Fatih Devri Donanma Ve Deniz Siyaseti




II. Murad devrinin iç meselelerini halleden ve iyice güçlenen Osmanlı Devleti, artık Anadolu’da ve Rumeli’de çok büyük topraklara sahiptir. Ancak güçlü donanması ve denizcileri bulunmadığından, kıyıların ve boğazların güvenliğini sağlayamamaktadır. Kıyılar sık sık Latin korsanlarının saldırısına uğramakta, masum halka eziyet edilmektedir. Haçlılar, karadan Osmanlı’ya saldırınca donanma ile de boğazları kapatmakta ve Osmanlı ordusunu zor durumda bırakmaktadır. Nitekim Varna Savaşı öncesi Haçlı donanması Çanakkale Boğazı’nı abluka altına alınca, Balkanlardaki halk dehşete kapılmış, II. Murad çok güç şartlar altında Ceneviz gemileri ile Rumeli yakasına geçebiliniştir.

FETİH SIRASINDA DONANMANIN DURUMU VE DENİZ SİYASETİ

Osmanlı’nın, iki yaka arasındaki bağlantıyı güvenli bir şekilde sağlaması için boğazlardan geçişi denetim altına alması artık zaruridir. Asya’dan gelerek Kırım’a, buradan da deniz yoluyla Akdeniz’e ulaşan ticaret yolları, Cenevizlilerin tekelindedir. Bu yol, bütün Avrupa’nın can damarlarından biridir. Boğazların Osmanlı kontrolü altına girmesi sonucu bu ticaret, Almanya üzerinden meşakkatli kara yolculuklarına kalacak ve bütün Avrupa’da iktisadi hayat alt üst olacaktır. Bu yüzden boğazlarda kurulacak bir hâkimiyet, Avrupa’nın husumetine sebep olacaktır. Bütün bu zorluklar, devlet olarak istikrarı sağlamış Osmanlı’yı ve onun şehzadeliğinden beri düşmanı titreten fikirlere sahip padişahını yıldırmaz. Üç ayda inşa edilen Rumelihisarı ve kapatılan boğazlar, ardından Avrupa’dan yağmur gibi gelen tehditlere rağmen alınan İstanbul. Donanma da, eski donanma değildir. Fatih, devraldığı 30 kadırgalık donanmayı 150 kadırgaya çıkarmıştır. Bunları bakır kaplatarak zırhlı hale getirmek istemesi de dikkati çeken ayrı bir noktadır Donanma, gemilerin küçüklüğüne, mürettebatının tecrübesizliğine ve kuşatma sırasındaki başarısızlığına rağmen öyle bir korku salar ki, fetihten sonra Gelibolu üssüne dönerken Çanakkale Boğazı’nın ağzındaki bütün adalar padişaha tabi olduklarını bildirirler. Böylece, eksikliklerin giderilmesi halinde donanmanın sağlayacağı faydalar iyice anlaşılır.

KARADENİZ SİYASETİNİN BAŞLAMASI

Bütün Avrupa şoktadır. Bu şokun Osmanlı’ya karşı ittifaka sebep olmaması için, öteden beri uygulanan esnek siyaset devam ettirilir. Venediklilere, vergi karşılığında ticari imtiyazlar verilerek barış imzalanınca, sıra, Karadeniz kıyılarını denetim altına almaya gelir. Böylece, Karadeniz’den boğazlara hiçbir tehlike girmeyecektir Kuşatma sırasında görülen eksiklikleri telafi edilmiş bir donanma Karadeniz’e çıkarken, Fatih de ordusunun başında Anadolu’dadır. Acaba sefer nereye? Bu soruyu sorma cesaretini gösteren bir kazaskere verilen cevap, sır tutmanın şuurunda olan bir dava adamının yüzyıllar ötesinden verdiği bir mesajdır: ‘Baka Hoca! Eğer sakalımın tellerinden biri zihnimden ne geçtiğini bilecek olsa, onu hemen koparır, yakar, yok ederim.” Dolambaçlı yollardan üzerine gidilerek karadan ve denizden kuşatılan Amasra, Sinop ve Trabzon’la birlikte Kuzey Anadolu fethedilmiş olur. Çanakkale Boğazı‘nın iki yanına gayet muhkem kaleler inşa edince, artık sancak selamı vermeden boğazlara girmek imkânsız hale gelir.

FATİH’İN İTALYA SİYASETİ

Fatih, sahip olduğu dini bilgiye dayanarak patrik Gennadius’la tartışmalar yapar. Bu tartışmalar Hıristiyanlar tarafından onun Hıristiyan olduğuna yorumlanarak, bu konuda günümüze kadar gelen söylentilerin çıkmasına yol açar. Öyle ki, Papa bile Fatih’e, “Katolik olması durumunda, kılıçsız ve donanmasız bütün Hıristiyanlara hükümdar olabileceğini” bildiren bir mektup yazar. Bu söylentiler, İtalyan halkına karşı yürütülen ince siyasetin bir parçası olsa gerek. Napolyon’un Mısır’da iken, Müslüman olduğu dedikodularını yayarak halk arasında taraftar toplamaya çalıştığını biliyoruz. Ayrıca, Fatih’in kendisini, Sezar ve İskender’in mirasçısı olarak gördüğü, çağdaşı Hıristiyan tarihçiler arasında yaygın bir rivayettir.

Sırbistan ve Mora’nın fethi ile Adriyatik sahillerine kayan nüfuz mücadelesinde bu bölgeye hâkim Latin devletlerinin aralarındaki rekabet, Osmanlı’nın elindeki en büyük kozdur. Hiçbir zaman samimi dost olmasalar da, bu devletler zaman zaman Osmanlı’dan yana tavır koyarak, bir diğeri ile mücadele eder.

BÜYÜK İTTİFAK VE OSMANLI-VENEDİK SAVAŞI

İşte bu isabetli politika sonucu Venedik kendisine verilen sadaka mesabesindeki imtiyazlarla oyalanırken, boğazların emniyeti garantiye alınmıştır. Adriyatik Denizi’ne dayanan Osmanlılar, Arnavutluk’taki Venedik üslerini tehdit eder hâle gelince yaptığı hatayı anlayan Venedik, Osmanlı aleyhine kurulan gizli ittifaklara katılır ve diğer Latin devletleri gibi Adalar Denizi’ne korsanlardan oluşan kuvvetler gönderir. Bunlar kıyılara baskınlar yaparak, savunmasız halka olmadık eziyetlerde bulunurlar. Osmanlı donanması Kuzey Ege’deki adaları fethettiğinde yerli halka dokunulmazken, ele geçirilen yüzlerce korsan idam edilir. Bu gelişmeler, Osmanlı’ya karşı ittifak fikirlerinin fiile çıkmasına sebep olur. Akkoyunlu, Karaman, Boğdan, Macaristan ve bazı Latin devletleri, harita üzerinde Osmanlı Devleti’ni paylaşırlar.

Hayatı boyunca bu tür ablukalardan kurtulamayan Osmanlı Devleti’nin Peygamber (s.a.s) müjdesine nail olmuş padişahı ise, kendisini, düşmanlar tarafından kuşatılmış değil de, düşmanlarının arasına girerek onları ayıran bir devletin hükümdarı olarak görür. Napolyon Fransası ve Nazi Almanyası böyle ablukalar altında çok kısa sürede silinip giderken, Osmanlı Devleti’nin yüzyıllarca ayakta kalması, onun kudretini gözler önüne serer.

Bir bahane sonucu Osmanlı ile Venedik birbirine girer. 16 yıl fasılalarla devam eden bu savaş sırasında Akkoyunlulara güvenen Haçlılar, dört bir yandan Osmanlı Devleti’ne taarruz ederler. Fatih’in ilk yumruğu Eğriboz’a iner. Adalar Denizi’ndeki bu en mühim Venedik üssü büyük bir donanma ile kuşatılarak fethedilince, birçok Venedik asilzadesi üzüntüden ağlar. “İsa‘nın haçının Roma ‘da bile yere atılacağından” korkmaya başlamışlardır. Öfke ile boğazlara saldırırlar. Donanma Gelibolu’dadır, ancak kıyıdan atılan toplar daha girişte Latinleri yıldırmaya yetmiştir. Fatih, Ceneviz ve Floransalılara boğazlardan geçiş hakkı verir ve onları kendi tarafına çeker.

Venediklilerin tek ümidi kalmıştır: Uzun Hasan. O da, Osmanlı tokadını yiyince her şey biter.Şuursuzca kıyılara taarruz ederler. Ele geçirdikleri İzmir’de camileri ve kiliseleri yıkarak, Müslümanlarla birlikte Hıristiyanları da katlederler. Çünkü bu insanlar, Osmanlı tebasıdır ve Lâtinlere yüz vermezler.

DONANMANIN YENİLENMESİ VE SAVAŞIN SONU

Venedikle Cenova’dan denizciler ve Anadolu kıyılarından ustalar getirilir. Haliçe kurulan yeni bir tersanede 5-10 gemi birden tezgaha konarak gemi sayısı artırılır. Osmanlılar, Latinlerin denizcilik tecrübelerinden istifade etmiştir. Fakat bu istifade, sadece teknik saha ile sınırlı kalmıştır. Bir Venedikli, Fatihin bu yönünü anlatırken: “Cengiz’in sarayında öğretmen ve idarecilik yapan Çinlilerin Moğol devlet adamları üzerinde hiçbir tesiri ve yolu olmadığı gibi, Sultan’ın çevresindeki İtalyan ve Yunan danışmanların da Fatih’in idealleri üzerinde hiçbir etkisi yoktur” demektedir. (Bu, anormal bir şey değildir. Bugün dünyaya hâkim olan devletler de beyin göçünden fazlasıyla istifade etmektedirler.) Savaş yüzünden ekonomisi batmış bulunan Venedik, 1479 yılında Osmanlıların bütün şartlarını kabul ederek mağlup bir vaziyette barış yapar. Osmanlı fetihleri tanınırken, Fatih, Venediklilere ticari imtiyazlar vererek dostluğu pekiştirir. Yakalanan korsanlar için ise savaş kuralları tatbik edilecektir. Bu son madde Osmanlıların lehinde işler ve 16 yıl süren savaş sırasında denizcilik tecrübelerini oldukça artıran leventler, korkusuzca denizlere açılmaya devam ederler. Malumdur ki, kıyıların yüzde yüz emniyete alınması o devrin radarsız yelkenli-kürekli gemileri ile mümkün değildir. Bir Latin denizcisi bu konuda: “Kadırgalarla kıyıları korumak, bir kuşa gökyüzünü ellerinizle kapatmaya çalışmak gibidir” der. Bu şartlar altında leventlerin önemi daha iyi anlaşılır.

KIRIM HANLIĞI’NIN TABİİYETİ

1475 yılında Venediklilerle bir yıllık ateşkes imzalandığında Karadeniz meselesine son nokta konur. Gedik Ahmed Paşa komutasında Kırım’a gönderilen donanma Ceneviz kolonilerini yok ederken, Kırım Hanlığı da Osmanlı’ya bağlanır. Taht kavgaları, Ceneviz ve Rus baskıları ile sönmeye yüz tutan Kırım Hanlığı, içlerine atılan bu kıvılcım ile canlanır ve 300 yıl süre ile taze asker kaynağı olurken, Rusya üzerinde de bir kontrol merkezi haline gelir. Karadeniz’deki limanlan yüzünden Lehistan, Almanya ve Macaristan için önem taşıyan Boğdan’ın donanması bulunmadığı için Karadeniz bir Türk gölüdür artık.

İTALYA SEFERİ

Osmanlılarla barış yapan Venedikliler’in Fatihi, düşman oldukları Napoli Krallığı üzerine saldırıya teşvik etmesi, Fatihin öteden beri düşündüğü İtalya seferi için bulunmaz bir fırsattır. İtalya’nın zapt edilmesi ile hem Hıristiyanlığın diğer merkezi ele geçirilecek, hem de Orta Avrupa yolu oldukça kısalacaktır. Bu maksatla dev gemiler kızağa konmuş, yapılan 3.000 tonluk bir gemi kızaktan inince batmıştır. Ana malzemenin tahta olduğu bu devirde 3.000 tonun ne demek olduğu dikkate alınmalıdır Fatih’in gayesi, bu gemilere mümkün olduğunca çok asker doldurmaktır ve denemelere devam edilmesini emreder. Gedik Ahmed Paşa komutasındaki donanma. İtalya’nın Otranto şehrini ele geçirir. Bütün İtalya müthiş bir heyecana kapılmıştır. Fransa’ya kaçmak isteyen Papa, Roma’da kalması için güçlükle ikna edilir. İtalyan halkının bir kısmı Türk idaresine girme fikrine alışmaya başlamıştır. Özellikle Ankonalılar bunu açıkça istemektedir. İtalya’ya köprü kurulmuştur ancak, Fatih’in ani ölümü bu projeyi yarım bırakın

MEMLÜK POLİTİKASI

Bütün bunlardan ayrı olarak Fatih, önemli bir ticaret yolu olan Hint sularına da ilgi göstermiştir. Bu sularla Osmanlı’nın hiçbir kıyısı bulunmamaktadır. Dinamizmini kaybetmiş bulunan ve kutsal toprakları Haçlılara karşı koruyamayan Memlüklerin gücünden ve dostluğundan emin değildin Kendilerine, defalarca subay ve mühimmat yardımı yapar ve bilhassa Arap halkının sevgisini kazanmaya çalışır. İkinci Bayezid bu siyasetin boşuna olmadığını anlayacak ve aynen devam ettirecektir.

NETİCE

Fatih devri, Osmanlı donanmasının geçiş dönemi olarak görülebilir. Denizcilik tecrübesi hâlâ yeterli olmayan Osmanlı donanması kemiyet itibarıyla artık dünyanın en büyük donanmasıdır. Tecrübe eksikliği, dâhiyane dış politikalarla kapatılmıştır. İdare, kara ordusu komutanlarındadır. Fatih, son derece istifade ettiği donanmayı, her seferinde gördüğü eksiklikleri telafi ederek sürekli geliştirmiştir. Bu devirde donanmadan, daha çok ikmal ve kuşatma maksatlı faydalanılmış, açık deniz muharebelerine girişilmemiştir. Kendi himmetleriyle Akdeniz’e açılan leventler ise tecrübelerini hızla artırmaktadırlar. Yine, Fatih’ten itibaren donanma komutanlığının önemi belirgin biçimde artmıştır. 1481 yılına gelindiğinde karada ve denizde önü açık bir Osmanlı Devleti vardır artık.


KAYNAKLAR
- HAMMER;Büyük Osmanlı Tarihi, c: 2, Üçdal Neşriyat,
- UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı: Osmanlı Tarihi, c: 1 Türk Tarih Kurumu.
- SHAW, Stanford J.; Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye e: l,E Yayınları.
- WERNER. Ernest; Büyük Bir Devletin Doğuşu (Çev:Yılmaz özer), c: 2, Alan Yayıncılık.
-DANIŞMEND, İsmail Hakkı, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c:1,TürkiyeYayınevi.
- ÖZTUNA, Yıımaz; Büyük Türkiye Tarihi, c: 3-10, Ötüken Yayınevi.
- AYVERDİ, Samiha; Türk Tarihinde Osmanlı Asırları; c: 1, Damla Yayınevi.
- REFİK, İbrahim; Tarih Şuuruna Doğru; TÖV Yayınları.
- BRAUDEL, Fernand; Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, c:1. (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay), Eren Yayınları.
- Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi; c: 3, 2. kısım, Gn. Kurmay Harp Tarihi Yayınları.









comments powered by Disqus