Geri Bildirim
Pencereyi kapat
Podcast!
Podcast ile derginizi heryerden dinleyin. Tıklayın !


Zafer zafer üstüne harman ettiğimiz günlerde, bütün bir hasım dünyaya karşı, inanç - azim demiş yürümüş, hasbîlik - yiğitlik demiş şahlanmış bir ulu millet iken, bizi yükselten bu yüce vasıfları yitirip iç çöküntülere mâruz kaldığımız günden itibaren, hep düşmanlarımızı güçlü - çalımlı görmüş ve kendi irademize kement vurmuşuzdur.

Malazgirt'ten İstanbul'un fethine, Çaldıran'dan Mohaç'a kadar tarihin sînesine serip boy boy teşhir ettiğimiz bilumum zaferlerimiz hemen bütünüyle inanç ve azmin kollan arasında gerçekleşmişdi. Buna karşılık her türlü sarsıntı ve hezimetlerimiz de, bir kısım zaaflarımızın bağrında gelişip durmuştu. İç çöküntülerimiz artıp, zaaflarımızın bir girdâb hâlini almasıyla irademiz bütün bütün felç, ruhumuz da esir oldu. O günden bugüne de bilumum tarihi falsolarımıza birer bahane bulma, düşmanlarımızı güçlü kuvvetli gösterme ve milletin ümit ve azmini kırma psikozu içine girdik.

Artık, hep âlemin bize ettiklerinden bahisler açarak teselli oluyor; onların imkân ve tekniklerini destanlaştırarak baş aşağı durumumuza izahlar getirmeye çalışıyor; yer yer düşmanlarımızın çok ilerlemiş olmalarından söz ederek atalarımıza sövüp sayıyor ve zaman zaman da hasımlarımızın hunharlığından dem vurup hayıflanıyor; yani, kendimize bakacağımız yerde başkalarının hesabı içinde boğulup gitme gibi garib ve anlaşılmaz bir ruh haletinin zebûnu oluyorduk. Böyle olmak ve böyle düşünmekle, âlemin bize ettiklerinin kat katını kendimize ettik ve sînelerde istikbal ümidi namına birşey bırakmadık.

Şayet bundan böyle de, her mağlubiyet ve hezimetimizi düşmanın sayı üstünlüğü, mekanize edilmiş birlikleri, tekniği - teknolojisi ve ihanet dolu stratejileriyle izaha kalkışacaksak, katiyyen toparlanıp kendimize gelmemiz ve yıkılışımızın gerçek sebeblerini tesbitimiz mümkün olmayacakdır. Ah, ne olurdu! Bir kere de kendimize bakıp iç dünyamızı kontrol edebilseydik..!

Rica ederim; söyleyin! Emin misiniz size düşen herşeyi yaptığınızdan; hareket ve faaliyetlerinizi hep doğru yolda sürdürdüğünüzden; irade gücü ve iç mukavemetinizden; bayraklaştırdığınız dava ve düşünceyi tam temsil ettiğinizden?.. Yaptığınız her işin yerinde olduğunu; düşüncelerinizin, kin, nefret, garaz gibi kötü huylarla zedelenmediğini; plân ve projelerinizin hata kabul etmez bir buudda tanzim edildiğini iddia edebilir misiniz?.. Aman Allah’ım! Bu ne büyük bir çılgınlık, ne affedilmez bir kabahat olur!

Aslında hep başkalarının eksik ve gedikleriyle meşgul olanlar, kendi hata ve kusurlarını görmeyecek kadar kör, gönüllerini coşturup ruhlarına istikamet veremeyecek kadar da iradesiz ve mefluç kimselerdir. Böyleleri her söz ve davranışlarıyla, durmadan başkalarını gayyalara yuvarlarken, firavunlaşmış ego'larına göklerde bile taht bulamazlar. Nefsânîliğine (pes) demiş ve kendi içinde mağlub bu derbeder ruhlar, düşünce ve iradelerini delik - deşik eden bu türlü zaaflardan kurtulacakları ân'a kadar da, doğruyu göremeyecek, doğru karar veremeyecek ve hele kat'iyyen bellerini doğrultamayacaklardır.

Her düşüş ve hezimet, insanın iç düzeninin, ruhî âhenginin bozulmasıyla başlar ve dönüp kendini bulacağı, duygularıyla dirileceği güne kadar da devam eder. Kendi iç dünyalarında yıkılmış ferdlerin, evvela ailede, sonra da cemiyetin her kesiminde peşipeşine sökün edip gelen bilumum bozulup dağılmalarda etrafı cürümlerle karalayıp kendilerini mesul görmemeleri ise, içtimaî problemleri bütün bütün içinden çıkılmaz hale getirir.

Bırakınız Allah aşkına başkalarını suçlamayı! Biraz da kendinize bakınız!.. Yolunuz doğru, duygularınız hüşyâr, metafizik geriliminiz tam, yüreğiniz hizmet aşkıyla çarpıyorsa size kimse zarar veremez ve veremeyecektir! Ne zarar, ne de kâr kimsenin elinde değildir; o, gökler - ötesi âlemlerde programlanır, sonra da kararlarının önüne geçilmez bir ulu-el tarafından tatbike konur. Özünde duruluğa ermiş, azmi, inancı tam, hakkı tutup kaldırmada kararlı ve gözlerinde buğu buğu muhabbet kudsîler, o yüce takdirden, şimdiye kadar hep ruhu kanatlandıran mesajlar almışlardır.

Nice az-topluluklar vardır ki, hüküm ve kuvvet sahibinin izniyle kitle ve yığınlara galebe çalmışlardır. Ve nice gönül-eri rabbânîler vardır ki, ruhlarını cihada adamış; Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü, gevşeklik göstermemiş, yılmamış; hele za'fa hiç düşmemiş ve hasımlarına boyun eğmemişlerdir. İşte bunlardır, istikballerine meleklerin koştuğu akyüzlüler! Ve işte bunlardır, arkada yâd-ı cemîl [1] bırakıp gidenler!


_________________

[ 1 ] Yâd'ı cemil: Güzel hâtıra..!

podcast itunes youtube rss twitter facebook