|
Çekirge, Açlık Ve Ekolojik Denge Arasında İnsan
İsmail DENİZ [email protected] |
|
Tarih boyunca çeşitli devirlerde bazen belli canlılar çok fazla çoğalarak insanlık için bir musibet olabilmiştir. Aslında tabiatta Yaratıcı’nın kurduğu mükemmel dengeye insanoğlu parmağını ve kötü niyetini karıştırınca bu dengeyi kendisi bozmaya sebep olmuştur. Ondan sonra da düzeltmek için çeşitli mücadele usulleri aramış, bulduğu her çare ise yeni bir komplikasyonlara yol açmıştır. Her canlının rızkını veren Allah, İlahi ikaz olarak bazen çekirgeleri çok fazla çoğaltarak insanları açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Çekirgelerin çoğalmasının birçok sebebi olabileceği gibi, bunlardan biri de bozulan çevre ile birlikte kuşların azalması olabilir. Bu yaz böyle bir çekirge afatıyla Madagaskar’ın güney kısımları karşı karşıya kaldı. Bu bölgede bilim adamları bol miktarda çekirge larvalarının varlığını tespit ettiler. Bir müddet sonra endişelerini haklı çıkarırcasına elli kadar bulut halinde dev çekirge sürüleri görüldü. Bu sürü, 400 km uzaklıktaki liman şehri Moranda’ya ulaşır ve Haziran ayında yumurtlama sahalarından 700 km uzaklıktaki başkent Anternoraviva’ya varır.Çekirgeler, normalde kurak geçen yıllarda ferdi olarak yaşarlar. Yağmur uzun süre bol miktarda yağdığında ise, davranışlarını değiştirirler. Milyarlarca larva, kitleler halinde aynı anda yumurtadan çıkar. Uçuşa henüz hazır olmayan yavrular, bir araya gelir ve gelişmelerini tamamladıktan sonra dev birlikler meydana getirirler. Kanatlı ve yetişkin yeşil çekirgeler zamanla zayıflarlar ve renkleri kahverengiye dönüşür. Hep birlikte stepleri dolaşırlarken beklenmedik bir anda ortaya çıkan, sevk-i İlahinin perde arkasındaki sebebi olabilecek gizli bir sinyal üzerine havaya atılırlar ve kilometrekare büyüklüğündeki dev sürüler halinde verimli topraklara İlahi bir musibet olarak inerler ve orayı talan ederler. Bir çekirgenin günde kendi ağırlığı kadar gıdayı yiyebileceği, 40 milyarlık bir çekirge sürüsünün ortalama 80 bin ton ağırlığında olduğu ve bu yüzden günde yaklaşık 80 bin ton mısırı tüketebileceği ve bunun da 40 bin insanın bir yıllık yiyeceği olduğu düşünüldüğünde, netice tüyler ürperticidir. Madagaskar’da en büyük zararı, yaklaşık altı santimetre büyüklüğündeki Locusta mıgratoria isimli Afrika göçmen çekirgeleri meydana getirmektedir. Şimdiye kadar obur yeşil çekirgelerle yapılan mücadelede, sadece kimyevi böcek öldürücüler kullanılmıştı. Bu kimyevi mücadelenin başlangıcında, uzun süre tesirini gösteren ve DDT’nin bir benzeri olan Dieldrin, daha sonra ise çeşitli fosforik asitler kullanılmıştır. Bu mücadelede, çekirgelerin yanısıra pek çok faydalı ve ekolojik dengede ehemmiyetli rolü olan hayvanlar da hayatını kaybetmişti. Böyle zamanlarda uçakla yapılacak bir mücadeleyi yürütmek hemen hemen imkânsızdır. Çünkü mücadele için gerekli büyük miktardaki böcek öldürücü maddeler çevreye oldukça zarar verecek ve burada yaşayan insanların hayatlarını tehlikeye sokacaktır. Dolayısıyla çekirgeler, henüz kuluçka halinde iken, kesin tesirli, fakat insanlara zararı olmayan bir metotla kontrol altına alınmalıdırlar. Çekirgelerin yumurta bıraktıkları yerlerde, deri değişimini engelleyici ve gençlik hormonu “juvenil hormonu” denen çeşitli yeni maddeler denenmektedir. Bu maddeler, böceklerin kitin teşekkülünü menfi yönde etkiler. Kitin, böceklerin kanat, ağız ve zırh gibi dış kısımlarının malzemesini oluşturur. Gençlik hormonu ise, larva ve pupanın deri değiştirmesinden tam böcek oluncaya kadar her safhada tesirli olan deri değişimi hormonu “Ecdyson”ün işleyiş mekanizmasını bozar. Deri değiştirmeyi engelleyen “Gençlik hormonu” maddeleri, sentetik olarak yapılabilir ve bu hormona maruz kalan yavrular, hep genç kalarak erginleşmezler. Çevre şartlarına hassas olan yavrular, hava şartlarının bozulmasıyla hemen ölürler. Erginleşemeden öldüklerinden dolayı da nesillerini devam ettirecek yumurtayı da bırakamazlar. Ayrıca gençlik hormonuyla temasa geçen böceklerde ölümle neticelenen gelişim bozuklukları da çok sık görülür. Öte yandan bu maddeler başka hayvanlar için zararsızdır. Madagaskar’da uygulanan “Alsystin, Dimilin ve Nomolt” gibi deri değiştirmeyi engelleyen maddelerin haftalarca tesirini kaybetmedikleri müşahede edilmiştir. Hâlbuki uzun süre tesirini gösteren pestisitler (böcek öldürücü) çevre için zararlı olabildikleri halde, adı geçen maddelerin şu anda bilebildiğimiz kadarıyla çevreye zararlı tesiri yoktur. Çekirgelerin çoğaldıkları bölgelerde arazilerin yüzer metrelik mesafeler ile dar şeritler halinde deri değişimini engelleyen madde ile ilaçlanması yeterli olabilmektedir. Böylece böceklerin sayısı en aza indirgenmiş olur. Aralarında faydalı olan diğer böcekler de, bu uygulamayla daha az tehlikeye girmekte, ilaçlanmamış bölgelerde hayatta kalma imkânına sahip olabilmektedir. Gözü dönmüş çekirgeler çok büyük sahaya aynı anda saldırdıklarından ve bu ani saldırılara karşı yeterli sayıda cihaz ve personel bulunmadığından, bugüne kadar yapılan mücadelelerde başarısız kalınmıştır. Şimdi ise, çekirge ile mücadele edenler uçakla püskürtme işlemine başlayarak zaman kazanmaktadırlar. Kimyevi mücadelenin hem insan hem de çevre sağlığı açısından menfi tesirlerinin fazla olmasından dolayı, mücadele biyolojik sahaya doğru kaymaktadır. Biyolojik mücadelede esas mekanizma, çekirge larvalarının deri değiştirmesini engelleyen yeni bir maddenin veya onları hasta ederek öldüren mantarların kullanılmasıdır.Böceklerle mücadelede tecrübe edilmeye başlanan mantarların kullanılması ise, yeni yaygınlaşmaya başlayan diğer bir metottur. Avrupa ve Kuzey Amerika’nın ılıman bölgelerinde, hastalık yapıcı mantarlar kullanılarak çekirgelerle yapılan biyolojik mücadelede başarılı olunmuştur. Metarhizium ve Beauveria gibi böcek öldürücü mantarların sporları, böcek derisi üzerinde çimlenir. Böylece “Kitinaz” ve “Proteaz” enzimleri, böceğin ince yerlerine, mesela eklemlerine, ince trake borularına nüfuz ederek kitini parçalarlar. Mantar, böceğin bünyesinde gelişerek onu hasta eder ve kısa sürede böceğin hayatına son verir. Bu mantarlar, ekolojik ihtiyaçları bakımından kültür ve küf mantarlarından pek farklı değildirler. Nemli ve gölgeli yerleri tercih ederler. Bu sebeple “Mayıs böceği” gibi esas itibariyle yerde yaşayan zararlı böceklerle mücadelede de kullanılırlar. Toprakta bu mantarların sporları, kurumaktan ve kızıl ötesi ışınlardan korunmuş olurlar. Uzmanlar şimdi bu mantarlardan sıcak ve kurak bölgelerde de faydalanmayı planlamaktadırlar. İngiliz ve Alman uzman grupları bu hususta çalışmalar yapmaktadırlar. Mantarların kullanımlarında iklim ve coğrafi bakımdan bazı problemler bulunmaktadır. En büyük problemlerden biri de hedef bölgelerdeki aşırı sıcaklıktır. Mantarlar, 30°C’yi aşan sıcaklıkta gözle görülür bir şekilde yavaş büyürler. Bunun sebebi, muhtemelen yakıcı sıcağa karşı hassas olan enzimlerin Afrika güneşi altında parçalanıp bozulmalarıdır. Her iki araştırma grubu evvel, tropik ve subtropik bölgelerde iklim şartlarına uyum gösteren mantar çeşitlerini aramaya başlarlar. Bu mantarlar bazı hastalık yapıcı özelliklere sahip olduklarından, uzmanlar dikkatlerini ölü çekirgeler üzerine çevirirler. Kenya, Madagaskar hatta Tayland ve Avustralya’da 40°C’de bile yetişen “Metarhizium flavoviride ve M. anisopliac” nev’ine ait sayısız mantarlar bulunmuştur. Daha önce de söylediğimiz gibi, mantar sporlarının kurumamaları için, çevreye zararı olmayan ve buharlaşmayı engelleyen bir yağ karışımı içerisinde araziye püskürtülmeleri gerekir. İngiliz araştırma grubu sadece süratli bir şekilde çözülebilen nebati yağları, Alman araştırma grubu ise su-yağ emülsiyonu üzerinde duruyorlar. İngiliz grubu “Conidiospor”luların üretimini tercih etmektedir. Bu spor çeşidi, mantar sert zeminde büyüdüğünde teşekkül etmektedir. Alman grubu ise sıvı kültürde teşekkül eden “Blastospor”luların üzerinde duruyorlar. Ne var ki, her iki usulün de müsbet ve menfi tarafları bulunmaktadır. Conidiospor’luların müsbet tarafı şudur: Birkaç hektarlık araziyi ilaçlamak için az bir miktarda conidium kâfidir. Ayrıca bu az miktardaki conidiumun hazırlanması teknik açıdan büyük masraflar gerektirmez. Su geçirmeyen yüzeyinden dolayı yağ içinde kolayca verilebilir. Bunun yanısıra conidiumun, blastospordan daha sert ve dayanıklı olduğu görülmektedir. Blastosporların avantajları ise; büyük miktarlarının bile süratli bir şekilde ve kolayca imal edilebilmesi, conidium’dan daha çabuk çimlenmesi, misafir olarak konduğu böceğe süratle nüfuz etmesi ve böylece güneş ışığı ve kurumaktan korunmuş olmasıdır. Bununla beraber, her iki sistem de birbirine mani değildir. Çekirgelerin kuluçka ve çoğalma sahalarının küçük olduğu ülkelerde, bizzat bu ülkede imal edilen conidiospor-preparatı, çekirgelerle mücadelede kullanılabilirken büyük ve geniş sahalara, endüstriyel olarak hazırlanmış blastospor-preparatlarıyla mücadele edilebilir. Kısa süre önce Alman araştırmacılar, biyolojik silahların bir yenisini daha keşfettiler. Madagaskar’da toplanan çekirgelerin ölümüne “Soposporella” türüne ait çok az bilinen mantarların sebep olduğu ortaya çıkmıştır. Bu mantar, çekirgelere karşı sürdürülen mücadelede yeni bir silah olabilir. Ancak bütün bunların ötesinde bazı ilim adamları, bilhassa çevreci ve daha idealist düşünenler, bu mücadelenin de insanlığa zararlı yan tesirleri olabileceğinden, bir canlı türünün neslini kurutmaya kadar gidecek böyle acımasız bir savaşın ekolojik denge açısından menfiliklere yol açabileceğinden bahsetmektedirler. Bu ilim adamları, çekirgenin zararlarının daha insaflı biyolojik usullerle (bir canlının diğerini yemesi) daha dengeli bir şekilde onlara da bir miktar hayat hakkı tanınarak sürdürülmesi inancındadırlar. Mesela sığırcıklar gibi kuş sürülerinin böyle bir mücadelede kullanılabileceğine yıllar önce bazı İslam âlimlerince dikkat çekilmiştir. İnsanların kâinata daha merhametli bakmalarıyla, aslında abartıldığı kadar bir açlık tehlikesi olmadığı ve canlılar arasındaki ekolojik dengeyi bozmamanın daha önemli olduğu görülecektir. |
|



Tarih boyunca çeşitli devirlerde bazen belli canlılar çok fazla çoğalarak insanlık için bir musibet olabilmiştir. Aslında tabiatta Yaratıcı’nın kurduğu mükemmel dengeye insanoğlu parmağını ve kötü niyetini karıştırınca bu dengeyi kendisi bozmaya sebep olmuştur. Ondan sonra da düzeltmek için çeşitli mücadele usulleri aramış, bulduğu her çare ise yeni bir komplikasyonlara yol açmıştır. Her canlının rızkını veren Allah, İlahi ikaz olarak bazen çekirgeleri çok fazla çoğaltarak insanları açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Çekirgelerin çoğalmasının birçok sebebi olabileceği gibi, bunlardan biri de bozulan çevre ile birlikte kuşların azalması olabilir. Bu yaz böyle bir çekirge afatıyla Madagaskar’ın güney kısımları karşı karşıya kaldı. Bu bölgede bilim adamları bol miktarda çekirge larvalarının varlığını tespit ettiler. Bir müddet sonra endişelerini haklı çıkarırcasına elli kadar bulut halinde dev çekirge sürüleri görüldü. Bu sürü, 400 km uzaklıktaki liman şehri Moranda’ya ulaşır ve Haziran ayında yumurtlama sahalarından 700 km uzaklıktaki başkent Anternoraviva’ya varır.
Kimyevi mücadelenin hem insan hem de çevre sağlığı açısından menfi tesirlerinin fazla olmasından dolayı, mücadele biyolojik sahaya doğru kaymaktadır. Biyolojik mücadelede esas mekanizma, çekirge larvalarının deri değiştirmesini engelleyen yeni bir maddenin veya onları hasta ederek öldüren mantarların kullanılmasıdır.