|
İçimizde Bir Yolculuk
İhsan ÖMEROĞLU [email protected] |
Sesli Dinle
|
Vitaminler, farklı biyo-kimyevî faaliyetler için küçük miktarlarda gereken, birkaçı hâriç vücut tarafından sentezlenemeyen ve dolayısıyla yiyeceklerle alınması gereken organik (karbon temelli) gıdalardır. Vitamin B12 (kobalamin), merkezinde kobalt iyonu olan kompleks, halkalı bir yapıdır. Vücudumuzun ihtiyacı olan bu vitamini sentezleme vazifesini Rabb’imiz, kalın bağırsağımızda da yaşayan mikroorganizmalara vermiştir. Ancak bu mikroorganizmalar insana yetecek kadar üretemedikleri için, B12’nin bir kısmının besinlerle alınması gereklidir. Bitkiler doğrudan sentezleyemediği için bu vitaminin temin edilme yolları oldukça kısıtlıdır. Vitamin B12 kimi hayvanların bağırsaklarında yaşayan mikroorganizmalar vasıtasıyla üretilip karaciğer ve böbrek gibi bazı organlarda depolanır. Bu yüzden B12 vitamini temin etmenin en sağlam yolu, hayvan karaciğer ve böbreği tüketmektir. B12; süt ürünleri, balık ve yumurtada bol miktarda bulunur. Her şeye gücü yettiğini zanneden insanoğlunun yaşamak için mikroorganizmalara muhtaç kılınması ve bakteri gibi basit(!) bir canlıya, böyle bir madde için bu kadar önem verilmesi, evrimcilerin gözü ile bakıldığında açıklanamaz bir durumdur. Acaba atalarımız bakteri(!) iken sahip oldukları B12 vitamini sentezleme kabiliyetlerini -ihtiyaç devam etmesine rağmen- niçin terk etmişler veya kaybetmişlerdir? Henüz bakteri iken sahip olduğumuz(!) böyle kıymetli bir kabiliyet bir anda niçin kaybolmuştur(!) Hâlbuki insan hayatında bu maddeye her dâim ihtiyaç olmuştur ve Yüce Yaratıcı, bizim ihtiyaçlarımızın karşılanmasına memur ettiği canlılardan olan mikroorganizmalara bu vazifeyi vermiştir. B12 vitamini besinlerle alındıktan sonra vücudumuzda nasıl bir yolculuğa çıkar? İnsanın gıdalarla aldığı kobalamin, ince bağırsağın son bölümünde (ileum) kendini tanıyan ve vücuda kazandıran hücre zarındaki hususi alıcılar (reseptör) tarafından tutulur ve kana geçirilir. B12 vitamininin emilerek kana geçirilebilmesi için, midede asidi salgılatılan parietal hücrelerinde üretilen bir glikoprotein olan “intrinsik faktör”ün bu vitamine bağlanmış olması şarttır. Vitamin, bu faktör ile bağlanmazsa kesinlikle bağırsaklardan emilemez. Vitamin emildikten sonra kanda dolaşan “transkobalamin” isimli taşıyıcı proteine bağlanır, hücrelere girebilmesi için de, transkobalamin II isimli bir başka protein gerekir. B12, karaciğerde uzun süre insanın ihtiyacını karşılayacak kadar depo edilebilir. Kobalamin yetersizliği neticesi ortaya çıkan tabloya öldürücü kansızlık (pernisiyöz anemi) denir. Vitamin yetmezliği; yetersiz beslenme (örnek: vejetaryenler) veya midede intrinsik faktör üretilememesi neticesinde ortaya çıkabilir. Kobalamin eksikliği, vücutta yeni hücre üretiminde, bilhassa yeni kırmızı kan hücreleri yapımı için vazifeli kök hücrelerinin bölünmesinde gerekli DNA’nın sentezinde bozulmaya sebep olur. Bunun neticesinde kemik iliğinde henüz olgunlaşmamış, vazifesini yapamayan ve çapları normalden büyük kırmızı kan hücrelerini oluşturacak öncü hücreler dolaşıma verilir. Parietal hücreler nerede eğitim gördü? Midesi alınmış veya intrinsik faktör üretemeyen kişilerde bu vitaminin vücuda kazandırılması mümkün değildir. Peki, mide gibi aslî vazifesi gıdaları kısmî olarak sindirmek ve bağırsaklara fasılalı geçişi ayarlamak olan bir organ niçin intrinsik faktör sentezler? Vücudun bu maddeye olan ihtiyacını nereden bilir? Dahası bu maddenin bağırsaklardan emilebilmesi için gerekli olan son derece hususi bir şeker, protein karışımı maddeyi sentezlemeyi nasıl öğrenmiştir? Vücut bu kadar karmaşık bir molekül üretip B12 vitaminini bağlayacağına niçin vitaminin kendisini üretme yoluna gitmemiştir? Ayrıca ne işe yaradığını bilmediği, nasıl bağlanacağı ve korunacağı konusunda biyo-kimya, fizyoloji ve farmakoloji eğitimi almamış parietal hücreler bu maddeyi bağlamak için gerekli hususiyetleri nasıl öğrenmişler ve bu maddeyi hangi lâboratuvarda sentez edip denemişlerdir? Midede asit salgılayan hücreler aynı zamanda intrinsik faktörü niçin üretir? Midemize salgılatılan hidroklorik asit ve pepsinojen isimli enzim, proteinleri yapıtaşlarına (aminoasit) ayırmak içindir. Asit salgılayan parietal hücreler, aynı zamanda salgıladıkları aside ve pepsinojen enzimine dayanıklı bir protein üretirler (intrinsik faktör). Bu hücreler, protein olduğu hâlde parçalanmayacak, mide asidinden korunacak ve aynı zamanda sadece B12 vitamini gibi son derece az miktarda alınan bir maddeye tutunabilecek bir protein sentezini nasıl öğrenmişlerdir? Mide öyle bir mevkidir ki, burada salgılatılan hidroklorik asit, temizlik için kullanılan çamaşır suyuna benzer bir maddedir ve mideden başka yere döküldüğünde büyük bir tahriş edici tesire sahip kılınmıştır. Bu asidin çok az miktarı yemek borusuna geçtiğinde (reflü, kursak kaynaması) çok şiddetli yanmalara sebep olur. Mide; gıda ve sıvılarla doldurulduğunda karmaşık bir hâl alır. Bu asit kazanının içinde B12 gibi çok az olan bir vitamini arayıp bulmak ve onu yakalayıp bağlamak, üstelik bu sırada asitten zarar görmemek muhteşem bir ibret tablosudur! Vitamin ile birleşmiş intrinsik faktör, ince bağırsaklarda yolculuğuna devam eder ve bağırsağın son bölümü olan ileumdaki emilme bölgesine ulaşır. Buradaki emilme işinde vazife yapan bağırsak hücrelerinin zarındaki kapılar sadece bu B12-intrinsik faktör kompleksi için açılır ve sadece onları içeriye alır. Bağırsak hücresinin içinde misafir edilen B12 vitamini, daha sonra kanda dolaşırken kendisine mihmândârlık edecek taşıyıcı molekül olan transkobalamine bağlanır ve ihtiyaç duyulan hücrelere kan yolu ile taşınır. Bütün vücut hücrelerinin ihtiyacı olan vitamin, herhangi bir hücreye ulaştığında burada kendisini taşıyacak yeni bir nakil vasıtası olan transkobalamin II ile birleştirilir. Böylece vitamin vazife göreceği mevkie varmış olur. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da bazı unsurların zâhiren çok basit olduğu hâlde, mutlaka ihtiyaç duyulan bünyeye dışarıdan alınması gerektiğidir. Maalesef kansızlık çeken birçok insanın temel problemi bu vitaminin eksikliği olduğu hâlde, sebebi pek bilinmediğinden gerekli tedavi yapılmamaktadır. |
|


