|
Hayat Elementlerinin Sırlı Dinamiği
Salih Yücel |
|
Atmosfer olarak isimlendirilen ve yerküreyi çevreleyen gaz tabakası, temel olarak %78 azot, %21 oksijen, %0.9 argon ve ayrıca karbondioksit gazlarından oluşmaktadır. Miktarları her yerde eşit derecede dağılmış olan bu gazlar ile birlikte yoğunlukları, bulundukları bölgeye ve zamana göre değişen karbonmonoksit, kükürtdioksit, ozon ve su buharı da atmosferde mevcuttur. Büyük bir kısmı yerden itibaren 30-80 km yükseklikleri arasında bulunan ve bir tabaka meydana getiren ozon, güneşten gelen ve canlılar için zararlı olan mor ötesi ışınları zararsız hale getirmektedir. Sağladığı bu fayda ile ozon, yeryüzündeki hayat ve atmosfer fonksiyonları açısından büyük bir önem taşımaktadır. Atmosferdeki bu elementlerin yeryüzündeki hayatı tanzim edecek ve devam ettirecek şekilde düzenlenmiş olması, uzay boşluğunda atmosferin bir benzerinin daha bulunmaması açısından en önemli özelliktir; ve benzersizliğin en güzel bir şekilde müşâhede edildiği bu özellik, Cenab-ı Allah'ın (cc) insanlığa olan lüftunun en büyük tecellilerinden biridir. Karbon, hayatın devamı için gerekli temel elementlerden biridir ve başlıca kaynağı karbondioksittir (CO2). Karbondioksit, atmosferde gaz halinde, suda ise çözünmüş olarak bulunur. Yerkabuğundaki kömür, tabiî gaz ve petrol gibi fosilleşmiş yakıtların yanı sıra kireçtaşı ve mercan da karbon depoları vazifesi görmektedir. Karbon, bu yakıtların yakılması sonucu havanın oksijeni ile birleşip CO2 meydana getirerek atmosferde büyük hacimler halinde seyreder. Bu sırada bir kısım CO2, okyanus sularına geçer ve karbonatlar oluşur. Karbondioksit, bitkilerin yapraklarında gerçekleşen fotosentez olayında, su ve ışığın tesiriyle karbonhidratlara dönüştürülmektedir. Bununla birlikte saf halde veya büyük oranda bulunduğu zaman, canlı varlıklar için hayâtî bir tehlike taşımaktadır. Atmosferdeki dağılımıyla güneş ışınlarının hayat için gerekli miktarda alınması ve buna uygun atmosfer şartlarının hazırlanmasında büyük rol oynar. Fazla miktarda olduğu zaman ise tam aksi bir tesir yapar ve sera hâdisesini (yeryüzünün ısınması) meydana getirir. Bu haliyle karbondioksit, atmosfer meydanında bir nefer gibidir; İlâhî hikmet gereği bazen sükûneti bozar, dehşet saçar, bazen ataleti kırar, canlıların neşv ü nemasına koşar. Dünyadaki CO2 miktarındaki artış ile oksijen azalması birbirine paralel olarak gerçekleşmektedir. Artan CO2'in okyanusa geçen kısmı ve bitki örtüsü tarafından alınan miktarı araştırmacılar tarafından hesaplanmaktadır. Uzun süredir bilim adamlarını meşgul eden bu esrarengiz durumun aydınlatılması yeryüzüne ait bitki ve toprak humusunda depolanmış karbon stoğundaki değişme oranının bilinmesine bağlıdır. Keeling ve Shertz'in son zamanlarda geliştirdiği bir metod, CO2 miktarındaki değişimler ve sera olayı ile sıkı olan karbon devr-i daimi gibi karmaşık durumların çözülmesinde de kullanılmaktadır. Araştırmacılar bu metotta azot içinde milyonda beşe kadar oksijen oranını ölçmek için kuru havadaki ışığın kırılma indeksi prensibine dayanan bir teknik kullanmaktadırlar. Atmosferdeki azot miktarının aynı kaldığı farzedilmek suretiyle oksijenin kısmî basıncındaki mikroatmosfer değişimleri bu usûlle tespit edilebilmektedir. Aşağıdaki iki hâdise, bu yeni tekniğin başlıca inceleme konusudur: a) Fosil yakıtların (kömür, petrol ve tabiî gaz) yanması ve ormanların tahribi sebebiyle atmosfer oksijeninin miktarında meydana gelen azalma. b) Denizlerdeki bitki türlerine ait üreme oranında mevsim boyu görülen değişmeler. Buradan anlaşıldığı gibi tabiatın tahribatı söz konusu olmakta ve karşımıza yine insan faktörü çıkmaktadır. İnsan bu konuda da fıtrî kanunlara uyum sağlayamamakta ve kötü sonucu yine kendisi hazırlamaktadır. Bu konular üzerinde sürdürülen yoğun çalışmalar sırasında elde edilen bilgilere göre atmosfere nazaran okyanusun 60 kat daha fazla karbon ihtiva ettiği fakat yeryüzü oksijeninin yalnızca çok azının okyanusta bulunduğu tespit edilmiştir. Böylece atmosfere ait CO2 miktarındaki değişmelerin düzenlenmesinde okyanus güçlü bir rol oynamakta, ancak atmosferdeki oksijen miktarı üzerinde çok az tesir yapmaktadır. Fosil yakıtlarının yanmasında kullanılan oksijen miktarı ile atmosferde azalan oksijen arasında tam bir doğru orantının bulunduğu ortaya konulmuştur. Sonunda, biyosferde (yeryüzündeki bitki ve hayvan toplulukları) üretilen ve tüketilen oksijen miktarlarından birisinin hesaplanmasının kâfi geldiği anlaşılmıştır. Orman tahribi ve tarım çalışmalarıyla meydana gelen karbon kayıpları, İhsan-ı İlâhî 'nin bir tecellîsi olarak global yeşillendirme vasıtasıyla telâfi edilmektedir. Fosil yakıtlarının yakılmasıyla açığa çıkan bütün CO2'i okyanus fotosentez yoluyla çekmektedir. Bu, her sene için yaklaşık 3 milyar ton karbon demektir. Bununla birlikte okyanusun kesin bir karbon kaynağı olup olmadığını ortaya çıkarmak için sağlam bilgilere ihtiyaç vardır. Araştırmacılar karbon devr-i daiminin mahiyetini çözmek için geniş kapsamlı çalışmalara devam etmektedir. Bu çözüme ulaşıldığında tabiî dengenin korunmasına yönelik tedbirler alınabilecektir. Fakat asıl tedbir, sonsuz lütf u kerem sahibi Rabbimizin nimetlerinin israf edilmeden yaratılış maksadı istikametinde kullanılmasında gösterilen itina olacaktır. |
|


