Göç Üzerine Düşünceler


İnsanın iç dünyası sürekli bir göç duygusuna ayarlıdır. Bu duygu kendini her insanda aynı şiddette duyurmaz. Gezintilerimizde bu duygunun minyatür görüntüleri vardır, uygulamaları vardır.

Duygudan duyguya ve düşünceden düşünceye hicret olduğu gibi, davranışlardan davranışlara da hicretler olmaktadır. Sık sık mekan değiştirme arzusunu ve hatta hasretini duyduğumuz olmuyor mu?

Tabiata baktığımız zaman kuşlarda göç içgüdüsü denilen sevk-i ilahî ile yer değiştirmeler görürüz. Dünyanın ölüme bulaşan alanlarından, dirlik taşıyan alanlarına doğru akın akın göçler sökün ettiğini bilir ve bu usanmaz göçmenleri, kahraman muhacirleri mevsimi, vakit geldiğinde bekleriz. İlkbahar dirilişin, sonbahar can çekişmesinin, kış ise ölümün zamanı gibidir, bu kuşlar için.

İnsan ruhu da ölü ve diri mevsimlere gire çıka varlığını devam ettirir. Ruhun aradığı ise değişmez diriliş iklimidir. Mutlak bir cennet mevsimidir.

Yani bir sonsuz ilkbahar.

İçimize sık sık cennet ve cehennem yansımaları vurur. Bunları, sıkıntılar veya genişlikler, kederler ya da sevinçler olarak duyarız. Bütün yönelişlerimiz sonsuz bir sevince, sonsuz bir mutluluğa doğrudur. Bu hissî yapımızı düşüncelerle yoklamak, aklın ve kalbin verimleriyle değerlendirmek zorundayız.

Hayvanlarda ve insanlarda içgüdüler katında çekirdek halinde var olan bu göç duygusu üzerinde düşünmelidir İnsan. Bu, mutlak geliş ve gidişin, İniş ve çıkışın bir yansımasıdır. Bu dünyadan öteye, öte dünyaya göç denemelerinin bilinerek veya bilinmeyerek yaşanmasıdır, bu minyatür göçler.

Bu dünyadaki göç hazırlıklarımız iç ve dış planda yasaklardan emirlere doğru gelişmiyor ve gerçekleşmiyorsa önümüz bahara değil kışa çıkacaktır. Ruh ve toplum kışlarına.

Kuşların hicreti gibi kendi hicret duygusunu içgüdü planında bırakmayan ve inancının buyrukları yönünde ona açılış ve gelişme kazandıran, en güzel iklimler peşinde koşan insan, hicreti yaşayan insandır.

"Sizi, inancınızı yasamaktan alıkoyan iş ve arkadaş çevresinden hicret ediniz."

İnsan, yaz ve baharını kendi içinde taşır. Hicretine de önce kendi içinde başlar. İnkardan inancadır, ilk yürüyüş. Yanlışlardan doğrulara, yalanlardan gerçeklere, çirkinliklerden güzelliklere, kötülüklerden iyiliklere geçe geçe hicretini bütünlemeye, tamamlamaya doğru yoluna devam eder. Böylece seraplardan hakikatler iklimine geçer.

Ölüm geçidine kadar devam eden bu yolculuklarda, nice yol vurucularla karşılaşır insan, önce nefs vardır. Dışa doğru bakıldığında ise yine şeytanın yedeğinde nice dünya hazları ve nice inkar grupları görülecektir. Bunlarla hesaplaşa hesaplaşa, vuruşa vuruşa hicretini devam ettirir, insan.

Hicretin bu iç ve dış planda gerçekleşmesi için yapılan bütün çalışmaların hepsi bir başka söyleyişle cihaddır.

Cihad, yasaklardan yasak olmayan alanlara gider ve girerken öne çıkan engelleri devirip kaldırmaktır. Bunun için yapılan savaş ruhun özlediği cennet İklimini getirecektir. O zaman hakikat güneşi ufuklarda yükselecek ve o iklim gelecektir. Hicret, amaca giden yolda yürüyüştür. Nefsi, ruhun bayramı için kurban ediştir. Hicreti yaşamak o iklimin özlemiyle yanmak ve o iklimin sunak taşında nefsi vermektir.

Hicret, kalbten başlar, Ruhun yeryüzünde bir muhacir olduğunu kavrayan kalb, onu asıl vatanına ulaştırmak için hazırlamak için isteyecektir. Ruh süvarisini atıyla birlikte sonsuzluk koşusunda yarışa hazırlayan kalb imanla donanır, tevhid kılmayla, kalbe musallat olan bütün putları kirlilikleri keser ve kırar. Ruh arınır. Ayağına putlar, dolaşan ruh ilerleyemez.

Hicretin büyük mimarı Peygamberdir. O, ensara da tek örnektir. Çünkü insanlığın kurtuluşuna yol açan, hedef gösteren, o yolda insanlığa ilk yardım elini uzatandır. İlk muhacir de O'dur. Toplumunun bütün kötülüklerinden, kirliliklerinden hicret edip dağa sığınan, yükseltmek için yükseklere çıkan, orada mutlak aydınlığa açılandır. İşte bu aydınlığı, karanlıklar içinde dönüp duran şaşkınlara ileten ilk insan: İlk muhacir ve ilk yardımcıdır.

Peygamberin getirdikleriyle kalbi erini arıtan ve aydınlatanlar, bedenlerini de arıttılar. Ruhlarını bu dünyanın geçiciliklerinden tecrit ettiler. Bütün insanlığın da kendileri gibi asil olana hicret etmeleri için örnek oldular. Canın hicrette zirveleştiği an şehadetti; onlar şehid oldular. Malın hicrette zirveleştiği an, "Allah ve Resulü'nün yettiğine inanılıp teslim olunan andı", dediler ve teslim oldular, mallarının sevabıyla cennete hicret ettiler. Hicret mimarı, "Kim Allah ve Resulü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü-nedir. Bir dünyalığa ya da bir kadına sahip olmak niyetiyle hicret edenin hicreti ise istediği şeyedir." diyerek, hicretin özüne işaret etmişlerdir.


comments powered by Disqus