|
Eko Kanserler
Doç.Dr. A. S. Şahin |
|
![]() İnsanoğlu yeryüzünde yaşadığı müddetçe kendisi için hazırlanan bu dünyanın meyvelerinden yiyecek, havasını teneffüs edecek, suyunu içecektir. Bu dünyaya ilk gönderildiğimizde herşey tertemizdi ve asırlarca da tertemiz olarak süıüp geldi. Ne zaman ki petrol ve kömür gibi fösli yakıtları dünyamızın temizleme hızından daha hızlı tüketmeye başladık, önce havamızı kirlettik. Daha fazla üretim hırsıyla tarlalarımızı, bağ ve bostanlarımızı ilaçlarla zehirledik, suyumuzu ve toprağımızı içilmez ve yaşanmaz hale getirdik. Kimya sanayiindeki gelişmeler kontrolümüzün dışında, yeterli deneyleri tamamlanmadan alelacele birçok organik veya inorganik bileşikler üretti, baştan faydalı gibi görünen bu bileşiklerin zararları yeni yeni ortaya çıkıyor. İşte her tarafta artan kanser türleri. Kendi elimizle kazdığımız kuyuya mı düşüyoruz? Bütün bu şuursuz gelişme belki çok insanı zengin ediyor, ama sağlık olmayınca zenginlik neye yarar ki? Zengin olsun fakir olsun, endüstriyel veya kırsal kesimden olsun, hemen bütün memleketlerde meme kanseri görülme hızı artmaktadır. Kanser yapıcı maddelerin çoğu vücudun normal genetik işleyişini bozar. Bu yüzden bilim adamları, şüpheli bir maddenin DNA’yı sakatlama, bozma, farklılaştırma veya bir şekilde değiştirme riskini araştırarak, bu maddelerin kanser yapıcı olup olmadıklarını gözlemeye çalışmaktadırlar Meme kanseri alkol alan kadınlarda almayanlara göre iki mislidir. Bunun muhtemel sebebi alkolün melatonin hormonunun salgısını azaltması ve melatoninin azalttığı östrojen hormonunun artarak kanserojen etki göstermesidir. Kadınlar bugün meme kanseri yapıcı tesirlerin etkisiyle yüz yüzedir. Böcek ilaçları, plastik katkı maddeleri, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, petrol ürünleri, DDT, poliklor bifeniller östrojene benzer etki yaparlar ve Ksenoöstrojenler adı altında toplanırlar. Endüstrileşmenin sağladığı yararlar, tabii dengelerin bozulmasına da yol açabildiği için, insanlara pahalıya mal olmaktadır. Östrojenin meme kanserini nasıl uyardığı bilinmiyor. Fakat östrojenin hücre çoğalmasını uyardığı görülmüştür, östrojen fazlalığının kanser hücresi çoğalma hızını da artırdığı düşünülmektedir. “Ksenoöstrojenler” diye adlandırılan bu maddeler östrojen reseptörlerine bağlanarak etkilerini göstermektedirler. Östrojen reseptörlerine bu bağlanma, genetik şifreyi değiştirerek meme kanserine yakalanma riskini artırır. Meme Kanserinde Gece- Gündüz Ve Manyetik Alanların Etkisi: Hayvan çalışmalarında, hem gece-gündüzün hem de manyetik alanların östrojen seviyelerini etkilediği gösterilmiştir. Endüstrileşmiş ülkelerde elektriğin fazla kullanımı ile oluşan 50-60 Hz’lik manyetik alanların oluşması sonucu genetik yapıdaki kimyasal bağlarda hasara yol açarak kansere sebep olmaktadır. Melatonin, beynin ortasında yer alan epifiz bezi tarafından gece karanlığında salgılanan bir hormondur. Melatoninin insandaki başlıca fonksiyonu henüz bilinmemekle birlikte, hayvan çalışmaları, gece yükselen melatonin seviyesinin östrojen ve prolaktin (süt üretimini uyaran hormon) seviyelerini baskıladığını göstermektedir. Ayrıca başka hayvan çalışmaları, gece ani ışıklandırma ve elektromanyetik alan oluşturulması ile melatonin salgılanmasının azaldığını göstermektedir. Buna dayanarak, devamlı ışığa maruziyetle östrojen seviyesinin, dolayısıyla meme kanseri riskinin artabileceği ileri sürülmüştür. Bunu takip eden çalışmalar, melatoninin insan meme kanseri kültür hücrelerinin üremesini direkt olarak durdurabileceğini gösterdi. Bir çalışmada melatoninin kanser hücrelerindeki östrojen reseptörlerini azalttığı gösterilmiştir. Hormona duyarlı meme kanserinde östrojenin kanser büyümesindeki etkinliği bilindiğine göre, reseptörler azaltılarak tümörün büyümesi yavaşlatılabilir. Gürcistan’da ve Almanya’da yapılan çalışmalarda kanserojen maddelerle oluşturulan meme tümörü, çeşitli derecelerde manyetik alanlara maruz bırakılmış ve maruziyet derecesi arttıkça kanserin daha hızlı büyüdüğü görülmüştür. Bu bulgulara göre, melatoninin elektromanyetik alan ve ışıkla meydana gelen meme kanseri üzerindeki azaltıcı etkisi insanda da gösterilebilirse kanseri durdurucu hormon olduğu ortaya konacaktır. Yaratıcı’nın gece ve gündüzü düzenlemesindeki hikmetlerinden bir tanesi melatonini geceleyin salgılatarak, aşırı östrojen salınımını engellemesi ve böylece kanserojen etkisini ortadan kaldırmasıdır. Herşeyden önemlisi de kişilerin genetik olarak kansere yatkın olup olmadıklarının henüz kesin olarak bilinememesi tetiği çeken kanser yapıcı maddelerin incelenmesini de güçleştirmektedir. Tabii olarak bulunmayan, insanların laboratuarlarda uzun çalışmalar neticesinde ürettiği moleküller, bugün her tarafımızı sarmış durumdadır. Oturduğumuz koltuğun plastik ham maddeli kaplaması, mobilyalarımızın cilası, elbiselerimizdeki polyester lifler, kullandığımız kalemler, boyalar, birçok elektrikli ev aletinin ana gövdesi, halıfleks türü yer döşemeleri.. daha sayamadığımız yüzlerce eşyamızın büyük çoğunluğunun sentetik üretilmiş petrol türevi maddelerden yapıldığı düşünülürse hayatta kalmamız gerçekten güç gibi görünüyor. Bu durumda bütün yük vücudumuzun immün sistemine düşmekte, şayet bağışıklık sistemimizde bir arıza çıkmazsa işler yolunda gidiyor demektir. Ama hasar bu sistemde ortaya çıktığında şu anda yapılabilecek pek fazla birşey yok gibi görünse de, çalışmalar çok hızlı olarak bağışıklık mekanizmasının sırlarını çözme yolunda ilerliyor. İnşaallah “ölümden başka her hastalığın çaresinin bulunacağı” müjdesinin neticelendiğini göreceğimiz günler yakındır. Ancak o zamana kadar koruyucu hekimlik adına yapılacak en iyi şey her halde fıtri yaşama, mümkün olduğunca kapalı mekanlarda kanserojen maddelerle bir arada uzun süre kalmama, gibi tedbirler olabilir. |
|



