İçi Dışı Yumuşak Omurgasız:AHTAPOT


Ahtapotun Hawaii dilindeki karşılığı “kayıp giden hayalet”tir. Ancak bu hayvan hiç de anıldığı gibi değildir. Hawaii’deki bu ahtapotlar genel olarak 350- 750 g ağırlığındadırlar. Derileri pürüzsüz ve tavşanlar kadar yumuşaktır. Tek sert bölgesi ise, (Jules Verne’nin “Deniz Dibinde Yirmi bin Fersah” adlı kitabında yaptığı benzetmede olduğu gibi) papağan gagası gibi keskin olan makas şeklindeki ağzıdır ki, genellikle avlarının kabuklarını kırarak açmak için bunu kullanır. Ayrıca, kabuklu hayvanların kabuğunu delip içindeki eti parçalayarak almaya yarayan törpü gibi bir dili vardır. Çok zeki 4 olan bu omurgasızlar, kendilerine bir korunak kazıp, girişini taşlarla kapatabilirler. Ahtapotlar az yaşarlar. Küçük ahtapotlar ortalama 6 ay, büyük türleri ise 3 yıla kadar yaşayabilirler.

Yumuşakçalar içinde; mürekkep balığı, kalamar, nautilus ve ahtapot kafadanbacaklılar grubuna girer. Bunlar diğer yumuşakçalardan; büyüklük, davranış ve hâsıl ettikleri genel izlenime göre kolayca ayırt edilebilir. Hollywood filmlerinde gördüğümüz savaş gemilerini yutan dev ahtapotlar kadar büyük olmasalar da kafadanbacaklılar arasında en iri ve en geniş kompleks sinir sistemine sahiptirler.

ROKET SİSTEMLİ AHTAPOT

Su jeti olarak da adlandırılan bu ahtapot türü, başının altında bulunan huni şeklindeki bir uzantı vasıtasıyla bir su akımı meydana getirir ve hızla yol alabilir. Vazgeçemeyeceği bir avın peşindeyse, hızını arttırmak için su püskürtür. Burada, uzay araçlarının yapımında ilham alınan geri tepme prensibi, yani roket sistemi uygulanır ki, bu güç, birçok kaslarla sarılı huni şeklindeki bu açıklığın yıldırım hızıyla kapanmasıyla meydana gelir. Normalde yol almak için kollarını, arkadan gövdesini hızlandıracak şekilde kullanan ahtapot, bu sırada denizin altındaki dalgalanmalardan da faydalanır. Ahtapot, öyle enteresan bir ileri-geri hareket kabiliyetine sahiptir ki, bu püskürtme açıklığı yardımıyla aynı zamanda istediği anda ani manevralar yapabilir ve kavisler çizebilir. Bu teknikleriyle, özellikle Octopus dofleini türü ahtapot, bütün dalıcı hayvanlar arasında önemli bir yere sahiptir.

CANAVAR DEĞİL SICAKKANLIDIRLAR

Fransız yazar Victor Hugo “ Les Travailleurs de la Mer” adlı romanında ahtapotu” çelik gibi sert ve sağlam, gece gibi soğuk” olarak tasvir ederken, dev bir ahtapotun kollarına düşmüş denizcinin sonunu ise şöyle anlatıyor: “Canlı canlı yenmek çok korkunç; ancak canlı canlı içilmek çok daha korkunçtur.” Bundandır ki, 19. yy’ın son çeyreğine kadar özellikle Fransa’da ahtapot, medyanın kurbanı olmuş ve halk arasında “monstre” (canavar) ve “deniz şeytanı” şeklinde kötü bir imaja sahip olmuştur. Hatta bu sebepten dolayı, o yıllarda moda olan “ahtapot şapkası” bile Fransız hanımlar tarafından, “başıma şeytan üşüşür” batıl inancı yüzünden hiç mi hiç rağbet görmez. Aslında Hugo’nun bahsettiği dev ahtapotlara okyanuslarda rastlanır. Ayrıca, bu ahtapotların insanları parçalamak gibi bir özellikleri de yoktur. Büyük gemilere ise düşmanları olan ispermeçet balinasına benzettikleri için saldırdıkları anlaşılmıştır. Kısacası, 150 m uzunluğunda kolları olan 300 ton ağırlığındaki bu hayal ürünü ahtapotlara sadece korku romanları ve filmlerinde rastlanabilir. Ahtapotlar, bağlı bulundukları sınıfın adı gibi yumuşacık, dikkatli, zeki ve öğrenmeye açık sakin canlılardır.

Günümüzde yaşayan 300 civarındaki ahtapot türü içinde kolları 10 m’ye varan ve 300 kg ağırlıkta olanları bulunduğu gibi, mini mini, birkaç santim büyüklüğünde olanları da vardır. Boyları ve enleri ne olursa olsun, gerçekte ahtapotların çoğu zararsızdır. İnsanlara saldırmak bir yana, onları görünce hemen kaçarlar. Bu dikkatli hayvanlar, kollarını sadece avlarına dolarlar. Bu sebeple karides, yengeç, ıstakoz ve diğer kabuklu hayvanların ahtapotlardan korkmaları için haklı gerekçeleri vardır.

Kuzey Pasifik’te yaşayan büyük ahtapotlar (Octopus dofleini) 5,4 m uzunluğuna ve 46 kg’dan daha fazla ağırlığa sahip olabilir. Küçük ahtapotlara Octopus micropyrsus ise, Kaliforniya’da rastlanır ve boyları sadece 1- 2,5 cm arasındadır. Uzunluğu en fazla 10 cm olan cüce ahtapot Octopus joubini ve 61- 66 cm uzunluğu olan Octopus vulgaris ise Florida’nın batısında sıklıkla bulunur.

GÖRÜŞ GÜCÜ YÜKSEK PETEK GÖZLER

Ahtapotların gözleri omurgalıların gözlerine benzemekle birlikte embriyolojik menşe olarak farklıdır. Ahtapotlarda göz, epidermis (dış deri) hücrelerinin içeri çökmesi ve fonksiyonel olarak değişmesi ile meydana gelmiştir. Görmesi engellenen bir ahtapot, nesnelerin büyüklüğünü ve aralarındaki farkı, gören bir ahtapot kadar ayırt edebilir. Gözün ayarlama ve uyum yapması insan gözündeki gibi göz merceğinin kalınlaşıp incelmesinin aksine, bu canlılarda merceğin içe ve dışa doğru hareket ettirilmesiyle gerçekleştirilir. Dolayısıyla ahtapotun görüş gücü deniz içinde insanınkine kıyasla daha yüksektir. Deniz bilimcisi Neil Mc Daniel’e göre, ahtapot gözlerinde anlam dolu bir bakış vardır ve sanki “Seni çok iyi görüyor ve tanıyorum!” demektedir.

VANTUZ MU, EL Mİ, YOKSA AYAK MI?

Ahtapotun her bir kolunda iki sıra halinde yaklaşık 200-250 vantuz bulunmaktadır ki, sekiz kolunda ortalama 2 bin vantuz var demektir. Bunlarla, kendisinden 20 defa daha ağır hayvanları sıkıca yakalayabilir. İnsan elinin fonksiyonlarından olan hissetme, kavrama, vurma, sıvazlama gibi birçok aktivitesini kolları ile gerçekleştirir.Yüzerken çok fazla oksijen harcadığından, deniz dibinde kollarının üzerinde yürür. Bizim dudaklarımızın olduğu yerde kollarının bulunması, bu durumda pek şaşırtıcı olmasa gerek...

ÖĞRENMEYE AÇIKTIRLAR

Deniz bilimcilerinin çoğu, ahtapotu dünyanın en zeki omurgasızı olarak tanımlamaktadır. Hatta onların zekâ seviyelerinin evcil kedilere denk olduğunu iddia edenler de vardır. Bu konuda North Carolina Üniversitesi’nden deniz bilimcisi Jean Boal tarafından yapılan deneylerden biri, onların bu ilginç yönünü açığa çıkarmaktadır: İçine ahtapot bırakılmış bir su tankına iple bağlanmış yengeç sarkıtılır. Ahtapot da bu avına atılır ve afiyetle yer. Sonra bu defa bir miktar elektrik verilmiş şekilde ikinci bir yengeç daha indirilir. Ahtapot yine avına hamle yapar, ama o da ne? Kollarında bir anda zayıf bir darbe hissi oluşur ve çareyi oradan uzaklaşmakta bulur. İki saat sonra, elektrik verilmiş av sunma deneyi tekrarlanır, ancak bu defa ahtapotun daha dikkatli yaklaştığı gözlenir. Fakat yine de kollarında aynı şoku hisseder. Bu durum üç defa tekrar edilir. Artık ahtapot, avın tehlikeli olduğunu anlar ve yengeci yemekten vazgeçer.

Zoologlar bu deneyi şöyle yorumluyorlar: Ahtapotlar hatalarından pay çıkartıp öğrenmeye kapı açıyorlar. Deneyerek problemleri tanıyor ve sonra benzer bir problemle karşılaştıklarında geçmiş tecrübelerini hatırlayıp, çözüme ulaşıyorlar.

SAVUNMA USTASI

Bir tehdit karşısında ahtapot, “Sepia” adı verilen koyu mavi-siyah renkteki mürekkebini salıverip, düşmanını şaşkına çevirir. Fışkırtma işleminden hemen sonra rengi değişir ve oradan güvenli bir şekilde uzaklaşır. Armut büyüklüğündeki mürekkep kesesi, bağırsaktan anüse doğru açılır. Kesenin iç yüzeyinde bulunan salgı bezleri, hayvan korkutulduğu anda mürekkebini salıverecek şekilde programlanmıştır. Mürekkebin bir diğer fonksiyonu da, saldırgan hayvanın koku alma duyusunu köreltebilmesidir. Bu süre zarfında onu takip eden hayvan, ahtapota dokunsa bile tanıyamaz. Bu da, salgılanan mürekkep içerisinde bulunan alkoloitler vasıtasıyla düşmanlarının kemoreseptörlerinin (kimyevi alıcılar) uyuşturulması ile gerçekleşir. Ancak, ahtapot mürekkebini saldıktan sonra oradan hemen uzaklaşmazsa ve bir de bu mürekkep dar bir alanda salıverilmişse, kendi sonunu da hazırlamış olur. Çünkü ahtapotun bu zehirli mürekkebi kendisi için de zehirlidir.

Ahtapot bazı durumlarda da saklanarak tehlikelerden korunmaya çalışır. Eğer saklanabilecek uygun bir yer bulamamışsa, küçük mercanların arasına girer ve deri altında bulunan, zengin renk hücreleri ve kromatoforlar yardımıyla çevrenin rengine ve şekline bürünerek, kendini güzelce gizler.

AHTAPOTUN BİLE YÜZÜ KIZARIR

Ahtapotlar yalnız yaşamayı severler ve sadece üremek için bir araya gelirler. Enteresandır ki, erkek ahtapotlar hep utangaçtırlar. Eşine dokunduğu an, heyecandan vücudun da küçük kabarcıklar çıkar ve rengi değişir. Aynen insanın yüzünün kızarması gibi Ahtapotlar, hayatları boyunca sadece bir defa eşleşirler ve sonra da ölürler. Tabii ölümlerin büyük bir kısmında hem dişi hem erkek, önce 2-4 haftalık bir gerileme devresi geçirir. Bu dönemde deri, kollar ve iç organlar dejenerasyona uğrar ve beslenme seyrekleşir. Çoğu erkekte bu bozulma dönemi eşleşmeden ve belli bir büyüklüğe geldikten sonraki değişik sürelerde ortaya çıkarken, dişilerde bu dönem yumurta bırakma ve kuluçka döneminden hemen sonra olur.

DİŞİLERİN DEĞİŞMEZ ÖZELLİKLERİ: ŞEFKAT

İnsanlık âleminde kadın her zaman için bir şefkat abidesidir. Yavrusu için katlanamayacağı fedakârlık yoktur. En başta yavrusunu karnında dokuz ay taşıma zahmetine katlanır ve yediklerine onu ortak eder. Memeliler başta olmak üzere hayvanların bir kısmının dişilerinde de benzer özelliği görmek mümkündür. Üstteki resimde görüleceği gibi, döllenmeden iki ay sonra dişi ahtapot, yattığı denizaltı mağarasının tavanına zincir şeklinde demet demet yumurtalarını mukus ile özenle yapıştırır. Bir defada yaklaşık 150 bin yumurta bırakır. Her bir salkım 150-200 yumurta ihtiva eder. Üzüm salkımı gibi asılı duran bu yumurtaları gözü gibi korur. Sifonu ile su akımı yaparak, yavrularına oksijen verir. Emici vantuzlarıyla devamlı yumurtaların etrafını temizler. Dişi ahtapot, yumurtalarını bıraktıktan sonra yemek yemekten adeta kesilir. Yaklaşık 5 ay boyunca yavrularının yumurtadan çıkmasını bekleyen anne, bu süre zarfında hiçbir şey yemediğinden, yavruları hayata merhaba dediği esnada, kendisi de hayata veda eder.

Yavru ahtapotlar, su akımı ile bulundukları yerden dışarıya taşınırlar. Enteresandır ki, bu 150 bin yavrudan sadece birkaç tanesi erişkin olabilecektir. Çünkü yavru ahtapotların yüzlercesi balıklara yem olur. Birkaç ay sonra planktonlarla beslenebilecek hale gelen milimetrik yavrular, denizin dibine çöküp hızla büyümeye başlarlar. Deniz bilimcisi William Stolzenburg’un araştırmalarına göre genç ahtapotların ağırlıkları gençlik dönemlerinde her 100 günde 2 katına çıkmakta ve sadece 3. yılda 18 kg’a kadar ulaşmaktadır.





Kaynaklar:
-“Intelligenz Bestien; Riesenkraken sind keine Monster”, Stefan Raps, Natur, Eylül 1996.
-“Die schwebende Kindheit des Octopus”, Jean Lecomte, Geo, Ocak 1996.
-“Rendezvous mit einem intelligenten Monster”, Neil McDaniel, PM, Haziran 1995.
- http://www.iwf.gudg.de/iwfger/alldaten/c669.html









comments powered by Disqus