Canlıların temel taşı olan hücre, hadsiz küçüklüğüne rağmen, her an büyük olaylara sahne olmaktadır.

Hücre bölünmesi esnasında, hücre çekirdeğinde iki spiral iplik (kromonema) ile onları saran renksiz materyaliden (matriks) müteşekkil uzun bir yapı kromozom adını alır. Bir kendir halatı gibi, kromonema her biri 120 A° (0,000012 mm) çapında 16 il 200 mikrofibrilin (ince iplikçik) birleşmesiyle meydana gelen, protein ve nükleik asit ihtiva eden spiral bir ipliktir. Kimyevi? Yapısından dolayı irsi’ (anne. Babaya ait) ve canlılık karakterlerini tetermine eden ünitelerin (genlerin) taşıyıcıları, kromozom üzerindeki nükleik asiüerdir.

Nükleik asitler proteinler gibi uzun zincirler teşkil eden ve tekrarlanan 4-5 kimyevi birimden ibaretsir. ki farklı tipini bildiğimiz nükleik asitlerden esas olan dezoksiribonükleik asit, yani kısaca DNA, helezonik şekilde çok özel bir tarzda birbirine bağlı iki iplikten ibarettir. İki iplikçiğin meydana getirdiği ONA spiralinin çapı 0,00006 mm olduğu ve diğer anatomik yapısı hakkındaki malumat elektron mikroskobik çalışmaların neticesidir.

D. N. A’nın Yapısı

Son yapılan araştırmalardaki değişikliğe rağmen, DNA hakkındaki Watsoncrick (1953) modeli, halen DNA’nın genel yapısı olarak kabul edilmektedir. Buna göre; DNA’nın farklı yönde uzanan iki spirali polinükleotiddir. Bir molekül DNA’da 10.000 nukleotid bulunur. Tek bir nukleotid, 5 Clu şeker (Dezoksiriboz), fosfat, bazlardan (azotlu bileşik) ibarettir. Bazlardan en çok bulunanlar pürin grubundan Adenin (A) ve Guanin (G), primi- din grubundan Sitozin (C), 5-metil sitozin, ve Timin (T) bazlarıdır. Nukleotidlerde fostat grubunun serbest protonu, diğer bir nukleotidin şeker grubunun (OH) hidroksili ile reaksiyona girerek ester teşkiliyle birleşirler. Şeker ve fosfat DNA molekülünün belkemiği olup, bazlar bu esas kısımdan uzatılmış halde bulunurlar. Bazlar arasındaki hidrojen (H) köprüleriyle iki iplik birbirine bağlanır ve birbirinin tamamlayıcısıdır. Bir iplikteki Adenin bazı (A), normal halde diğer iplikteki sadece Timin bazı (T) ile, yine bir iplikte ki Guanin (G) bazı, diğer iplikteki Sitozin (C) bazı ile bağlanabilir. A ile T iki hidrojen, G ile C üç hidrojenle başlanmaları çok özel bir durumdur (Spesifik). Her ONA molekülünde A f T = 1 ve G/C = 1 olmasına rağmen AT/GC oranı organizmalara göre değişmektedir. Nukleotidlerin böyle hususi sıra ile dizilmesi, baz çiftlerinin özel bir oranda olmasıyla her canlı- da DNA ayrı ayrı olmaktadır.

DNA’nın bu keyfiyetinden dolayı; aynı toprak, hava ve sudan istifade eden bitkiler, birbirinden çok farklı cesimlere, çok farklı muhtelif organlara sahip olabilmektedirler. Türler arası farklılık olduğu gibi, aynı türe mensup olanlar (kardeşler) dahi az da olsa dış görünüşleri (fenotip) birbirinden farklıdır.

Bir teybin bandı gibi, üzerinde hayat kanunlarının tespit edildiği sırtarla (genetik informasyon) dolu bir molekül olan DNA atomları intizamlı dizilişleri ile hücre bölünmesi sırasındaki nizam ile anne- baba karakterlerini muhafaza etmektedir. (Mesela, hiç bir zaman elma ağacı portakal meyvesi vermemekte. vb.) Aynı zamanda gelecekteki nesillerde yine DNA molekülünde kodlanan bilgilere göre teşekkül edeceğinden, DNA maziyi ve müstakbeli muhafaza eden bir elektronik beyin gibi canlı hafızaya sahiptir.

Sayısız nev’ilerini gördüğümüz muntazam sanatlı eserlerdeki nizam ve ahengin sırrındandır ki; ONA metabolik olayları (sindirim, solunum, boşaltım. vb.) kontrol ederken, canlı vücudunda devamlı değişen atomlar bir ömür boyu hesap ve planla yer almaktır. Dışarıdaki projeye göre hareket edildiğinde normal gelişme fiziki fonksiyonlar mükemmelce sağlanmaktadır. Tek bir hücreyle başlayan canlılık ve bunu takip eden planlı, ilim ve iradeye dayanan çoğalmalar neticesinde hücre yığılmaları olmamakta, büyüme korelasyonlarıyla organizmalarda ahenkli gelişmelerle, o canlı için belli ve en ahenkli olan bir düzen ortaya çıkmaktadır. Dışarıdaki şifreye göre büyüme hızı, organlar arasındaki muvazene ve organların yerleşimi en münasip, en kolay, en güzel biçimdedir. Her bir hayat sahibinin azları adedince delillerden, sadece vücudumuzdaki bazı organlar, mesela dişer hep aynı hızla büyümediğini beden ve baş, ayak ve bacak, el ve kol gibi organlar arası nispet muhafaza -dildiğini, göz başın haricinde bir yere yakışmadığı müşahede edilmektedir.

Canlıya göre az çok değişen ONA şeritlerinin uzunluğu, 46 kromozoma sahip insan hücresinde şeritlerin uc ucuna eklenmesiyle 1,5 m olduğu, her biri biner safhadan az olmamak şartıyla bin ciltlik bir ansiklopedik bilginin bu şerit üzerinde kodlandığını ilim adamları iddia etmektedir.

DNA’daki şifrelenmiş genlerin tezahüründe (fenotipin meydana gelmesi) DNA’dan daha küçük (tek iplikli) yapıya sahip Ribonükleik asit (RNA) vazifelidir. Şekeri riboz tipinde olan RNA da, bir de DNA’dan değişik olarak Timinin yerini Urasil bazı alır. Hücrede forıksiyonlarına göre 3 tip olan RNA’lar hücre çekirdeğinde sentez edilirler. İsimleri Messenger (haberci) RNA, transfer (taşıyıcı) RNA (t-RNA), ribozomal (r-RNA) olup ihtiva ettikleri nukleotid sayıları farklıdır.

Messenger RNA (m-RNA), DNA daki bilgileri (herhangi bir gen, mesela göz rengi) RNA ipliğine sıkıca sarılmasıyla elektronik bir hızla belli bir formüle uyularak kopya edilir. Müteakip reaksiyonla MRNA sitoplazmadaki ribozomların yüzeyine göç eder. Sitoplazmadaki özel bir enzimle harekete geçirilen amino ğitler t-RNA’ lar tarafından yakalanıp m-RNA’ daki şifreye uygun olanlar, ribozoma taşınırlar. Ribozomda bulunan rRNA’ların enzimatik yardımcılığıyla amino asitler itenilen tipteki protein ünitesini teşkil etmek için nıünasip biçimde sıralanırlar. (Polimerizasyon). Böylece sentez edilen protein bir karakterin (göz rengi demiştik) ortaya çıkmasında lüzumlu olan enzim olarak kullanılır. Bir renk meydana getirmek gibi, hücredeki diğer canlılıkla ilgili olaylar pek kolay işler olmayıp, hepsi de yüksek ısı, yüksek enerji, parçalayıcı asitler. vb. gibi ihtiyaçlar olduğundan bu işleri en kolay, karıştırmadan, en az enerjiyle enzimler tarafından yaptırılmaktadır. Her canlı hücresinde çok sayıda olan enzimlerin, bir tanesinin eksikliği canlının ölümüne sebep olabileceğinden, biyolojik reaksiyonlarda önemi çok büyüktür.

Umumiyetle bir hücrede, bir nukleus (çekirdek), 50 ve daha fazla kloroplast (yalnız bitki hücrelerinde), 500 kadar mitokondrium, 5 bin kadar ribozom. 5 bin kadar enzim molekülü vardır. Bu çeşitli ve çok sayıdaki moleküllerin kendi aralarında ve birbirleriyle karşılıklı münasebet içinde, ayrıca enzimatik ilişkilerle iç içe girmiş, kompleks fonksiyonların şayan-ı hayret bir ahenk içinde devamlı hayatın sırrını anlatmaya kafidir.

Hadsiz ihtimaller içinde 20 amino asit (bilinenlerin sayısı:) çeşidinden binlerce enzim yapmak, bu enzimlerle atom ve molekülleri çeşitli terkiplerde hayat sahibi kılmak, akıl ve şuurdan mahrum atomların işi olamayacağı gibi, hayati hadiselerin bir merkezden ayarlanıp, oradan çıkan emirlere göre mükemmel işlerin yaptırılması da pek çok hayati sırları bünyesinde toplayan DNA molekülünün işi değildir.

Demek bir hücreyi pek çok gayeler için yaratıp, hücredeki en küçük molekülleri bile ilim ve kudret ile hikmetle hareket ettiren, tesadüfe bırakmayan Zat, elbette o hayat sahiplerini başıboş, gayesiz bırakmamıştır ve bırakmayacaktır.



comments powered by Disqus