1. Alâeddin Keykubat, 1220 yılında, Selçuklulara kadar bağımsız kalan Alanya'yı (Kolonoros), Anadolu'da Müslüman Türk birliğini sağlamak için, kış mevsiminde iki ay boyunca kuşattığı hâlde fethe muvaffak olamamıştı. Kuşatmayı kaldırmayı düşündüğü sırada rüyasında biri: "...Alanya Kalesi'ne ne karadan ne denizden hiç kimse yetişemez. Ancak Allah'ın yardımı ile sana fetih müyesser olacaktır." müjdesini vermişti. Bu rüyadan aldığı moral ve cesaretle kaleye hücum eden Alâeddin Keykubat, kaleyi almayı başardı. Kalenin aslen Rum olan kralı Kir Fard, adâlet ve hoşgörüsüne hayranlık duyduğu 1. Alâeddin Keykubat'a barış teklif edip: "Eğer bana ülkenize sığınma ve kalan ömrümü geçirecek bir yer verirseniz, benim için büyük bir lütuf olacaktır." dedi. 1. Alâeddin Keykubad da Kir Fard'ın bu teklifini kabul edip, ona; "Sadakatini ispat için âile fertlerinden birini akrabalığımıza arz ederseniz, hakkınızdaki güvenimiz artmış olur." şeklinde cevap verir. Bunun üzerine Kir Fard kızını (Prenses Destina) 1. Alâeddin Keykubad'a 1221'de eş olarak gönderir. (Bkz.İbnu Bibi, el Evamiru'l-Alâiyye fi'l Umuri'l-Alaiyye, I/266; Alptekin, Türkiye Selçukluları, 8/282)

Prenses, İslâm'ı hiçbir zorlama olmadan kendi isteğiyle seçti. Zeki, çalışkan, dindar, kültürlü, cömert ve hayırsever bir kişi olarak kendisine 'bilge, büyük' mânâsına gelen Huand (Hunat); eğitim ve öğretime yaptığı katkılardan dolayı da, ay parçası, etrafına nur ve güzellik saçan mânâsında Mahperi ismi verildi. Sultan hanım payesini vermek için de, Hunat ismine Hatun eklenmiştir. Kitabelerde geçen unvanı ise Saffetü'd-dünya ve'd-Din'dir (Din ve dünyanın yüz akı).

1. Alâeddin Keykubat, kışın Alanya ve Konya'da kalır; yazları ise, Kayseri'ye gelirdi. Şimdiki şeker fabrikası alanında bulunan Keykubadiyye Sarayı'nda oturan sultan, âlimleri koruduğu için, buraya çok sayıda ilim adamı gelip yerleşmiş ve Kayseri, medreseler bakımından Selçukluların en zengin vilâyetlerinden biri olmuştu. Hunat Hatun eşinin eğitim alanında faaliyetlerine destek oluyordu. 1. Alâeddin Keykubat'ın Hunat Hatun ile evliliğinden Gıyâseddin adında bir erkek çocuğu oldu.

Hunat Hatun; Mevlâna, Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled, Hocası Seyyid Burhaneddin, Ebû Hafsa Ömer el Bekrî bin Abdullah Suhreverdi ile Muhyiddin-i Arabî dönemlerinde yaşadı. 1. Alâeddin Keykubat bu âlimlerle dostluklar kurup, onların birçoğunun meclislerinde bulundu, sohbetlerini dinledi ve devletin imkânlarıyla iyi hizmet yapmalarını sağladı. "İlmin olmadığı yere taassup ve cehalet gelir. İlim adamları bizim mânevî dinamiklerimizdir." diyerek, bu alandaki samimiyetini, gayretiyle birleştirdi. Hunat Hatun, eğitim ve kültür hayatıyla iç içe olan sarayda, o dönemdeki hanımların ilme ve âlimlere verdikleri değeri görüyor ve bunlardan etkileniyordu.

Anadolu Selçuklularının bu parlak döneminde (1220–1236), 1. Alâeddin Keykubat 1236 yılı Ramazan ayında yediği etten zehirlenerek Kayseri'de vefat etti. Moğolların şehri istilâsı üzerine bir müddet şehirden ayrılmak zorunda kalan Hunat Hatun, sonra tekrar Kayseri'ye döndü. Oğlu 2. Gıyâseddin Keyhüsrev 16 yaşında tahta çıktı. Oğlunun sultan olmasından sonra Hunat Hatun kendini iyice hayır işlerine verdi. O, bilhassa, Peygamberimiz'in (sas): "İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Üç şey onun amel defterinin açık kalmasını sağlar: sadaka-i cârîye, (hayrı devam eden iyilikler) faydalanılan ilim, kendisine dua eden hayırlı evlât." (Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikir 23) tavsiyesinden çok etkilenmişti. Bir başka ilham kaynağı, kayınpederi 1. Gıyâseddin Keyhüsrev'in genç yaşta ölen kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun'un vasiyetiyle 1206 yılında Kayseri'de inşa olunan ilk tıp okulu ve hastanesi, Şifâiyye idi (Gevher Nesibe ve Gıyasiyye Şifaiyyesi).

Hunat Hatun, 1238'de Kayseri'de kendi ismiyle anılan bir külliye inşa ettirdi. Burası, kesme taştan inşa edilmiş olup, cami, medrese, hamam ve türbe bölümlerinden oluşmaktadır. Külliyenin inşasıyla ilgili olarak Hunat Hatun'un: "Temizlik hizmetin önündedir. Camiden önce hamamı yapınız. Ustalarım, işçilerim her sabah burada yıkanıp işe başlasınlar, akşamleyin yıkanıp evlerine temiz gitsinler!" dediği rivayet edilmektedir.

Hunat Hatun Külliyesi'nin merkezî yapısı camidir. Giriş kapısının hemen üzerinde, mukarnas (prizmatik unsurların yan yana ve üst üste geldiği süsleme) altında, Tevbe Sûresi'nin 18. âyeti yazılıdır: "Allah'ın mescitlerini ancak Allah'ı ve Âhiret'i tasdik eden, namazı gereği gibi kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başka kimseden çekinmeyen müminler bina edip şenlendirir. İşte onlar Cennet'e ve bütün muratlarına kavuşmayı umabilirler."

Batı ve doğu kapılarının üst kısmında yer alan mermer kitâbelerin Türkçesi şöyledir: "Bu mübarek caminin inşasını Keykubad oğlu yüce sultân, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Haziran 1238) yılında, büyük, âlim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı hayırlar fâtihi Melike (Mahperi Hatun) oğluna emretti -Allah onun yüce varlığını devamlı kılsın, gücünü artırsın."

Hunat Hatun, Tokat, Çekerek (Yozgat) arasına, yol emniyetini sağlamak ve ticaret yapan tüccarları ücretsiz olarak konaklatmak için, altı büyük kervansaray yaptırdı. Bunlardan Tokat'ın Pazar ilçesinde olanı hâlen ayaktadır. Nevşehir'in Ürgüp ilçesi Hunat Hatun'a tahsis edilmişti. Oğlunun saltanatı zamanında bu çevrede eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdüren ve kendisinin de takdir ve saygısını kazanmış bulunan mutasavvıf Şeyh Turesan Velî Hazretleri için, İncesu-Ürgüp arasında kuş uçmaz, kervan geçmez Tekke dağında, tekke inşa ettirmiş ve buraya geniş vakıflar bağlamıştı. O zamanki imkânlarla buraya gerekli malzemeyi taşıyıp bu eğitim yuvası binayı yaptırmak, Hunat Hatun'un Allah yolundaki eğitim cehdini ortaya koymaktadır.

Hunat Hatun'un karakter ve şahsiyetini, kabrinin üzerindeki sandukada yer alan şu ifadeler göstermektedir: "Bu kabir, seyyide (hanımefendi), setire (örtülü), sâide (mutlu, mesut olarak dünyaya gözlerini yuman), şehide (gerçek âlemi görmüş, rahmetli), zahide (geçici dünya zevklerine boş verip kalıcı şeyler yapmış), abide (kulluk yapan, ibadet eden), murabıta (İslâm'ın sınırlarını gözeten), mücahide (canıyla, malıyla İslâm'ı yaşamak ve yaşatmak için çalışan kadın), masume (büyük günahlar işlemekten korunmuş), sahibe (hanım sahib yani hanım yönetici), âdîle (adaleti gözeten), el-meliketün-nisa fil-âlem (dünya kadınlarının kraliçesi), afife (namuslu, şerefli), nazife (madden ve mânen temiz), çağının Meryem'i, zamanın Hatice'si, marufun sahibesi (sahibu'l hayrat gibi, iyilikler yapan kadın), el-mutasaddikatü bi'l-mali uluf (binlerce parasını hayır yoluna harcayan veya devlet bütçesinden hayırlı eserler yaptıran, kamu yararına harcayan) binlerce malın musaddıgası (binlerce malını sadaka vermiş), dünya ve dinin safveti (Din ve dünyanın yüz akı), dünya ve dinin yardım ve emanı şehid, merhum Keykubatın oğlu Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hatun'un kabridir. Allah cümlesine rahmet eylesin!"

Hunad Hatun, İslâm'ın kadına verdiği değeri döneminde temsil etmiş, çağının Meryem'i ve Hatice'si olmuştu. M. Fethullah Gülen Hocaefendi, asrımız kadınının nasıl olması gerektiği konusunda şunları söyler: "İslâm'da kadının diğer sistemlerde asla rastlanamayacak eşsiz bir konumu vardır. Günümüzün en modern sayılan toplumları bile, bu konuda onunla boy ölçüşemeyecek kadar geridir. Çağımızın Haticeleri, Aişeleri, Fatımaları, Hafsaları, Nesibeleri, Rümeysâları da aynı Asr-ı Saadet'teki öncüleri gibi kendi konumlarının farkında olmalı ve üzerlerine düşen vazifeleri yapmaya çalışmalıdırlar. Evet, günümüzde şefkat kahramanları da iman ve Kur'ân hizmeti adına belli fonksiyonlar eda ediyorlar, erkeklerin yaptıkları gibi, insanlığın irşâdı için ellerindeki bütün imkânları kullanıyor, hâl ve tavırlarıyla başkalarına örnek oluyorlar. Gerekirse, onlar da dünyanın dört bir yanına hicret ediyor, öğretmenlik ve rehberlik yapıyor ve böyle ifritten bir dönemde Din-i mübini bayraklaştırıyorlar. Dolayısıyla, günümüzde kadınlık âlemi bütün bütün sahipsiz sayılmaz; cihanın her tarafına yayılmış bazı şefkat âbideleri, seleflerini hatırlatan fedakârlıklarıyla yeni bir kahramanlık sergiliyorlar."

Hunat Hatun; Kayseri ve çevresinde kendisinden sonra gelen Bacıyan-ı Rûm'un kurucusu Evhaduddîn Kirmanî'nin kızı Fatma Bacı, Gülük Camii'yi yaptıran Atsuz Hatun, Köşk Medresesi'ni yaptıran Emir Eretnanın eşi Melike Hanım gibi birçok kişiye hayır yapma konusunda öncülük etmiştir. Vefatından sonra, kendi adıyla anılan cami ile medrese arasındaki türbesine defnedilen Hunat Hatun'un ismi ve eserleri, bugün eğitime destek veren kadın-erkek hayırsever insanlarımıza ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Bir başka deyişle Hunat Hatun, günümüzdeki hayırsever hanımlara, Anadolu Selçukluları döneminde Müslüman hanımın toplumda en muallâ mevkiyi temsil etmesi ve geride bıraktığı eserleriyle eğitime verdiği destek yönünden güzel bir örnektir.

Kaynaklar
- Çayırdağ, Mehmet, Huand Hatun Külliyesi, T.D.V. İslâm Ans., c.18, İst.1998.
- Çayırdağ, Mehmet, Şeyh Turesan Veli Hazretleri, Kayseri, 2001.
- Gülen, M. Fethullah, Ölümsüzlük İksiri, Kırık Testi, İst, 2007.
- Işık, Dr. Mustafa, Tarihî Kayseri'de Kadının Adı, Kayseri, 2005.
- Subaşı, Muhsin İlyas, Kayseri'nin Manevî Mimarları, Kayseri, 2000.

comments powered by Disqus