Elektromanyetik Dalga Kirliliği

Amerikan harp sanayiinde mühendis olarak görev yapan Robert Strom da öteki pek çok insanlar gibi aynı amansız hastalığa yakalanmıştı..Kanser... Fakat Strom yine de hiç yılmadan, bu hastalığın kaynağını bulabilirim inancıyla araştırmalara koyuldu. Üç yıl boyunca yaptığı testler neticesinde, bu çalıştığı yerde yüksek dozda elektromanyetik dalgaların mevcut olduğunu ortaya çıkardı. Bu çalışmalarından kısa bir süre sonra da doktorlar Strom'da bir de kan kanseri(lösemi) keşfettiler. Strom, bu hastalıkların ve zararların ortaya çıkmasında esas suçlunun işverenin olduğunu belirterek haklarında dava açtı. Ağustos 1989'da mahkeme Strom lehine karar vererek işvereni 500 000 dolar ödemeye mahkum etti. Ancak bu hasta mühendis kısa bir süre sonra eriyerek öldü gitti. Strom, hazin haliyle bu cihette çığır açarak kanser vak'aları ile elektromanyetik dalgalar arasında bir bağlantı olduğunu ortaya koydu.

Şu anda her birerlerimiz, bulunduğumuz duruma göre belli nisbette elektromanyetik dalgaların tesiri altında tutulmaktayız. Bilindiği gibi elektrik akımının bulunduğu her yerde elektromanyetik alanlar ve dalga boyları oluşmaktadır. Elektromanyetik dalga deyince ilk akla gelen televizyon ve radyo yayınlarıdır. Ancak elektromanyetik dalga kavramı bu kadar dar ma'nâda anlaşılmamalıdır. Görünür ışık, gama ışınlan, çok farklı frekanslarda iletişim sağlayan araçların haberleşme vasıtası hep elektromanyetik dalgalardır. Bu münasebetle her varlık bulunduğu yere göre belli yoğunlukta elektromanyetik dalgalara maruzdur. Özellikle elektrik ve elektronik teknolojisinin gelişmesiyle insanların ürettiği elektromanyetik dalgalar büyük ölçüde yayılma göstermiştir.

Bilindiği gibi bir iletkenden elektrik akımının geçmesi iletken çevresinde bir elektromanyetik alan oluşturur. Akımın değişken olmasıyla bu alan da değişken olur ve bu durumda bir elektromanyetik dalga meydana gelir. Akımın frekansına ve şiddetine göre elektromanyetik dalga daha geniş alana yayılır ve tesiri de aynı oranda artar.

Telsiz, radyo, televizyon vericilerinde, konuşma ve o elektrikî sinyale dönüştürülen görüntüler elektromanyetik dalga halinde yayılması için antene uygulanır. Işın veya dalga olarak tanımlanan herşey, fizikî ma'nâda elektromanyetik yönüyle değişik hususiyetler arzeder. Bu ışınlar ne kadar kısa dalgalı olursa, o nisbette fazla enerji yayar ve belirli bir dalga boyundan sonra canlı bünyesi için tehlikeli olurlar.

Günümüzde pekçok bilim adamı elektromanyetik dalgaları, çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasında tek âmil olarak görmektedirler. Bu hastalıklar en basitinden baş ağrısı, mide bulantısı, fenalık, beden ve gönül yorgunluğu gibi rahatsızlıklarla başlamakta ve kötü sonla noktalanmaktadır; kanser... ABD'nin önde gelen ilim ağırlıklı dergilerinden "Science"in yeni yayınlanan son araştırma yazısında EMF'nin (Elektromanyetik dalgalar), insan sağlığını tehlike çemberine atan en büyük can düşmanı olduğu mevzuu üzerinde kat'iyyetle hemfikir olunduğu genişçe anlatılmaktadır.

İlk olarak Rus doktorları 1960'lı yılların ortalarında bu ışınların ve dalga boylarının kötü tesirlerini farkettiler. Yüksek gerilim hattında, elektrik direklerinde, trafo merkezlerinde vs. gibi yerlerde çalışan işçiler umumiyetle baş ağrıları, yorgunluk, İştahsızlık, bulantı ve cinsî isteksizlik gibi rahatsızlıklardan yakınıyorlardı. 1986 yılında görevim icabı bulunduğum Seydişehir'de. Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nde çalışan teknisyen arkadaşlar" sana fabrikayı gezdirelim" dediler. Gittik. Tahminen normal bir oturma odası büyüklüğündeki üç teknisyen arkadaşın görev yaptığı odaya girdik. Odanın elektriğini yaktıklarında müthiş bir aydınlık hâsıl oldu. Tavana baktığımda gördüğüm manzara beni şaşkına çevirdi. Altı çift büyük floresan lambası mevcuttu. Teknisyen arkadaşlar şaşkınlığımı anladılar ve : "Bu tesisleri ruslar kurdular. Bir müddet işlettiler ve yakın zamanda da bize devredip gittiler, ama yine de kârdan hisseleri var. Fabrikanın pek çok yerine bakarsan, israf olan çok şeyler görmen mümkündür!" dediler. Ben o zaman sadece israf gözüyle bakmıştım, ama elektromanyetik dalgaların zararlarını öğre-nince, rusların neden ve ne niyetle bu kadar çok elektrikli alet, ısı ve ışık üreticilerini bu fabrikaya fazlaca döşediklerini yeni yeni anlıyorum. Demekki boşuna yapmıyorlar! Uzmanlarımızın dikkatlerini istirham ediyorum..!

15-20 yıl öncesine kadar, düşük enerjili, iyonlaştırıcı olmayan radyasyonun mikrodalga olmadıkça veya iç ısınma yapacak düzeyde bulunmadıkça "zararsız" olduğu zannediliyordu. Bugün ise, bu mevzuda elde edilen bilgiler ışığında, düşük enerjili, iyonlaştırıcı olmayan radyasyonun "biyolojik yönden aktif"olduğu ve dokulara önemli zarar verdiği bilinmektedir. 1979'da salgın hastalıklar uzmanı N. Wertheimer ve fizik uzmanı Ed Leeper, Denver şehrinde kan kanserine yakalanan pek çok çocuğun, umumiyetle yüksek gerilim hattı ve trafoya yakın yerlerde ikâmet ettiğini ve gündüzleri de buralarda devamlı oynadıklarını tesbit ettiler. Daha sonraki araştırmalar da bu gerçeği teyid ediyordu. Milli Sağlık Teşkilatı'nın 1950'li yıllarda yayınladığı sağlık raporunda da bu tür zararlara dikkat çekiliyordu. 20-65 yaş grubu arasında yapılan gözlemlerde, dalgalı akım (alternatif) ve manyetik alanların kol gezdiği kaynak işleri, enerji santralleri ve yüksek gerilim hatlarında çalışanlarda, sinema makinesi operatörlerinde, elektrikçilerde ve tramvay sürücülerinde ölümle noktalanan kanser vak'aları görülüyordu.

Son yıllarda yapılan yeni çalışmalar daha vahim tablolar sergilemektedir. Kaliforniya Üniversitesi'ndeki tıp uzmanlarından S. Preston ve M. Mack sundukları rapora göre 10 yıl veya daha fazla süreyle elektronik-elektroteknik gibi mesleklerde çalışan erkeklerde bu kanser tehlikesi diğerlerine göre 10 kat daha fazladır. EMF-tümörleri kan kanserine yol açmakla beraber, özellikle de beyin ve lenf sistemlerinde varlıklarını hissettirmektedirler. Bu tümörler çok nadir gözükmektedir. Pek çok deney ve gözlemlerde ancak çok kısa bir an için tesbit edi-lebilmektedir.

Milli Kanser Enstitüsü'nden kanser uzmanı David Thomas bu mevzûyu biraz daha açıklığa kavuşturdu. Göğüs kanseri olan 250 erkek hasta üzerinde yaptığı geniş çaplı araştırmasında bu tümörlerle alâkalı asıl bağlantıyı yakaladı. Thomas, bu elektromanyetik dalgaların sağlığı tehdit edici tehlikeler neticesinde erkeklerde bu egzotik(sinsi) tümörün meydana getirdiği rizikoların iki kat daha fazla zarara yol açtığını, diğer araştırmacılar ise altı kat fazla olarak tesbit ettiler. Uzun araştırmalara dayanan bu kat'î tesbitleri değerlendiren Çevre Koruma uzmanları bu elektromanyetik dalga alanlarına " Gizli Ölüm alanları” olarak isim taktılar. Sağlığı tehdit eden bu tehlike çemberi üzerindeki yoğun araştırma ve incelemeler ABD, İsveç, Türkiye, Kanada, Rusya, B.Almanya ve İngiltere gibi devletlerde büyük bir hızla devam etmektedir.

Gün geçtikçe doktorlar elektromanyetik dalgalarla bağlantılı olarak yeni vak'alar ortaya çıkarıyorlar. Bunlardan birisi özellikle Philadelphia ve Hamburg'daki araştırmalarda tesbit edilen âni çocuk ölümleridir. Ölen bebek ve süt çocukları umumiyetle şehir merkezlerindeki eğlence yerlerindeki(!) yerleşim bölgelerinde, ana cadde ve metro yakınlarındaki evlerde oturdukları anlaşılmıştır. Buradaki yoğun elektromanyetik dalgaların uzun süre tesirleri süt ço-cuklarının büyüme ve gelişme hormonlarının, binâenaleyh vücudun düzenleyici sisteminin arızalanmasına yol açmaktadır. Bu korkunç etki, vücudun önemli uzuvlarının çalışma ve en çok da uyku ritmini düşürmekte ve hatta bozabilmektedir; yani "ecel bacadan gelmekte, uykuda bastırıvermektedir"

ABD’li araştırmacılar en son olarak evlerde sıkça kullanılan elektrikli battaniye ve diğer elektrikli ısıtıcılar ve ışıtıcılar(kalorifer,spot lambalar vs.)ile kadınlardaki düşük, erken doğum ve özürlü doğumlar arasında kesinlikle bir ilişki olduğunu gözlemlerle ispatladılar.

Kış ayla-rında bebeğini, çocuğunu yitiren annelerin sayısının yaz aylarında yitirenlerden daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Zaten yaz aylarındaki çocuk ölümlerinin en büyük sebebini de güneş altında kalmaktan mütevellit çeşitli hastalıklar, temizliğe riayetsizlik ve kozmetik ürünlerin kullanımı gibi faktörler oluşturmaktadır. Bunlar da incelemeye değer bir başka mevzuu...

Günden güne artan cihazlar sebebiyle de ışınlanma tehlikesi yüksek dozda -bilhassa şehirlerde-artmaktadır. Günümüzde bu cihazlar içerisinde en tehlikeli olanları TV, bilgisayar ekranları ve mikrodalga fırınlar gibi elektrikli cihazlardır ki, buradaki elektromanyetik dalgalar, dalga dalga ve süratli bir şekilde yayılmaktadır. Dolayısıyla bugün çevre kirliliğinden bahsederken, artık bir "elektromanyetik dalga kirliliği"nden de bahsedebiliriz. Bremen'de 16 çeşit kompüter üzerinde yapılan gözlemlere göre bu cihazlar, ekranın arka kısmından dehşet verici elektromanyetik dalga yaymaktadırlar ki, böylece sinir sistemindeki bilgi aktarma merkezlerini zarara uğratmakta, devamlı olarak baş ağrıları, başta ve kaslarda uyuşmalar, daimî miyopluk, konsantrasyon zayıflığı, nefes darlığı, uzun süreli kalp rahatsızlıkları, hamilelikte özürlü ve sakat doğum, zeka geriliği gibi problemler, unutkanlık, ruhi depresyonlar ve bilhassa çocukların eğitimi açısından yanlış bilgilendirme ve kötü alışkanlıklar gibi insanın ruh ve beden sağlığını tehdit eden birçok problemin ortaya çıkmasına yol açmaktadırlar.

Televizyon ve bilgisayar ekranlarına maruz kişilerde, bu dalgaların kromozomları tahrip etmesi neticesinde, umumiyetle bütün kanserlerin ve özellikle beyin tümörlerinin ve kan kanserinin (lösemi) arttığı görülmüştür. Bilgisayar ekranları, beynin özellikle hipotalamus ve hipofiz bezi ön lobu bölgesinde doku bozukluğu yaparak cinsi hayatı ve üremeyi bozmaktadır. Hipotalamustan çıkan gonadotropin hormonlarının yetersizliği neticesinde kadınlarda âdet bozukluğu ve düşükler olmaktadır. Bilgisayar ekranındaki yanıp sönmeler de bir çeşit saraya neden olabilir (fotosensitii epilepsi). Ekrandan yayılan ışınların her biri tehlike sınırının altında olsa bile, birlikte etki yapınca çok tehlikeli; kanser yapıcı, katarakt yapıcı vs. olabilmektedir. Şu anda tavsiye edilen en Önemli tedbirler ise; hiç kimsenin ekran başında tam gün çalışmaması, ekranlara filtre takılması, koruyucu önlük kullanılması, iki saat ekran karşısında kaldıktan sonra en az yarım saat süreyle ara verilmesi, gebelere ekran yasağı uygulanması vb. gibi ehemmiyetli hususlardır.

Heidelberg Üniversitesi Sağlık Enstitüsü araştırmacılarından Biyoklimatolog Dr. Andras Varga, elektromanyetiğin tesirlerine henüz çok az ehemmiyet verildiğini ifade ediyor. Oysaki bu tür şualar, vücut hücrelerinin denge kaybına ve vücudun elektrik? dolaşımının zarar gör-mesine sebep olmaktadır. Bilindiği gibi bedenî fonksiyonların hepsi, çok küçük gerilim değerlerine sahip (1-250 mikrovolt arası) elektrikî süreçlere dayanır. İnsanın sinir sistemi, uzunluğu tahminen 500 000 km.'ye ulaşan sinirler ve 25 milyar sinir hücresi ile muazzam bir elektrik şebekesini andırmaktadır. Vücudun içinde dengeli ve intizamlı bir şekilde düzenlenip, yerleştirilen bu sistemin dışarıdan tesir altına alınması halinde tabiî sirkülasyon zarar görebilir. Bununla birlikte, Dr.Varga ve diğer uzmanlara göre, vücudun bağışıklık sistemi ve dolaşım sistemi sürekli zayıflar ve böylece kanser riski de artmış olur.

Dr.Varga'nın araştırma raporunda devamla şunlar belirtilir:
Her frekans aynı derecede tesir etmez, ancak her ışık tayfının etki alanında tesirli olabilecek frekanslar vardır. Burada esas mesele EMF' nin tesir alanına giren canlının has-salarını bulabilmek idi. Günümüz ilim adamları bu temel iki alıcıyı artık iyice tanıdılar; gözler ve vücuttaki belli başlı ince hücre zarları. Gözlerden giren elektromanyetik dalgalar direkt olarak beyine nüfuz ederler. Burada -özellikle epifiz bezine(beyindeki diensefalin(ara beyin) den gelişir. İyi bir ışık alıcısı olarak vazifelidir.)- meydana getirilen melatonin hormonuna(uyku devrelerini ve ergenlik döneminde ortaya çıkan iç salgı değişikliklerini düzenleyici) tamamen tesir etmektedir. Canlının uyku ritmini alt-üst eder ve dolayısıyla meme kanserine meydan verir. Fareler üzerinde yapılan deneylere, bunlarda aynı şiddette, yani 0.8 gauss (manyetik alanın şiddet ölçüsü)'lık manyetik alan tesbit edilmiştir ki, bu da melatonin hormonunun gece faaliyetini %30–50 oranında düşürmesi demektir.

Bugün araştırmacılar, 50 Hz.'lik zayıf elektromanyetik alanın insan vücuduna yaptığı en önemli tahribatı şu şekilde özetliyorlar: Bu manyetik alanlar, aynen zayıf elektrik akımında olduğu gibi, hücre zarlarına tesir eden; değişken ve böylece de enerji kaybının oluştuğu bir dalga meydana getirirler. Zarlar arasında, muhtelif yükte sodyum ve potasyum elementlerinin oluşturduğu çift kat elektrikî tabaka mevcuttur. Siemens'in elektrikli ocak ve mikro-dalga fırınları da işte bu alaşım ve faktörlerden imâl edilmektedir. Büyük bir gerilime sahip bu elektromanyetik dalgalar, sinirler vasıtasıyla direkt beyine ulaşmaktadır. Dolayısıyla bedenî ve ruhî arızalar ve aksaklıklar gün yüzüne çıkmaktadır. Radar ve buna benzer diğer elektronik araçların yaydığı yüksek frekanslı dalgalar, canlılarda irsî hususiyetleri kontrol eden nükleik asitlerin yapı taşları olan nükleotitleri (DNS) birbirinden ayırır, parçalar. Bunun için de sadece 7x1012 gramkuvvet şiddetinde çok az bir güç dahi yeterli gelmektedir.

Biyoklimatolog Dr.Varga'nın ilginç tesbitlerinden biri daha; tavuk embriyolarına muhtelif şiddette şuâ gönderilir. Neticede 3 ilâ 21 kuluçka günleri arasında elektromanyetik dalgalara maruz bırakılan civcivler, yumurtalarından çıktıktan beş gün sonra ecelle kucaklaşıverirler. Ağızlarına hiçbir yiyecek alamıyorlardı, çünkü iç organları ve sinir sistemleri nakıs ve ârızalı oluşmuştu. Zayıf elektrik şualarına maruz bırakılan hayvanların %20'si, insanların da %15'i tamamen suiteşekkül, nakıs ve özürlü olarak dünyaya gelmektedir. Şu anda kullanılan elektrik enerjisinin yayılımı santimetrekarede 2 milivattır(mW/cm2.). Bu ise resmen belirlenen, güvenlik sınırından (2.5mW/cme.) düşük durumundadır. "Bu durumda elektrikli ev cihazlarını kullanan veya elektro daktiloyla çalışan hamile kadınların korunduğunu, sağlıklı olduklarını nasıl izah edeceksiniz, sorarım size!" diyor, Dr.Varga. Diğer taraftan, yine ABD'de yapılan incelemeler, çok yüksek voltajlı elektrik enerji hatlarının, vücutlarındaki bir pille yaşayan kalb hastalarını menfî yönde etkilediğini göstermiştir.

Elektromanyetik dalga yayılması sadece insan ve hayvan sağlığına tesir etmekle kalmıyor, aynı zamanda elektroniğe de ileri derecede etkili olmaktadır. 1985'de düşen Tornado uçağının düşüş sebebinin, Münih yakınlarında bulunan bir radyo istasyonunun savaş uçağına ait komuta otomatını bozması olduğu tesbit edilmiştir. Yine 1982'de NASA uzay dairesi, elektromanyetik tesirlerle mücadele etmek zorunda kalmıştı. "Columbia "'uzay aracının inişini filme alan TV kameralarının sinyalleri, yer merkezi ile astronotlar arasındaki radyo-telefon görüşmesini felce uğratmıştı.

Aslında yakın bir gelecekte eninde sonunda bütün ülkeler bu problemleri yakından yaşayacağa benziyor. Acaba nükleer kirlilikle tabiatın ölüp, yok olmaya başlaması yanında bu dalga yayılmalarının da mı tesiri olmaktadır? Bu vahim durum da ilim adamlarımız için araştırmaya değer ayrı bir sahadır...

comments powered by Disqus