|
Hayvanların Gerçek Kralı
Salih Yücel |
|
Filler üzerinde çalışan bir araştırmacı anlatıyor:“Tsavo’da (Kenya) vahşi hayvanların bulunduğu ağaç ve çalılarla kaplı avlanma arazisinde ciple dolaşıyorduk. Uzun saatler geçmesine rağmen tek bir fil bile görememiştik. Otlarla çamurun karıştığı dar bir patikada biraz daha ilerledik. Daha sonra fillerin çok uzakta olduğunu düşünüp kampa dönmeye karar verdik. Boşa giden bu yorucu arayışın burukluğu üzerimize çökmüş halde yavaş yavaş geriye dönüyorduk. Birdenbire yaklaşık on metre ilerideki çalılarda çatırtılarla birlikte sallanmalar oldu. Ardından kocaman bir fil ortaya çıktı! Herkes dehşete kapılmıştı, ne yapacağımızı şaşırmıştık. Hayvan geniş kulakları ve iri cüssesiyle tehditkar bir tavır sergiliyordu. Aniden başını yükseltti ve kulaklarımızı patlatırcasına bir ses çıkararak üzerimize doğru hızlıca koşmaya başladı. Arazi görevlisi tüfeğini file doğrultarak ‘Geriye dönün! Çabuk’ diye bağırdı. Cipimizle geriye doğru bir kavis çizmeye çalışırken ne olduğunu anlayamadan yana devrildik. Hayvan kocaman ayaklarını yere vura vura kızgın bir şekilde üzerimize doğru geliyordu. Biz toparlanmaya uğraşırken 0, bize yetişmişti bile. Hiç duraklamadan uzun dişleriyle aracımıza büyük bir darbe indirdi. Sonra hızlıca çamurlu, sığ bir su birikintisine yöneldi. Üzerimizdeki şok hala devam ediyordu; filin ne yapmak istediğini anlayamamıştık. Suya girdiğinde sakinleşir gibi oldu. Etrafa su sıçratmaya başladı. Bu arada başını sallıyor, küçük naralar atıyordu. Biraz sonra hareketsizleşti ve başını bize doğru çevirdi; sert bakışları sabitleşmişti , Bir süre bu şekilde kaldı. Sonunda göz kapakları yumuşadı, önüne döndü ve uzun adımlarla su birikintisinin ilerisine doğru uzaklaştı. 0 gün, filler hakkındaki düşüncelerimin değiştiği gündü.” İlk olarak 40 milyon yıl önce Nil nehri civarında yaratıldığı tahmin edilen fillerin, Avustralya ve Antarktika’nın dışında bütün kıtalara göç ettiği ileri sürülmektedir. Bu teoriye göre, bütün Proboscidea ailesinden yalnızca uysal ve alçak gönüllü”Asya fili” (Elephas maximus) ile güçlü ve atılgan “Afrika fili” (Loxodonta africana) hayatta kalabildi. Fillerin olgunlaşma yaşı insanlar gibidir. 70 yıl veya biraz daha fazla yaşarlar. Fil yavruları, 22 aylık bir hamilelik döneminden sonra doğar ve on-onbeş yılda ergenliğe ulaşırlar. Fillerin büyüyüp gelişmesi hayatları boyunca devam eder. Bir erkek Afrika fili, kısa bir sürede altı ton ağırlığa ve 3,5 metre uzunluğa ulaşabilir. Filler normal olarak bir günde 150 kg’a kadar ot, yaprak, çalı ve ağaç kabuğu, 100- 200 litre kadar da su tüketirler. İri cüsselerine rağmen filler hantal vücutlarından beklenmeyecek derecede çevik ve hareketlidirler. Dörtnal koşamazlar fakat, yaklaşık 40 km/saat hızda at gibi rahvan gidebilirler. Filler ne hoplayabilir, ne de yüksekten atlayabilirler; aksi halde ayakları kırılabilir. Fakat dik yokuşları kolayca aşabilir ve engebeli arazide çok uzun mesafeler katedebilirler. Filler insanlar gibi he yerde yaşayabilirler; gerek kuru bozkırlarda ve yaylalarda, gerekse çok sık ve yağmurlu ormanlarda... Fil, aynı zamanda en büyük kulaklı hayvandır. Kulaklarının her biri yaklaşık 0,85 metrekare kadar olup devamlı hareket halindedir. Bunlar işitmeden başka hem ses yükselten amflikatör, hem de sinekleri kovalayan yelpaze fonksiyonu görürler. Bir fil üzerinde şüphesiz en dikkat çekici ve önemli kısımları, dişleri ve hortumudur. Ağırlık ve uzunluk bakımından en büyük ölçülere sahip fil dişi, şu anda Londra’da British Museum’da sergilenmektedir. Bu diş 3,5 metre uzunluğunda ve 100 kg ağırlığındadır. Filler dişlerini hem araçhem de silah olarak kullanırlar. Kazı için kazma, kavga için kılıç ve taşıma için askı... Bu dişler kırılabilir veya düşebilir; buna rağmen hayatları devam eder. Fakat hortum, hayati bir uzuvdur. 40 bine yakın adaleye sahip olan fil hortumu, büyük bir ağacı kaldırmaya yetecek kadar güçlü olmasının yanında, ince dal veya çiçek gibi minnacık nesneleri nazikçe toplayabilecek hassasiyettedir. Bir hortum, dört litre civarında su tutabilir. Filler, uyumlu bir davranış sergilerler. On hatta yirmi yıl sonra bile bakıcılarını tanıdıkları, bir yeri temizlemek veya kaşınmak için çubuk gibi şeyler kullandıkları, ölülerini yaprak ve dallarla örttükleri bilinmektedir. Fillerin bu şekilde hassas davranışlar göstermesi yalnızca İlhi bir sevk ile izah edilebilir. Fillerin davranışlarıyla ilgili ilk ciddi çalışma, 1960 ortalarında I. D. Hamilton tarafından başlatıldı. Daha sonra C. Moss ve J. Poole tarafından ilerletildi. Moss ve Poole, Afrika’nın en yüksek dağı Kilimanjaro’da kurulmuş olan ‘Kenya Amboseli Milli Parkı’nda ilk çalışmalarını gerçekleştirdiler. Amboseli’nin 670 fili, en detaylı incelenen ilk filler olmuştur. Bu incelemelerde fillerin anaerkil bir aile yapısına sahip olduğu görüldü. Fil aile grubunun başı, güçlü ve yaşlı bir dişi fildir. Yavrular ve bütün dişi filler, ana reisin emri altındadır. Sazlıklı bataklıklarda veya büyük otlaklarda yan yana beslenirler, birbirlerine yaslanarak dinlenirler, diğer fillerin bağırmalarına karşılık verirler. Çevreyi düzenleyip, yaşanacak yerler hazırlayabilirler. Erkek yavrular ergenlik çağına geldiklerinde aileden ayrılırlar ve diğer erkeklere katılırlar. Genç filler, kendi aralarındaki hiyerarşiden memnundur. Bu, filin büyüklüğü, gücü ve varlığını kabul ettirme durumuyla ortaya çıkar. Bu yüzden erkek filler, kendi aralarında ciddi kavgalar yapamazlar; spor maksadıyla veya hiyerarşideki yerlerini oturtmak için neşeli bir atmosferde birbirleriyle dalaşırlar. Toplu halde yaşayan erkek filler arasında güçlü fillerden oluşan bir ‘savaş grubu’ vardır. Tehlike durumunda bu grup, gençler ortada olacak şekilde ‘örtülü vagon’ savaş biçimini alır. Bu düzen saldırganı korkutmazsa, bu sefer filler hücum eder. Bu sevimli hayvanlar, özellikle de görkemli Afrika filleri, kışkırtıldıklarında veya yakalanıp bir yere kapatıldıklarında korkunç bir savaş makinesine dönüşebilmektedir. Filler, anlaşmak için sırlı bir lisan kullanırlar. Poole ve Moss, 25 çeşit fil sesi kaydetti. Bunlardan bazıları, oynarken veya selamlaşma sırasında çıkarılan yüksek sesli bağırtılar, bazıları ise zor duruma düşen yavru fillerden gelen uzun menzilli yardım nidalarıdır. Bunlardan başka, balinaların çıkardığından pek farkı olmayan ve mahiyeti anlaşılmayan düşük frekanslı gürlemeler vardır. Gürlemeler 15 grup olarak sınıflandırıldı. Bunlar arasında selamlama gürlemeleri, mesajın alındığına dair cevap ifadeleri ve harekete geçme sinyalleri vardır. Bu infrasonik (insanın duyma sınırının altında) seslerin 3,2 km kadar uzağa gittiğine inanılmaktadır. Bu sesler, uzaktaki fillere yapılan acil uyarılar kadar, hareket halindeki fillerin şaşırtıcı disiplinini açıklamaya da yardımcı olmaktadır. Mantıksız ve muhakemesiz bu hayvanların bu durumu insanı hayrete sevk etmektedir. Filler diğer hayvanlar gibi şefkat belirtileri de gösterirler. Anne filler, küçük yavrularına büyük bir ihtimamla muamele ederler. Acı veya üzüntü içinde sıkıntı çeken yavruya, anne ile birlikte birkaç fil su fışkırtır. Uzun süre görmedikleri yakınlarını çok dokunaklı ve sevinçle gürleyerek, hortumlarını dolaştırarak karşılarlar. Hasta ve rahatsız fillere diğer filler ağızlarında ve dişlerinde ot getirirler, hortumlarıyla su taşırlar. Hasta filler arkadaşça seslerle cesaretlendirilir, kibarca kullanılan dişlerle yemelerine yardım edilir. Filler öldüğünde yakınları kederlenirler. Hortumlarını ölü hayvan üzerinde sevgiyle dolaştırırlar ve yaslı gürlemeler çıkarırlar. Bir anne filin ölü yavrusunu günlerce dişlerinde taşıdığı görülmüştür. Derin nehirlerden geçerken de yavrularını dişleri üzerinde taşırlar. Küçük fillerin suda boğulma tehlikesi, İlhi rahmetin bir parıltısı olan şefkat ile ana kalbinde endişe olarak doğmakta ve kendisini yavrusuna hizmetçi yapmaktadır. Filler, henüz stratejik savaş yöntemlerinin gelişmemiş olduğu dönemlerde bile birçok savaşta kullanılmıştır. Çok güçlü oldukları için fazla miktarda erzak taşıyabilirler. Bütün iklim ve coğrafya şartlarına uyum sağlayabildikleri için uzun süren savaş seferlerinde dayanıklılık gösterebilirler. Bu yüzden filler, o zamanın ordularına büyük avantajlar sağlıyordu.İskender’in Hindistan seferinde engebeli ve ağaçlıklı arazide, Eski Mısırlıların savaşlarında çöl arazisinde ve Romalılara karşı yapılan savaşlar sırasında karlarla kaplı yüksek dağların hakim olduğu Alplerde filler büyük bir performans göstermiştir. Fillerle yaptıkları mücadelelerde karşılaştıkları güçlükler, Romalıların bu hayvanlardan epeyce korkmalarına sebep olmuştu. 0 kadar ki, yaptıkları Apameia anlaşmasıyla Selefki krallarının fil yetiştirmelerini yasakladılar. Fillerden faydalananlar arasında Habeşliler de vardı. Habeş Meliki’nin Yemen valiliğini sürdüren Ebrehe Eşrem, filleri kötü emellerine alet etmek isteyen bir talihsizdi. Tarihe “Fil yakası”, insaniyet aleminin mürebbisi Kur’an-ı Kerim’de ise “Fil Suresi” olarak geçen ibret dolu hadise, Ebrehe’nin Kabe’ye yapılan ziyaretleri çekememesiyle başladı. Birtakım gelişmeler neticesinde Ebrehe, Kabe’yi yıkmaya hazırlandı. Bu ordunun başına Habeş Meliki’nden aldığı “Mahmud” isimli fili koydu. Ordu, Mekke yakınındaki Magammis denilen bölgeye kadar geldi. Ordu tekrar hareket edeceği sırada filler yere çöküverdi. Bu sırada Cenab-ı Allah (cc), Celal ve Kahhar isimleriyle tecelli edip deniz tarafından ‘Ebabil’ isimli kuşları gönderdi. Bunların her biri, gagalarında ve ayaklarında nohut büyüklüğünde taşlar taşıyordu. Ordunun üzerine geldiklerinde taşlarını bırakıyorlardı. Taşların isabet ettiği askerler yere yığılıp ölüyordu. Bugün bu harika sevimli hayvanlar, nesillerinin tükenmesi tehlikesini yaşamaktadırlar. 1976’da yaklaşık 1,3 milyon fil 35 Afrika ülkesinde sakin sakin dolaşıyordu. Şu anda 750 binden daha az var. Bu hem bir trajedi, hem de insanlığın bir yüzkarasıdır. Milli Parklarda bile filler emniyette değiller. Afrika’nın birçok yerinde kaçak avlanan avcılar, çok güçlü otomatik silahlarla acımasızca bu hayvanları katletmektedirler. Buna sebep, fildişi yani ‘beyaz altın’dır. Her yıl Afrika’dan 500-800 ton arasında fildişi, çoğu zaman yasadışı yollarla kaçak olarak çıkarılıyor. En son bilgilere göre, Uganda’da tek bir günde 374 fil ölüsü, dişleri kesilip alınmış ve cansız gövdeleri akbabalara bırakılmış halde bulundu. |
|



Filler üzerinde çalışan bir araştırmacı anlatıyor: