İnsanın en verimli halde çalışabilmesi için ruhen ve bedenen tam bir bütünlük, yani sıhhat içinde olması gerekir. Organlarından birinde meydana gelecek bir hastalık o yönde bir eksikliğe, dolayısıyla randımanın düşmesine sebeb olur. İşitme duygusunun diğer duygular gibi insan hayatında önemli bir yeri vardır. Belli frekanslar arasını (20–20.000 Hz.)duyabilen insan kulağı, şiddet yönüyle de benzer durumdadır. Ancak duyabildiği ses şiddeti yanında (1- 5dB) normal duyma (5- 10dB), rahatlık hali (40-60dB) aşırı rahatsızlık (60–90) ve tahammülsüzlük (90dB ve üzeri) sınırına kadar değişen ses şiddetleri mevcuttur. İşte gürültü dediğimiz zaman rahatsızlık hali seviyesinden başlamak üzere tahammülsüzlüğe kadar varan bir durumu ifade etmek istiyoruz. Halk arasında kullanılan gürültü kelimesinin burada anlatılan durumdan ayrı bir ma’nası vardır. Orada istenmeyen bir ortamda sessizliği bozan her türlü ses ayarına bu ad verilir. Buradaki gürültü ise insan sağlığını bozacak derecelere kadar varan aşırı ses uyaranıdır...

Modern, medeni dünya gürültülü bir dünyadır. Evde, çalışma ortamında, dinlenme esnasında bu bombardımanla karşı karşıyadır. Demiryolu, hava yolu ve kara nakil vasıtalarının gürültüsü, endüstri, inşaatlar, fazla şiddette müzik hep bu bombardımana dahildir. Atış, çekiç darbeleri gibi impulsif denilen itici ve aralıklı şiddetli gürültüler en tehlikelileridir. Bunlar, belli ses seviyesine ilaveten 500 milisaniyeden az zamanda 40 dB birden artarlar. Mesela atış esnasında 1 milisaniyelik zaman içinde 165-170 dB ‘e çıkar. Gürültü, aynı zamanda çevre kirliliği faktörlerinden biridir. Gürültünün insan sağlığı üzerindeki etkileri iki kısımda incelenir: Kulakla ilgili rahatsızlıklar, kulak dışı rahatsızlıklar.

Kulakla ilgili olanlar; öncelikle şiddetli ve ani bir ses kulak zarını yırtabilir, kulak kemikçikleri aralarındaki bağlantı kopabilir. Buradan sonraki etki ise, iç kulağa olan etkidir. İç kulakta ses enerjisini mekanik sistemden kimyasal sisteme geçiren, ancak elektron mikroskobuyla görülebilen silli hücreler vardır. Yüce Yaratıcı orta kulakta normal seviyenin üstündeki ses uyaranlarının bu hassas bölgeye geçmesini engelleyen bir koruma sistemi yaratmıştır.Bizim irademiz dışında bu sistem, böyle bir sesi duyar duymaz, hatta böyle bir ses gelmeden gelebileceği tahmin edildiğinde orta kulaktaki bir kas kasılarak fazla ses enerjisinin orta kulağa geçmesi önlenmiş olur. Tabii bu enerji çok aşırı olursa artık fazlasına mani olunamaz ve iç kulağa geçer. İşte o zaman bu hassas silli hücreler, harab olmaya başlar. Bir kere harab olan silli hücrenin yerine yenisi gelmez. Bu ses hangi frekansta ise öncelikle o bölge hasara uğrar. Bu frekansta hasta ilk önce az duymaya, hadiseye maruz kalma devam ederse hiç duymamaya kadar varan durumlar ortaya çıkar. Bunun yanında hasta, kulağında devamlı, hayat boyu kendisini rahatsız edecek olan bir çınlama ve uğultu duyar. Bu hadiseye akustik travma de denir ve daha çok 4000 Hz. bölgesinde görülür. Ses şiddeti ne kadar yüksek ve ona maruz kalma süresi ne kadar uzunsa o kadar uzun zaman da kulağı dinlendirmek gerekir.

Mesela gürültülü bir yerde 100 dB şiddette bir sese, 2 saat maruz kalan bir kulağı en az 16 saat dinlendirmek gerekir. Yoksa yukarıda söylenen "impulsif te¬sir " meydana gelir, iç kulaktaki silli hücreler bu aşın yorgunluktan kendilerini toparlayamazlar ve neticede fonksiyon yapamaz hâle gelirler, artık kişi daha zor duymaya başlar veya duyamaz hâle gelir.

Aynı şekilde 10 sene boyunca, 500,1000 ,2000 Hz.lerde 85 dB'e 8 saat maruz kalma ne¬ticesi 25 dB'lik işitme kaybı oluşma oranı % 3 iken, 30 sene boyunca olursa % 8'e çıkar. Şiddet 100 dB olursa, 10 sene içinde 25 dB’lik kayıp oranı 96 29, 30 senede ise % 44’dür. Zaten yaşlandıkça fizyolojik olarak belli bir oranda işitme kaybı meydana gelir. Bu kayıp da ona eklenince kişi duyamaz hâle gelir, veya cihaz takmak zorunda kalır.

Gürültü aynı zamanda endüstri kazaları sebebidir. Az gürültülü yerlerde çalışanlara oranla çok gürültülü yerlerde çalışanlarda 3-4 kat gibi daha çok iş kazası meydana gelir. Bundan dolayı özellikle çok sıkı bir şekilde AET ülkelerinde 1990 başından itibaren maske, kulak tıkacı gibi koruyucu kullanma mecburiyeti getirilmiştir.

Gürültünün kulak dışı etkilerine gelince; burada fizik, sağlık ve mental dengenin etkilenmeşi söz konusudur. İşitme merkezi ile değişik merkezler arasındaki ilişkiden dolayı, dikkat azalır, heyecan artar ve jetatif ve nöroendokrin sistem normal dışında çalışmaya başlar, neticede bütün fizyolojik fonksiyonlar etkilenir.

Kalb çalışma ritminde, solunumda, kan basıncında, deri sıcaklığında ve sindirim hareketlerinde artma görülür.Gençlerde, bu bulgular yaşlılara göre daha fazladır. Gürültüye karşı olan stresten dolayı ürimer konsatrsyon değişiklikleri serum, kan, katekolamin ve kortizol seviyelerinde değişiklikler görülür. Pek tabii bu değişiklikler de bütün vücut fonksiyonlarını etkiler. Gürültülü yerlerde çalışanlarda sessiz yerlerde çalışanlara göre hipertansiyon daha fazla bulunmuştur.

Özellikle çocuklarda ve büyüklerde de olmak üzere uyku ritminin bozulması diğer yan etkiler arasındadır. Neticede, ertesi gün yorgunluk, performans düşüklüğü, baş ağrısı, sinirlilik, çarpıntı gibi durumlar ortaya çıkar. Bu sefer de yaşlılar gençlere göre bu durumdan daha çok etkilenirler.

Erken doğumlar, gürültülü yerlerde daha çok tesbit edilmiştir . Gürültünün bütün bu zararlı etkilerinden korunmak elbette mümkündür. Özellikle iş hekimliği kurallarına iyi uyularak daha az gürültülü ortam için, çalışılan yerin izolasyonu, iş çevresinde alternatif alet ve metotların kullanılması, meskun mahallerde gürültülü işlerin yapılmaması, nakil vasıtalarının şehir dışından geçirilmesi, uçak iniş kalkışlarının özellikle gece istirahat saatleri içinde yapılmaması komşuları rahatsız etmemek için, radyo, televizyon ve diğer müzik aletlerinin ses şiddetlerinin azaltılması, gürültülü yerlerde kulak maskesi ve tıkacı kullanılması, mecburen gürültüye maruz kalma durumlarında belli bir süre mutlaka sessiz bir ortamda dinlenilmesi, bu gibi yerlerde çalışanların işitme ölçümlerinin periyodik yapılması, bunlara ilave olabilecek işitmeyi bozucu faktörlerden kaçınılması (iç kulağa zararlı ilaçlar) gibi tedbirler alınırsa daha iyi, daha sağlıklı bir hayat sağlanabilir.

Bütün bu anlatılanlardan çıkan sonuca göre insan sağlığının daha iyi muhafazası için belli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Sağlık da tarif edilirken ruh ve beden yönüyle tam bir iyilik hali olarak tanımlanır. Beden böylece korununca, ruh yönüyle de Yüce Yaratıcı tanınınca, onun yine kendimiz açısından tam faydalı prensipleri yerine getirileceğinden gerçek -bir iyilik hali elde edilmiş olacaktır. Zaten emanet olan bu beden ve ruhu bize emanet edenin istediği şekilde kullanabilmek, kullanma yollarını öğrenmek ve o eksen üzerinde yaşamaya gayret etmek de yapılacak işlerin en güzelidir.

comments powered by Disqus