundlant Raporu ve Dünya Bankası’na göre tahammül edileÂbilir şartlarda bir üretimin teÂmin edilebilmesi için üretim sistemlerinde şimdiye kadar bilinmeyen ve beklenmeyen değişikliklerin, hatta kurumlar bazında bazı reformların yaÂpılması gerekmektedir. Bu da birçok çıkar sahibinin önemli derecede kayba uğraması deÂmektir. Gelişmiş ülkelerin tiÂcarî yapıları, hükümetlerinin sosyal politikaları ve halklarıÂnın gelecek beklentileri dikÂkate alındığında bunun çok zor olacağı rahatlıkla söyleÂnebilir. Çevrenin kaldırabileceği bir gelişmeyi temin edemeyeÂceğimize göre, ikinci mes’elenin tartışılması gündeme gelmektedir: “Gerçekten, inÂsanlık, 3,5 yıl içerisinde, bugünküne göre 3,5 katı büyük bir üretime ihtiyaç duyacak mı? Veya şöyle soralım; dünya ekonomisi, üretimde 3,5 kat artacak kaÂdar büyümek zorunda mı?” Bugün birçok ülke az gelişÂmişliğin kıskacından kurtulma gayreti içerisindedir. Gelişmiş ülkeler ise daha ileri bir geÂlişmişliği yakalama çabasında. Hatta dünyadaki gidişe bakıÂlırsa gelişmiş ülkelerin insanÂları, kendi gelişmelerini sınırÂlandırmayacaklardır. Bu realiÂte günümüz düşünürlerini çevre mevzuunda sürekli olaÂrak kaygılarını ifade etmeye zorlamaktadır. 1992’de BreÂzilya’da da gerçekleştirilen Rio Zirvesi, dünya hükümetÂlerinin çevre mevzuunda ihtiyadî prensiplerde fikir birliğiÂne vardığını teyid edilmekteÂdir. Büyüme zarureti ve çevÂre tahribatı gerçeği ile karşı karşıyayız. İnsanlık her ikisi ile de ilişkisini sürdürmek zoÂrundadır. Önce çevre için yaÂpılması gerekenleri inceleyeÂlim: Bir yandan tahammül edilebilir sınırlarını tanımlarken diğer yandan çevreyi ihlâl eden hususları ortaya koymak gerekmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse: -Karbondioksit gazlarıÂnın atmosfere salınması azalÂtılmalıdır. -Diğer gazların atmosÂferdeki miktarları çevrenin absorbsiyon kapasitesi ile alâkalıdır. Endüstriyel faaliyetler neticesi atmosfere salınacak gaz miktarında bu gözetilmelidir. -Yenilenebilen kaynakÂlar yenilenmelidir. -Tüketilebilir kaynaklaÂrın, yerlerine yenileri konmaÂdan azaltılmaması gerekliliğiÂne riayet edilmelidir. -Bitki ve hayvan türleri korunmalıdır. - Nükleer enerji kullanıÂmına ait riskler en aza düşüÂrülmelidir. Bunlar çok genel tavsiÂyelerdir, Asıl önemli olan ziÂhinlerin konuya hazırlıklı olÂmasıdır ki bu da topyekün inÂsanlığın dikkat etmesi gereÂken bir husustur. Şimdi, “sıÂnırsız” elde etme ile “yeteri kadar” elde etme düşünceleri karşı karşıyadır. “Sınırsız” düÂşüncesi ile gerçekleştirilen geçmişteki büyümelerin çoğu ormanların, toprakların, baÂlıkların, nehirlerin ve fosil yakıtların aleyhine olmuştur. Bu yüzden gelecekteki büyüme, yenilenebilir kaynakların tekÂrar elde edilmelerinden ve tüm ekosistemden ve çevre hassasiyeti oldukça fazla olan teknolojilerden faydalanmak zorunda olacaktır. Bunu yapÂmak için bölge kaynakları üzerinde hâkimiyeti olan ve bu kaynakları korumada hassas olan kişiler gerekmektedir. Bunun yanında dikkate alınÂması gereken ayn bir realite de, artık dünyamızın global bir büyümeye ihtiyacı olduğuÂdur. Gelişmiş ülkelerdeki bu büyüme gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler için de temin edilmelidir. Bundan sonÂra dünya gelişmesi inceleÂnirken “brüt millî hasıla” yeÂrine “brüt tabiî hasıla” kriÂteri dikkate alınmalıdır. BuÂnun mânâsı, üretimin tüm dünyaya yaygınlaştırılmasıdır. “Brüt tabiî hasıla” bugünkü dünya nüfusunun iki katı fazÂlasını taşıyabilecek bir büyüÂmenin önşartıdır. Çünkü “brüt tabiî hasıla” bu nüfusu besleyebilecek bir global çevÂreden, yani tüm dünyadan elÂde edilecektir. Bilemiyoruz, ama belki de çevrenin maruz kaldığı bu tahribatı önemli derecede azaltacak harika teknolojiler geliştirilebilir. Belki de böyle düşünmek, çevre mevzuunda karşılaştığımız zorluklar karÂşısında sadece bir teselli araÂyışıdır. Belki de şu anda çoğu kimsede hâkim olan “sınırÂsız” daha fazlası fikri, “yeteÂri kadar” düşüncesine dönüÂşebilir. Rio Zirvesi’nin ruhu, tüm dünyada yaşanabilir bir çevre kılmaktır. Teknolojik gelişme ile birlikte tahammül edilebilir bir çevrenin dikkate alınmasını isteyenler ve sık sık sınırsız büyümenin mahzurlarını dile getirenler bu ruÂhu diriltmenin yollarını araÂmalıdırlar. Bununla beraber teknolojiye güvenenlerin saÂyısı oldukça fazladır. TeknoloÂji şu an tahammül edilebilirlik testinde. Teknoloji ile uyumlu bir çevre ruhunu canlı tutacak tek çözüm, ahlaken tabiatla uyum içinde, içtimaî olarak insanlıkla barışık, ruhen AlÂlah’la irtibatlı kişilerin mes’elelerin çözümlerine el atmasıdır. KAYNAK - Agricultural Engineering, Temmuz 1993. ss. 18-20 |
|


