|
İhsanlar Ufkunda Bir Lütuf Daha
Metin DIĞRAK |
|
Eski çağlardan beri tabipler ve tabiat araştırmacıları tabiatı büyük bir eczahane olarak görmüşler, çeşitli hastalıkları bu eczahaneden topladıkları bitkilerle tedavi etmişlerdir. İşte bu bitkilerden biri de meyan otudur. Dünya üzerinde orta kuşakta yetişen meyan otu (Glyerrhiza spp.) türlerinin köklerinden elde edilen maddeler halen tıpta ve endüstride kullanılmaktadır. Toprak üstü kısımları değerli bir yem olmasına rağmen, ülkemizde değerlendirilmemektedir. Uzun ömürlü bir bitki olan Glycrrhiza cinsinin bütün türlerine meyan otu denilmektedir. Bulunduğu yerlere göre boylan 20-200 cm. yüksekliğe erişir. Bir sap etrafına simetrik olarak dizilmiş olan yaprakcıklar ile, bileşik yaprağı teşkil eder. Bol çiçek açar ve çiçek salkımı 15 cm. uzunluğuna erişen bir eksen etrafında, gevşek ve homojen olarak bulunur. Meyveleri kapsül şeklindedir (Oğuz, 1972). Derinlemesine 7m.'ye kadar inen kökler en fazla 4 cm. kalınlığa erişir. Kök tatlı olup bu tad, Glisirhizin, Sakkaroz, d-Glukoz, Mannit gibi maddelerin mevcudiyetinden ileri gelir. Bundan başka Asparagin, yağ, reçine ve sarı bir renk maddesi bulunur (Wünsche, 1928). Glisirhizin, şekerden 50-500 defa daha tatlı olan bir maddedir. Kalori değeri düşüktür. Fakat yan tesirleri sebebiyle suni tatlandırıcı olarak kullanılmamaktadır. Meyan kökü, öksürük şuruplarında balgam söktürücü (eks-pektoran) ve öksürük pastillerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Glisirhizinin, antienflamatuvar (iltihaba karşı) tesire sahip olduğu tesbit edilmiştir. Bu maddenin hidrolizi ile gliseritik asit elde edilir. Gliseritik asit ise iltihaba karşı tesirlidir. Meyan kökünün düşük nisbette glisirhizin taşıyan ekstreleri, gastrit ülser tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca hazmı kolaylaştırır ve elektrolit su dengesini ayarlayıcı özelliğe sahiptir; nefes darlığı ve bronşitte kaynatılarak içilir. Evliya Çelebi ise Seyahatname'sinde meyan kökü hülasası hakkında şöyle demektedir. "Bu edviye, değirmenlerde öğütülüp bir gece suda yatırıp şerbetini çıkarırlar. Sabah-akşam birer kâse nûş ederler. Cemi ehl-i Mısır bundan deva ve şifa bulup ismine 'ırkıssus' derler. Vücud-i insanda olan cümle ahlatı ve sevdayı ve safrayı ve balgamı ve malihulyayı ve sadırda (göğüste) olan dıykunnefesi vesairi defeder. Şiddet-i harda nûş edenin hararetini defeder. Hususan habs-i bevle (sidik zoru) müptela olan kimseler nûş etse mesane yolunu açup tathir edüp safayi hatır ile tebevvül olunur, gayet müdrir şeydir. Hatta mesanede hasıl olan taşı dahi eritüp çıkarır ve mahveder. Hekim Davud tezkeresi müfredatında yetmiş nevi hassasını yazmış, mücerrebdir. Amma bu Balat şehrinde leziz ve kalın olur. Zira, kumsal yerde kök kök olup zir-i zemine (yer altına) müstevli olur. Balat halkı ekseriya bu meyan kök ile kifaflanur ve geçinirler." (Aksoy ve İskit, 1962). Meyan kökünün kurutulup sıkıştırılması ile ses geçirmeyen tahtaya benzeyen plaklar ve ateşe dayanıklı maddeler yapılabilmektedir. Ayrıca, kökten elde edilen maddeler, tablo yapımında, ayakkabı boyası olarak ve tekstil sanayiinde kullanılmaktadır. Günümüz insanının maruz bulunduğu bazı hastalıkların tabiatın bağrında yetişen bitkilerle tedavi edilmesi bize bir kere daha tabiatın büyük bir ilâhi eczahane olduğunu göstermektedir LİTERATÜR 1. Aksoy, M. ve İskit. Evliya Çelebi Seyahatnamesi "nden En Güzel Seçmeler. İskit Yayınevi, 1962, s. 265-266. 2. Oğuz, G. Türkiye Glycrrhiza L. Türleri ile İlgili Morfolojik ve Taksonomik Bir Araştırma. Ege Üniv. Fen Fak. ilmi Raporlar Serisi No.114, İzmir, 1972. 3. Wünsche, D. Die Pflanzen Deutschlands cine Anleitung zu ihrer Kenntnis. Verlag und Druck von B.G. Teubner, Leibzig und Berlin, 1928. |
|


