|
Dirilişin Yol Haritası (Kitaplık)
Nihat DAĞLI [email protected] |
Sesli Dinle
|
![]() Hayatı oyalamayan, 'oya'layan insanlar zümresi böyledir; kendilerinden çıkan her ne ise ondan ibaret olur. A. Manassier, soy bir ressamı anlattığı şiirinde bu insanları şöyle resmeder: "Ressamım ben, / niyetim resmim için elimden / geleni yapmak. / İnsanlar benim inandığım şeyi, / resmimin iyi olması ölçüsünde / anlayacaklar belki de." Bu insanların hayatları ve inançları birbirine karşıt şeritte yürümez, hayatları inançlarına inançları da hayatlarına işaret olur. Dualitenin değil 'bir'liğin insanıdırlar; inandıkları gibi yaşar ve yaşadıkları gibi inanırlar. Kendilerini 'bütün'den bağımsız görmez, başkasına zarar kendilerine yarar hâller içinde olmazlar. Modern zamanların kuşatamadığı için anlamakta güçlük çektiği bu geçmiş zaman insanlarının, 'sessiz usta'ların hikâyesi ve romanı hâlâ yazılmadı. Ahmet Turan Alkan, bir kült kitap olan Üç Noktanın Söylediği'nde haklı olarak şu soruyu soruyordu: "Halamın Romanı Niçin Yazılmadı?" Yazılmadı çünkü roman daha çok 'bütün'den kopuk 'birey'in şizofrenisine kulak olmayı tercih ediyor. Sivaslı hala ve Afyonlu Halil Usta'nın romanı yazılmadı; ama onlar da 'fıtrî –yani öğretilmemiş- bir insiyakla kendilerini ifade etmeyi reddettiler ve sırf bu yüzden ne kadar kahraman oldukları hiç bilinmedi. Bu memleketin çehresini görünmeyen çizgilerle inşa ederken, gün gelip hikâyesiz kalacaklarını düşünmediler.' Hikâyesi yazılmamış kahramanlara ve sessiz ustalara sahip bu ülke ise gidip modern/postmodern figürlerin izleyicisi oldu. Zaman aktı, devir değişti, insanlar başkalaştı; gerçeklik ağzımızda kekremsi tatlar bırakırken içimizi fesada açık tutuyor. Fedakârlık, istiğna, başkasının huzuru adına kendinden vazgeçmek gibi hâllere ev olamayacak durumda olan bizler 'ben'cil hâllerin kuşatması altındayız. Şükür ki, bütünüyle bitmiş değiliz; hâlâ neyi yitirdiğimizi hatırlayan ve bunu hatırlatan insanlarımız var. Ahmet Turan Alkan romanı yazılmamış halasını önümüze koyarken, Şerif Ali Tekalan Afyonlu Halil Usta'nın hikâyesi üzerine kurduğu "Sessiz Ustalar" kitabında "dirilişin yol haritası"nı belirliyor. Bir şey hatırlanıyorsa ölmemiş demektir, hatırlanmak suretiyle o şey yeniden hayata sokuluyordur. Şerif Ali Tekalan, 1960'lı yıllarda Afyon'un Sandıklı ilçesine bağlı köyünde çocukken tanıdığı Halil Usta'yı yanına alarak Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kaydını yaptırmış. Usta fark ettirmeden Şerif Ali Hoca'ya rehberlik etmiş. Başarılı bir talebelik ve akademik hayatı olmuş Hoca'nın. Bir tıp profesörü olarak çalışırken, aidiyet hissiyle bağlı olduğu ülkenin hikâyesine ve ruhuna da kulak olmuş. Bu hikâye ve ruhun işaret ettiği insanın kaygılarını sahiplenerek mesleğini icra etmiş. Yaşadığı ülkenin ve dünyanın yaşanılabilir olması adına düşünmüş, hiç yanından ayırmadığı Halil Usta'nın şahsında 'sessiz ustalar'ın derde deva vasıflarına yoğunlaşmış. "Sessiz Ustalar: Dirilişin Yol Haritası" kitabı ruh kurucu 'sessiz ustalar'a dikkat çekerken, bu ustaların vasıflarını da 'dirilişin yol haritası' olarak gösteriyor. Sessiz ustalar nasıl insanlardır? Kitapta altı çizilen vasıfları şöyle toparlayabiliriz: Sessiz ustalar işlerine yoğunlaşır, onu en iyi şekilde yaparlar. Dilleri işleridir, ayrıca bir dile gerek duymazlar. Onların yerine işleri konuşur. Karşımıza iyi hâllerle çıkarlar, hayatımızda hep iyi bir şey olarak dururlar. Varlıklarında tamamlanır, yokluklarında ise derin bir boşluk hissederiz. Onları her zaman 'iş'te görürüz. Kendilerini 'bütün'ün sağlığına adar, 'Şunu yapar, ama bunu yapmam!' demezler. 'İş'lerinde derinleşir, ama uzmanlaşmanın körlüğüne de düşmezler; hem dikey hem de yatay bir derinliğe sahiptirler. Hayatın orta yerinde bir 'maymuncuk' gibi dururlar. Yaptıkları 'iş'ler üzerinden 'sahne'ye varmak gibi bir niyet de taşımazlar. Zîrâ onların derdi görünmek ve alkış almak değil, 'ol'maktır. 'İş'leri bitmek bilmez, hep çalışırlar. Çünkü hayatın hareket üzere olduğunu bilirler. Dolayısıyla ancak ölünce 'iş'ten düşerler. Şerif Ali Hoca, bu 'sessiz ustalar' için şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: "İnsanlık belki de bu tip insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalabilmektedir. Tarihte bunların misâllerini açıkça görmekteyiz. Sessiz ustalar bulundukları devirlerde bilinmezler; ama sonraki zamanlarda varlıkları fark edilerek yeniden hayata taşınırlar. Doğrusu bunların tanınması, bilinmesi ve nesillere misâl olarak gösterilmesi de bir insanlık görevidir." Ahmet Turan Alkan, "Üç Noktanın Söylediği"nde şu soruyu da soruyordu: "Kahramanların Çağı Bitti mi?" Devam edelim: Romanı yazılmamış Sivaslı 'hala' ve Afyonlu Halil Usta şimdi yoklar mı? Bu insanlar artık yaşamıyorsa, kendilerine ihtiyacımız da mı yok? Şerif Ali Hoca'nın iddiası şudur: Birer kahraman olan sessiz ustaların sözleri bitmemiştir, vasıfları da önümüze ışık düşürmeye devam etmektedir. Dünyanın farklı yerlerinde Halil Usta'ya akraba yüzlerce insan yaşıyor. Hayat devam ediyorsa, kendilerini hizmete adayan bu insanlar sayesindedir. Hiç şüphesiz yaşanan zamanlar, 'bütün'den kopuk parçalar hâlinde yaşayan 'ben'cil 'birey'i işaret etmektedir. Bu parçalanmış 'birey'in etrafında gelişen hayatın yaşanabilir ve sürdürülebilirliği de mümkün görünmüyor. Yaşanan gerçekliğe kulak kabartırsak şunu duyarız: 'Ben'cillik hayatı çürütüyor. 'Bütün'ü gözetmeyen; değer, erdem, adalet ve merhameti esas almayan 'birey'in geleceği yoktur! 'Ben'cillikten sıyrıl, sahip olmaktan vazgeç! Kendinden çık, 'bütün' içinde var ol! Gerçekliğin zımnen söylediği bu hakikat insana kahraman olmayı salık veriyor; onu nefsiyle, kendisiyle yapacağı bir savaşa çağırıyor. Biliyoruz ki asıl savaş, büyük mücadele insanın kendisiyle yaptığıdır. Belki de büyük savaştan düştüğümüz için bugün küçük savaşların kahramanı ve yorgunu insanlar olmuşuz. |
|



