Değerlerin Ne Önemi Var?

İngiltere Başbakanı Tony Blair, 1999 yılında partisinin yıllık kurultayında yaptığı konuşmada, "Dünyayı bir hayalet sardı: Teknolojik devrim. 10 yıl Öncesine kadar 15 yaşında bir çocuk bilgisayar kullanamazdı, bugün neredeyse bilgisayarsız yaşayamaz halde. Global finans, iletişim ve medya, elektronik ticaret, internet, genetik bilimi. Geleceği belirleyen değişim güçleri bunlar." dedikten sonra, "Yalnızca maddi zenginliklerle yaşayamayız. Evet büyük anne ve babalarımızdan üç kat daha zenginiz, ama acaba üç kat daha mutlu muyuz?" diye soruyor. Ve "dedemin kuşağının değerleri güçlüydü. İnsanlara saygıya, terbiyeye, suç işlenmemesine önem veriyordu" sözleriyle de mutluluğun kaynağının "değerler" olduğunu belirtiyordu. Ve yine o konuşmasında "ideolojilerimizin tutsağı olmuştuk. Ebediyen değişmeyecek doktrinlerimiz olduğuna inanıyorduk. Oysa ebediyen değişmeyecek olan yalnızca değerlerimiz. Bunlar, dayanışma, sosyal adalet, ferdin ihtiyaçlarının ancak güçlü bir cemiyette tatmin olabileceği inancı. Bizi yalnız yurttaş olarak değil, insan olarak birbirine bağlayan bu değerlerdir." diyor ve onları hayata geçirmekte olduklarını söylüyor.Davranışlarımızın arkasındaki itici güç, seçimlerimizi ve hareketlerimizi yönlendiren değerlerimizdir. İnsanlar, objeler (nesneler) ve davranışlar hakkındaki görüşlerini bu temel atıf noktalarına yani değerlerine göre şekillendirirler. Bilimin neticelerine ve olaylara dayanan veriler, karar vermemizi sağlayan tek unsur değildir. Kararlarımız ve tercihlerimiz, bu verilerin değer dediğimiz filtrelerde sü-zülmesinden sonra oluşur.

Sevgi, emniyet, itimat, hürriyet, bilgi, adalet, ahlak, dürüstlük, yardımlaşma gibi ilk insandan beri değişmeden var olan ve bundan sonra da değişmeyecek olan pek çok değerimiz vardır. Bu değerler bütünüyle yaşantımıza yansıdığı zaman huzurlu oluruz ve cemiyetin nizamı ancak o zaman sağlanır. Aslında, yüksek insani değerler umumiyetle hep birlikte yaşar ve yine hep birlikte yok olurlar. Bunların her birisi, diğerinin gıdası gibidir. O bakımdan, gerek ferdi, gerekse kurumsal seviyedeki değerler, "değerler sistemi" mantığı içerisinde ele alınmalıdır. Tıpkı bir ekosistem gibi. Nasıl ekosistemde her şey birbiri ile münasebet içindedir; mikroorganizmalar olmadan bitkiler, bitkiler olmadan hayvanlar olmaz ve bütün bunların arasında bir dayanışma vardır. Bu dayanışma korunduğu sürece sistem devam eder, aksi durumda sistem bozulur. Ayrıca her bir ekosistem bir diğerinden farklıdır ve her birinde farklı unsurlar daha önde gözükür. Örneğin, bir orman ekosisteminde ağaçlar hakim durumda iken, bir göl ekosisteminde balıklar daha ön planda yer alır. Ancak bu sistemlerin hiçbirisi statik değil, dengeyi koruyarak değişen, gelişen dinamik bir yapıya sahiptirler. Ekosistemin unsurları nasıl birlikte işliyorsa, değerler sistemi de birlikte işler. Her bir değerin ayrı, ama faydalı bir fonksiyonu vardır ve onlar entegre olarak bulunduklarında gerçek tesir ortaya çıkar. Örnek olarak bir firmayı düşünelim. Eğer o, sadece kar açısından değil, ortaklarına karşı doğruluk, dürüstlük, açıklık, iş birliği gibi değerler açısından da taahhütlerini sürekli yerine getirmiyorsa ciddi sıkıntılar yaşayacağı şüphesizdir. Çünkü, insanları ortak hedefler doğrultusunda bir araya getiren ve çalışmaya yönelten, ortak değerlerdir. Bunlar çiğnendiğinde sistem çökmeye başlar. Ortak değerler, toplumun, kurumun ve-ya bütün insanlığın her üyesinin üzerinde uzlaştığı, benimsediği, zihninin bir parçası haline getirdiği sentez edilmiş değerlerdir. Böyle bir kurumda veya toplumda tek bir patron vardır: değerler. Ve bütün kararlar, sadece bu değerlere göre alınır.

Ancak farklı toplumlarda farklı değerler, onların sosyal, ekonomik ve kültürel yapılarına göre daha ön plana çıkabilir. Mesela, bir toplumda yardımlaş ma öylesine gelişir ki, kişi kendinden önce başkasını düşünür, ne kadar imkanı varsa başkaları için kullanır, adeta yaşamak için değil yaşatmak için yaşar. Bu haliyle de diğer toplumlara örnek teşkil ederler. Baş ka bir toplumda özgürlük öylesine gelişir ki, insanın içerisinde nekadar cevher, ne kadar potansiyel, ne kadar istidat varsa onların hepsini geliştirebilir ve faydalı hale getirebilir. O da bu yönüyle örnek teşkil eder. Böylece toplumların bir diğerinden öğreneceği güzel şeyler ortaya çıkar.

Birkaç Evrensel Değer
Ulaşım ve iletişim teknolojisindeki son gelişmelerle dünya küçük bir köy haline gelmiştir. 21. asırda da bu gelişmelerin devam edeceği ve insanlar ve toplumlar arası münasebetlerin bugüne göre daha da artacağı beklenmektedir. Bu münasebetlerin problemsiz veya en az problemle sürdürülmesi için insanların bir zihni değişim geçirmesi gerekiyor mu? Bu soruya henüz tamamladığımız asra bakarak cevap verilebilir. 20. asır başlangıcından bugüne kadar insanlığın acılara, haksızlıklara, adaletsizliğe, saygısızlığa maruz kaldığı bir asır olmuştur. Halbuki insan kainatın özü, en kıymetli varlığıdır. Diğer bütün varlıklar insana hizmet etmekte ve ona yardımcı olmaktadır. İnsan, bozmakla değil; yapmak, iyileştirmekle yükümlüdür. O, barış, güven, yardımlaşma, sevgi, adalet, hoşgörü, şefkat, merhamet gibi yüksek insani değerlerle yaratılmıştır. Bilgi kaynaklarımız böyle bildirmekte, aklıselimimiz de bunu tasdik etmektedir. Yeni bir hayatın eşiğinde olan insanlık yeniden bu değerlere dönmek ve onlarla mutlu bir hayat kurmak istiyor. Bir yandan global bir köyde iktisadi büyüme yaşanırken, diğer yandan ülkeler kendi kültürlerine ve öz değerlerine daha çok bağlanmaya başlıyorlar. Milletlerin kendi öz değerleri yükselen değerler olarak ortaya çıkıyor.

Hürriyet
18. yüzyılda temel kaynak topraktı, 19 ve 20. yüzyıllarda ise bunun yerini fabrika ve sermaye aldı, insandan çok onlara değer veriliyordu. 21. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde ise, esas kaynağın insan olduğu, onun kabiliyetlerinin geliştirilmesi gerektiği, bunun için de ona hürriyetinin verilmesi lazım geldiği vurgulanıyor. Artık, herkese eşit bir şekilde davranan bir sistem kurulmadan, tepeden bakma ve peşin hükümler terk edilmeden, kapıların insanların suratına kapatılmasından vazgeçmeden, cehalet, sefalet, korku ve ümitsizlik yok edilmeden herkesin kabiliyetlerini geliştirmesinin sağlanamayacağı iyi bilinmektedir. Bu bağlamda, içinde bulunduğumuz yeni asırda, hürriyet evrensel değerler sırasında ilk sıralarda yer alacaktır.
Tony Blair başta belirtilen konuşmasının bir bölümünde toplumun farklı kesimlerine seslenerek; "birlikte doğduğunuz kabiliyetlerinizi biliyorum. İşte bu potansiyelinizi hür kılacağız" diyor. Gerçekten hangi insan ekonomik hürriyet, düşünce ve fikir hürriyeti, inanç ve vicdan hürriyeti, siyasi hürriyet istemez. Hürriyeti savunmak, bunları bütün olarak ele alıp, bütün hürriyetlerin yaşamasını savunmaktır.

Hoşgörü
Ancak hürriyeti sadece kendimize has zannetmek de bir hamlıktır. Kendi inanç ve değerlerimize hürmet edilmesini istiyorsak -her insan ve toplum bunu ister- ne şekilde olursa olsun başkalarının inanç ve değerlerine de hürmet etmek mecburiyetindeyiz. Yüce Beyan'ın ifadesiyle, "senin dinin sana benim dinim bana". İşte evrensel değerlerden biri de budur. Yani hoşgörü. Hoşgörünün olmadığı bir toplumda barış ve huzuru sağlamak mümkün değildir. Gerçekte içtimai yapıdaki farklılıklar bir zenginliktir. 21. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde insanlarda bu şuurun oluşmaya başlaması büyük bir kazançtır.

Ahlak
Günlük hayatın başlıca konularından birisi de ahlaktır. Hepimiz -her zaman yapamasak da- iyiyi arar ve kötüden kaçarız. İnsanın sosyal gelişmesi, genellikle ahlaki gelişmesinden ibaret sayılmıştır. Çünkü insan sosyal bir varlık olup insanlarla münasebet halinde yaşar ve münasebetleri öncelikle ahlaki değerlere dayanır. Oysa, insanda yaratılıştan, keyfince yaşama arzusu vardır. Özellikle son birkaç asırda kazanılan hürriyetlerin ve demokratikleşmenin yanlış yorumlanması, buna ilaveten hayatın ga-yesizleşmesi, insanın manevi değerlerinin ihmal edilip maddi değerlerin ön plana çıkarılması; iyi-kötü, doğru-yanlış, helal-haram arasında bir seçim yapma ahlakını da ortadan kaldırmıştır. Bu yozlaşma, eğlence hayatına, ticari ve iktisadi hayata, bilime, kısaca hayatın bütün alanlarına yayılmıştır. İffet, namus çiğnenmiş, ailede sevgi ve hürmet yok olmuş, para hırsıyla devlet soyulmuş, dolandırılmış ve bütün bir milletin hakkı gasp edilmiş, siyaset, insanları kandırma üzerine kurulmuş, sahte bilim adamları türemiş, din istismar edilmiştir.

Bütün bu iç karartıcı olaylar, bu tür fiillerin işle-nemeyeceğine dair yazılı kaideler, kanunlar olmasına ve onları işleyenleri cezalandıracak mahkemeler bulunmasına rağmen meydana gelmiştir. Demek ki ahlak olmadan sadece Yazı1ı normlarla, insanların olumsuz davranışlarını engelleyip, onların huzur ve selamet içerisinde yaşamasını sağlamak mümkün değildir. O halde her bir kurum kendi alanıyla ilgili evrensel ahlaki değerleri geliştirmek ve hayata geçirmek mecburiyetindedir. Siyasi ahlak, iş ahlakı, medya ahlakı, bilim ahlakı olmadan insanlık bin yıl daha yaşasa geriye utançtan başka ne bırakabilir?

Netice olarak şu denilebilir. Nefes almaya başladığımız yeni yüzyılda, dünya daha da küçülecek, maddi zenginlik daha da artacak, bilgi ve teknoloji, iletişimi ve hayatı daha da kolaylaştıracaktır. Fakat insanlar birbirini daha fazla tanımaz, farklılıklara saygı duymaz ve ortak değerler etrafında buluşmazsa, hayat dış görünüşü itibarıyla süslü, konforlu, eğlenceli olsa bile, gerçekte özü boş, sevgiden hürmetten yoksun, insani duygulardan bihaber, ruhsuz, mutsuz bir kitleden ibaret olacaktır. Ancak çarşıda, pazarda, iş yerinde, müesseseler arasında, dinler arasında ve bilim adamları arasında bir diyalog kurulur, taraflar birbirini tanır; ziyaretler, toplantılar, tartışma programları ve seminerlerle tarafların benzer ve farklı yönleri ortaya konur, insanlığı temelde birleştiren ortak değerlerin neler olduğu tespit edilir ve onlar birlikte hayata geçirilirse, global köyde insanca bir nizam ve insanca bir hayat sağlanabilir. Aslında 21. yüzyıl girmeden bu yola girilmiştir. Ülkemizde bazı sivil toplum kurumlarının çabalarıyla, çoktan beri tartışılan belli değerler üzerinde anlaşma sağlanması yönünde adımlar atılmıştır bile. Farklı dinlerin müntesipleri birbirinin düşmanı olma yerine, farklılıklara hürmet edilmesi ve ortak değerlerin ön plana çıkarılmasının gayreti içerisindedirler. Dileriz, bu gelişmeler meyvelerini çabuk verir, insanlık insanca yaşamanın mutluluğunu yakalar."



comments powered by Disqus